Dava Adamı

53

Hepimizin bildiği gibi dava “Bir kimsenin başkasından mahkeme huzurunda hakkını istemesi, adaletin tahsisi için mahkemeye başvurma ifadesidir” diyebiliriz. Bir bakıma dava aslında bir hakkı savunmak, onu muhafaza etmek, müdafa etmek, o hak olanı sahiplenmektir. Dava; yoluna baş koyulan, uğruna bir takım meşakkatlere katlanılan, gerçekleşmesi için mücadele edilen fikirdir, idealdir, ülküdür, inançtır. Bu davayı sahiplenen, gönül veren ve ömür verenlere de dava adamı derler.

Türkler İslam’la şereflendiğinde kutlu davaları olmuş “ilay-ı kelimetullah” ve “Nizam-ı alem” davası. Bütün Türk Liderleri, Türk komutanları ve Türk halkı bu kutlu davaya hizmet etmişlerdir. Dava adamı davasını yaşatmak ve yaymak için önce  o davayı kendisi yaşar. Her türlü fedakarlıklara katlanır. Dava karşıtı her türlü inanç, davranış, anlayış ve otoriteye karşı başkaldırış halindedir. Dava adamı; dinçtir, dinamiktir, gözünü budaktan sakınmaz, halkla irtibat halinde onların gönüllerindedir. Dava adamı davası gereği tasavvur sahibidir, ileri görüşlüdür, toplumu maceraya atmaz. İnsanlığın yücelmesine hizmet edendir. Onların hedefi insanların önüne sunulan sahteciliğin sahte olduğunu gösterip hakikatin peşine gitmelerini sağlamaktır. Dava adamı halk çağrısına yeteri kadar karşılık vermediği zaman halkına küsmeyen adamdır. Dava adamı sabırlıdır. “Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin. Ülke için gerçek amaç ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhine bulunacaktır, seni yolundan çevirmeye çalışacaktır, fakat sen buna karşı direneceksin, önüne sonsuz engeller yığacaklardır. Kendini büyük değil küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra büyük derlerse bunu söyleyenlere GÜLECEKSİN!” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün şu ifadeleri Dava adamı konusunda manidardır diye düşünüyorum.

Dava adamı emanete sadakat, ahde vefa gösteren insandır. Dava adamı mal için, mülk için, iktidar olmak için, itibar ve ikbal uğruna davayı terk etmez. Dava adamı satmaz ve satın alınmaz insanlardır. Hepinizin bildiği Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Mekke ileri gelenlerin (müşriklerin) gönderdiği aracılara verdiği cevap çok önemlidir. Tebliğinden vazgeçmesi karşılığında teklif edilenlere karşılık ne demiştir? “Sağ elime güneşi, sol elime kameri verseler yine bu Hak devadan dönmem. Ya bu dava yürür veya Allah yolunda bir Muhammed ölür!”. Bu cümleler dava adamları için önemli bir düsturdur.

Dava adamı davasını dert edinen, davasının gayesini iyi bilen, yanlışın karşısında duran, Allah (c.c.)’tan başka kimseden korkmayan, insan ilişkilerde latif olan, her türlü iç ve dış tehditlere karşı uyanık olan, davasına maddi manevi destek olan, birlikten kuvvet doğar bilinci bulunan, hak hukuk konularına duyarlı, çevre dostu olan adamdır. Dava adamı sevgi kaynağıdır, hizmet kaynağıdır, engin müsamaha kaynağıdır, merhamet kaynağıdır. “Sevgi gelince tüm eksikler tamam olur.” der Yunus Emre. Dava adamı bu sözü bilendir. “Eğer mümkün olsaydı milletim için küre-i arzı (yer küreyi) sırtımda taşırdım” diyebilen Fatih Sultan Mehmet, milleti ile arasındaki ilişkinin, milletine verdiği değerin, ne kadar üst düzeyde olduğunun ifadesidir ve manidardır.

Eğer dava adamları gönül insanlarını terbiyesinden geçtiklerinde dava adamlıklarındaki yük biraz daha azalır. Bu bilinçle, Dava adamları gönül insanları tarafından şekillendiriliyor. Şeyh Edibali’nin Osman Gazi’ye nasihatini hatırlayalım: “Ey Osmancık; beysin. Bundan sonra öfke bize, uysallık sana; güceniklik bize, gönül almak sana; suçlamak bize, katlanmak sana; bundan böyle, yanılgı bize, hoş görmek sana; aciz bize, yardım sana; geçimsizlikler, uyuşmazlıklar, anlaşmazlıklar, çatışmalar bize, adalet sana; kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlama sana. Ey Osmancık bundan böyle, bölmek bize, bütünlemek sana; üşengeçlik bize, gayret sana; uyuşukluk bize, rahat bize, uyarmak şevklendirmek, gayretlendirmek sana…” . Herkes tarafından bilinen Ertuğrul gazinin Osman Gazi’ye nasihatları Dava adamı olma yolundakiler için hep birer örnek teşkil etmiştir.

Size yakın tarihten bir dava adamı, gönül adamı Galip Erdem’in sözlerini de burada yazmadan geçemeyeceğim. Ne diyor? Galip Erdem “Gayretleriniz, menfaatlerinizin korunmasına değil, milletimizin refah ve saadetine dönük olsun. Ve en önemlisi; Türk’ün varlık davası dışında kalan meseleler yüzünden, sonunda uzlaşmak zorunda kalacağınız kuvvetlerle karşı karşıya gelmeyin. Amma, kim olursa olsun, millî varlığımızı tehlikeye atan bir davada çatışırsanız, işte o vakit asla geri dönmeyin. Bugün, iradenizi önlemek isteyen kimselere, güceneceksiniz; yalnız, katiyen husumet duymayacaksınız. Çünkü onlar da, nihayet, bu aziz toprakların çocuklarıdır. Hata edebilirler. Sizin de çok hatalarınız olmuştur. Yüreğinizdeki millet sevgisini, imkân buldukça, önünüze dikilenlere de açınız. Türk ordusunu, kuvvetinden çekindiğiniz için değil, milliyetçilik öyle emrettiği için seviniz. Onlar da sizi sevmeğe başlayacak ve millî hâkimiyeti temsil hakkında doğan gücünüze, şaşmaz bir sevgi göstermeyi öğreneceklerdir.”  İfadelerinin ne kadar güçlü olduğunu ne kadar engin bir görüşe sahip olduğunu, dava adamı olma ilkeleri ile nasıl örtüştüğünü görme açısından önemli bir örnek diye düşünüyorum.

Bu ve benzer ifadelerle yetişmiş bir dava adamı ne diyor. “Allah’ın izniyle olursak da milletle olacağız, olmasak da milletle olmayacağız. Yarın bize ahrette Allah niye iktidar olmadın diye sormayacak. Derse, vermediler deriz. Şimdi yoldan geldik, yola gideceğiz, hiç birimizin garantisi yok. Ayakta duranın da oturanın da garantisi yok. Ruh bir saniyeliktir. “Küf ” dedi mi bir soluktur gitti. Bunun da nerde ve nasıl geleceği ne şekilde yakalayacağı belli değil. 1 saniyenize hakim değilsiniz. Bir saniyesine bile hakim olamadığımız hükmedemediğimiz bir hayat için bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur. Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz, dik duracağız doğru gideceğiz. Allah’ın izniyle hayatım boyunca hep böyle gittim, bundan sonrada böyle gideceğim ve bu yol açılacak……”

2007 yılında Hülya Okur’a verdiği bir mülakatta da ” İnsan öncelikle nefsini, ruhuna, ruhunu, Allah’ına tabii kılacak.”,”20-21 yaşlarında dünyayı omuzlayacak kadar güçlü hissediyordum kendimi”, “Ben hakkın yanında yer alırım, bedeli ağır olsa da.”, “Mecnunu dağa düşüren Leyla’sıdır”, “Bizim Kızıl elmamız; Türk birliğidir, Türk İslam birliğidir.” demiştir.

Tüm insanlığın başı sağ olsun….. Ruhun şad olsun gül medeniyetinin mümtaz şahsiyeti….