Son aylarda ülkenin temel meselelerini, iktisadi sorunları ve dış politikadaki yanlışları adeta açılım tartışmalarıyla ülke gündeminden uzaklaştırmış bulunuyoruz. Aylardır açılımla yatırılıyoruz ve açılımla kaldırılıyoruz. Kürt açılımı denen gariplikle demokratik açılım birbirine maksatlı olarak karıştırılmıştır. Dışarıdan takviye almak, dış telkinlerle hareket etme alışkanlığımız sürüyor. Takviye gerekti mi, Hilmi Hoca sahaya çıkıyor. Türkiye’nin isminin bile ne olması gerektiğini bize tartıştırıyor. Son altı senedir neleri tartışıyoruz sorusunun cevabı, herhalde bu iktidarın kulağına bazı şeyleri üfleyenler ve Hilmi Hoca gibi örneklerde aranmalıdır.
AB yetkililerinin ve sözde dost ve müttefiklerimizin bazı temsilcilerinin hakaret ve itham dolu sözleri karşısında başı önlerinde olan yöneticilerimiz içeride aslan kesiliyorlar. Demek ki; birbirimize hükmümüz geçiyor. Geçenlerde Başbakan fena halde celallendi. Siyasetin üslubuna bize göre uygun olmayan ifadeler kullandı. Oysa, NATO Genel Sekreterliği için Rastmussen’e oy verdik. Karen Fogg’larla işbirliği yaptık. Obama TBMM’ni ziyarette yaptığı konuşmada Kürt azınlıktan, Ruhban Okulunun açılmasından, dini azınlıklara haklar verilmesinden, Irak Hükümeti ve Irak Kürt liderleriyle işbirliği yapılmasından bahsetmesine rağmen; kendisine “alçak” ve “namussuz” diyen olmadı. 2007 yılında David Phillips, 2008’de ABD Dışişleri Bakanlığı uzmanlarından Henry Barkey tarafından hazırlanan raporlara ses çıkmadı. Bunları bir tarafa bırakalım; Başbakanlıkta malum liberal ve vatansız orkestraya hazırlattırılan raporlar da diğerlerinden farklı değildi. Bunlara da alçak ve namussuz denmedi.
Bize yukarıda belirtilen raporlarda dayatılan maddeler arasında TCK’nun 301. Maddesinin değiştirilmesi, yani Türklüğe ve milli kurumlara hakaretin suç olmaktan çıkarılması vardı. Bu ev ödevini yerine getirdiler. Irak’ın kuzeyindeki Kürt liderlerle ilişkilerin geliştirilmesi emredildi. Yine emir büyük yerden olunca; gerçekleştirildi. DTP muhatap alındı. Üstelik, Sayın Başbakan “DTP, PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmezse; onlarla görüşmem” demesine rağmen… Kürtçe yayın konusunda TRT şeş-beşe geçtik. Dağdakileri topluma kazandırma şeklinde örtülü aflar ise; açılımın yolunda yer alıyor. Bazı önde gelen PKK yöneticilerinin üçüncü bazı ülkelerde mülteci olması da bu dayatmaların arasında yer alıyor. Bunlarla beraber, bazı müttefiklerimizin ve AB yetkililerinin Güneydoğu ziyaretleri, basına kapalı temasları ve İçişlerimize yapılan müdahalelere ses çıkarılmadı. Nede olsa bunlar, bizi demokratikleştirecek sözde dost tavsiyeleriydi!
Bunların hepsinde dün olduğu gibi bugün de Müslüman azınlık yaratma ve Türk tarihinden intikam alarak Türkiye’nin milli ve üniter devlet yapısını değiştirtmek vardır. Hayali AB üyeliği yolunda Türkiye’den çok farklı ve çirkin taleplerde bulunmanın altında da bu yatmaktadır. Ancak, Ankara’da maalesef bazılarının havlamaları, hep rahatsız oldukları kurt sesini bastırdı. Kurt, köpeklere rağmen sesini çıkarınca neredeyse bazıları onu azarlamaya cüret etti. Ona milliyetçilik dersi vermeye kalktılar. “Milliyetçilik dönemi kapandı, küresel çağda yaşıyoruz” demelerine rağmen… Siyaseti çirkinleştiren ve demokrasiye itibar ve kan kaybettiren örnekler saymakla bitmez.
Dış kaynaklı dayatmaları ve bize tartıştırılanları bir makaleye sığdırmak mümkün değil; ama şu yalandan kaçınalım: Türkiye’nin sorunlarını Türkiye çözüyor. İktidar çoğulcu demokrasiye sığınacağı yerde, çoğunluğuna dayanarak demokratik terör estiriyor, fikir, düşünce ve basın hürriyeti üzerinde baskı yaratıyor ve çoğunlukçu demokrasi uyguluyor. Devletin dışında resmi kanala paralel bir örgütlenme ve kadrolaşma dikkati çekiyor. İktidar yanlısı olmayan her şeyin alternatifi yaratılmak isteniyor. Oysa, demokrasilerde muhalefete ve iktidarın hoşuna gitmeyecek söz ve tekliflere de ihtiyaç var.
Bunlar yapılırken barış, istikrar ve kardeşlikten bahsediyoruz. Alt yapısını tahrip etmeye çalıştığımız değerleri -ki buna milli kimliğimiz olan Türklüğümüz de dahildir- hesaba katmadan; birlik, bütünlük ve kardeşlikten bahsediyoruz. Türk kimliğinin, milli ve manevi değerlerimizin reddedildiği, saldırıldığı yerde kardeşlik, istikrar ve huzur olamayacağını da herkes biliyor. Ancak, durumu kurtarmak ve şimşekleri çekmemek için bu ve benzeri ifadelere sık sık başvuruluyor.