CHP Genel Başkanı Sn. Özgür Özel’e açık mektup.

97

Büyük Ata’mızın, 10. yıl Nutku’ nun sonunda, çok büyük bir öngörüyle dile getirdiği ve Cumhuriyetimizi yıkılmaz sağlam bir temele oturtan “Ne mutlu Türküm diyene”  ifadesindeki  “Türk” kelimesi,

Türk ırkını değil, Ulus Birliğimizin adını tanımlamaktadır.

1. Bu durumda, ikide birde, Türkler, Kürtler, Çerkezler, Lazlar vb diye Türk Ulus Birliğindeki halkları sıralarken,

Türk Milletini de sık sık vurgulamanız gerekmez mi?.

2. Türkiye Cumhuriyeti Ulus Birliğinin yüzüncü yılında, son yirmi yılın büyük tahribatlarına ve kırk yıldır PKK saldırılarına rağmen, nüfus kimliklerinde etnik kökeni yazmayan ve bu nedenle en ideal anayasal yurttaşlık eşitliği içindeki tüm yurttaşları eşit şekilde hukukun üstünlüğü ile kapsayan, komşularıyla barış içinde yaşayan, modern sanayi toplumu eşiğinden içeri girmiş bir Ulus Devletimize ulaşmış bulunuyoruz.

İnsanoğlu kadim tarih boyunca, savaşmadan barış içinde yaşama, üretici güçlerini ve neslini çoğaltma amacıyla daha geniş bir havzada birlikler kurma çabasında iken, kimi prens veya aşiret sahipleri, derebeyliklerini sürdürmek için birliğe şiddetle, karşı koymuşlardır. Sonuçta bu birlikler güle oynaya oluşmamıştır.

İtalya birliği buna en çarpıcı bir örnektir. Sn. Özgür Özel. Cumhuriyetimizin kurucusu CHP Genel Başkanı sıfatınızla, Ulus Birliğimizi ve Cumhuriyetimizi yıkmak üzere ordulaşarak silahlı isyana kalkışan Şeyh Sait’e, hain demek zorundasınız. Başka bir lüksünüz yok.

3. Güneydoğumuzda görev yapan güvenlik güçlerimizi, mesela oraları işgal etmiş olan Yunan güçleri gibi gören PKK, askerlerimizi, polislerimizi katletmeyi meşru olarak görmektedir. HDP, DEM vb ise, şehitlerimiz ile ilgili hiçbir taziyede bulunmamaktadır. Ben, HDP ve türevi siyasi parti yetkililerinin ve yandaşları kanaat satıcılarının, barış ve demokrasi söylemlerini, milleti keriz yerine koymak istemek olarak görmekteyim.

Ama, bazı siyasiler, kanaat satıcıları, maksatlı olarak, üst beyinlerinin, yani insanlara has bir yapılanma olan beyin kabuğunun uydurduğu kavramlarla, kendilerine yalanlar söyleyerek, yani limbik sistemlerini kandırarak, buradan, bu partilerin barışçı, demokrat olduğuna dair bir yanıt alabilir ve buna inanabilirler de. Ama her mahallesinden, çocuğunun, komşusun çocuğunun ve bir yakınının cenazesini elleriyle toprağa vermiş Anadolu halkının, en alt beynimizde bulunan, sadece savunma ve emniyet referansları ile donanmış olan “Amigdala” sı aldanmaz ve çocuklarını katleden PKK, HDP, DEM i de düşmanı olarak görür.

Bunu AKP de çok isabetli olarak gördü aslında. Bunu uzman sosyologlarınızla bir değerlendirin lütfen.

4. Seçim konuşmalarınızda dile getirdiğiniz gibi “Kürt seçmeni” yoktur. Seçmenlerin  “Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni” gibi etnik ve dinsel kökenleriyle birlikte tanımlanması doğrumu dur.

Siyasi partilerin kayıtlı üyeleri tabi ki vardır ama kayıtlı seçmenleri olamaz değil mi? Seçmen bu gün bir  partiye oy vermiştir, yarın başka bir partiye oy verebilir. Seçmen hiçbir partinin tapulu malı değildir.

5. Yine seçim konuşmalarınızdan birinde aynen şunları demiştiniz.

“Senin Rize ‘li hemşerilerin kendilerine, kendi belediye başkanlarını seçebiliyorlar.

Elli dört yerleşim yerinde ise Kürtler, kendi belediye başkanlarını seçince kayyum atıyorsun.”

Yukarıdaki söyleminize göre, Rize’ lilere de bir alt kimlik yapıştırmanız gerekmez miydi, bunu niye yapamadınız. Çünkü mantıklı bir temeli yoktu.

6. Kürt sorununu TBMM de çözeceğiz diye vaat ediyorsunuz. Ulus birliğimizdeki yurttaşlarımızın tanımlamasını da yapan Lozan anlaşması değil midir. Bu durumda, Lozan anlaşmasını TBMM de tartışmaya açıyor olmayacak mısınız. Bunun sonucunda TBMM de, Yeni CHP sayesinde de oluşmuş olan gerici bir blokla kol kola, Ulus – Yurttaş kimliğimizin yok edilerek, ümmet kimlikli, imtiyazlı ruhban, burjuvazi ve bürokrat sınıfın egemen olduğu faşist bir İslam Cumhuriyetine doğru gidişin kapısını açmış olmayacak mısınız.

7. Son olarak 15 Haziran 2024 tarihinde, T24 yayın organına verdiğiniz yanıtlarda şöyle diyorsunuz.

“Türkler için de bir normalleşme yok, Kürtler için de bir normalleşme yok”

Sn. Özgür Özel bu söyleminizle, sanki iki milletli bir yapıya dönüşmüş gibi olmuyor muyuz?

8. Bütün bu söylemlerinizin bir sonucu olarak, Diyarbakır da bulunan bir kafede Kürtçe dışında hiçbir dilde konuşanlara hizmet verilmemesini, iletişimin sadece Kürtçe yapılmasını nasıl değerlendireceksiniz.

Nereye koşuyorsunuz, Sn. Özgür Özel.

İbni Haldun’un Mukaddime eserinde konu ettiği gibi, Ulus Birliğimizin Asabiye bağını zedelediğinizin ve Cumhuriyetimize darbeler vurduğunuzun farkında bile değil misiniz yoksa.

Son olarak size şunu söyleyeyim, Sn. Özgür Özel.

“Ben, bir toz zerresi kadar bile ırkçı milliyetçi değilim.

Kendimi Kürt halkının dostu olarak görürüm. ABD, AB taşeronu, PKK, HDP ve türevi siyasi oluşumları ise,

Kürt halkının neslinin gelişmesini engelleyen hatta neslini kıran bir düşmanı olarak görürüm.”