Cumhûriyet’e Beş Kala!

169

Cumhûriyet, gerçek bir idare tarzıdır.

     Temeli, Saâdet Asrı’nı asırlarca önce yaşatan Hz. Muhammed’e Allah tarafından vahyedilen,

     Kur’an-ı Kerîm’le atılmıştır.

     Türk milleti Cumhûriyet’ten önceki idare tarzıyla;

     Yani bir hükümdârın başkanlığı altında millet meclisi ile idare edilen,

     Bir devlet sistemi olan I. Meşrutiyet (1876 – 1878) ve II. Meşrutiyet (1908 -1922) ile,

     Cumhûriyet için, bütün eksik ve kusûrlarına rağmen, asırlar sonra da olsa, ilk adımını attı.

     Bazı kayıt ve şartlarla bile olsa, bu rejimin artık çerçevelenmesinin gerektiği dile getirildi.

     Meşveret, adâlet ve kuvvetin kanunda toplanması,

     Evvelemirde istenen hususların başında geliyordu.

     Ayrıca meşveret ve Kanunu-u Esasî / Anayasa’nın, hakikî adâlete dayanmasının;

     İslâm’ın da istediği meşverete / danışma, görüşme ve istişare meclisine uyulması gerektiği,

     Çeşitli basın organlarında ısrarla ifade edildi. Meşrutiyet’i meşruiyet ünvanı / meşruluk,

     İslâm’a uygunluk dairesinde kabul edilip benimsenmesinin icap ettiği,

     Yine basın yoluyla ayrıca nazarlara verilmeye çalışıldı.

     Meşrutiyet’in güzel karşılanması, dikkatle korunmasının ehemmiyet ve önemi;

     Zihinlere nakşedildi, halka telkîn edildi, hararetle tavsiye edildi.

     Çünkü dünyada emin ve güvenli yaşamanın;

     Bu düstur ve prensiplere bağlı olduğu; halk yığınları karşısında seslendirildi.

     Aksi takdirde, II. Abdülhamid’in istemiyerek yaptığı istibdattan daha büyük

     Ve çok daha tehlikeli ve o nispette baskıcı bir rejimle karşılaşılacağı gerçeğine,

     Milletin dikkati çekildi.

     Meşrutiyet’i meşruiyet / meşruluk ünvanı ile kabul edip,

     Samimiyetle benimsememizin hayâtî lüzumu;

     Millete hitap eden çeşitli neşriyatlarla dile getirildi.

     Böylece Meşrutiyet’i koruma ve devam ettirmenin;

     Hepimize düşen millî bir görev olduğuna işaret edildi.

     Meşrutiyet’ten milletçe, bilhassa şu husûsların yerine getirilmesi, özellikle istendi:

     Kalplerin birliği, milletin birbirini sevmesi, eğitime önem verilmesi,

     Çalışmaya özen gösterilmesi, gayri meşru isteklerden uzak durulması,

     Hakk’a istinat edilip dayanılması, kanun egemenliğinin kabul edilmesi,

     Millet hâkimiyetinin asıl olması, meclisin açılması, fikir hürriyetinin  sağlanması gibi husûslar.

     İşte ancak bu istekler benimsendiği takdirde,

     Meşrutiyet’in meşrûluğunun söz konusu olacağı yazılıp çizildi.

     İşte ancak bu şekilde, Padişahın tek başına yapmak istediği hâkimiyetinin önüne geçilebilecek.

     Efkâr-ı umumî / umumun, genelin fikirleri,

     Yani kamuoyu; sesini duyurmak imkânı bulabilecekti.   

     Böylece, vatandaş içinde yer aldığı millete lâyık olma fırsatını da yakalamış olacaktı.

     Millet sahip çıktığı müddetçe, bu kıymetin baş tacı edileceği keyfiyeti,

     Dimağlara nakşedilmiş olacaktı.

     Öyleyse Meşrutiyet; meşruiyet / meşruluk ünvanı / sanısı ile telâkki adilip, anlaşılmalı.

     Ancak bu şekilde telkin edilip, bu şekilde fikirler aşılanmalıydı.

     Ta ki, yeni ve dinsiz bir istibdat / baskı rejimi; pis eliyle o mübarek Meşrutiyet’i

     Garazlarına / kötü emel ve gayelerine siper etmekle / korunak yapmakla lekelemesin.

     Hürriyet; İslâm edep ve âdâbıyla kayıt kuyut altına alınmalı ki, câhil fert ve halk tabakaları;

     Sınır ve dinî ölçüleri tanımayıp başıboş bir halde kalarak;

     Sefîh / zevk ve eğlenceye düşkün bir yaşayış içinde kendilerini bulmasınlar.

     İtaatsız olarak, ele avuca sığmaz bir hâl almasınlar.

Önceki İçerik  15 Kasım…
Sonraki İçerik
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.