Çanakkale’yi Geçilmez Yapan İki Gerçek

56

18 Mart 1915’te başlayan Çanakkale savaşlarının, kanla yazılan o
destanın ardından tam 106 yıl geçti

     Tarihten silinmek istenen bir devletin, yok
edilmek istenen bir milletin toprağını, bayrağını, namusunu, şerefini,
ecdadından yadigâr her ne varsa korumak adına; canını verdiği ama bu
değerlerinden, vatan topraklarından bir zerresini bile düşmanına teslim etmediği
bir dönemi anlatır bu zaman…

      Çanakkale; Türk Milletinin vatanına sevdalı 213.882
yiğidinin, aziz vatan topraklarımız uğruna seve, seve hayatlarını feda ettiği
destanın adıdır.

      Bu destan; Çanakkale sırtlarında ‘’Allah’ın
Adını Yürekten Haykıranların’’ kanlarıyla yazılmıştır.
    

 Dünya var olduğu sürece, Türk Milletini tarih
sahnesinden silmek isteyen emperyalist güçler; tarih sayfalarını aralayıp, Çanakkale’yi neden geçemedik? Diye
sorguladıklarında:

       Büyük
Türk Ulusunun vatanına, bayrağına, milletine, devletine olan sevdasını görecek,
vatan bellediğimiz bu gazi toprakları ele geçirmeye kalkışmanın bedelinin ne
olduğu gerçeğini bir kez daha öğreneceklerdir.

      İngiliz donanmasının Çanakkale Boğazına ilk
saldırıları, 3 Kasım 1914 tarihinde yapılan Seddülbahir Kalesi bombardımanıyla
başlamıştır.

     Bu
saldırının ardından; Çanakkale seferinin fikir babası Winston Churchill’in 25
Kasım 1914 tarihinde İngiliz Savunma Konseyinde yaptığı konuşma dikkat
çekicidir.

    Der
ki:

  ‘’Osmanlı İmparatorluğunun ne olduğunu hepimiz
biliyoruz. Daha dünkü Balkan Savaşı bozgunu bunun kanıtı değil mi? Donanmamız
bir vuruşta Çanakkale Boğazı’nı ele geçirebilir. Topkapı açıklarında görülmesi
bile, bu hasta adamın ellerini kaldırıp teslim olması için yeter de artar
bile…’’

     Ancak Çanakkale’de hem deniz savaşlarında,
hem de kara savaşlarında büyük bir yenilgiye uğrayan düşmanın ve Churchill’in karşısında
hiç tahmin edemediği, aklına dahi getirmediği iki gerçek vardır:

    Birisi
savaş meydanlarının yiğit askeri Mehmetçik, diğeri ise; Yarbay Mustafa Kemal’dir.

    Mevzi
savaşları olarak şanlı tarihimizde yer alan Çanakkale muharebelerinin yaşanan
bu iki gerçeğin özü ve en çarpıcı yönü;   Mehmetçiğin Komutanına, Komutanın da Mehmetçiğine
olan sarsılmaz inancı ve güvenidir.

    Mustafa
Kemal’in Çanakkale Savaşları sırasında vermiş olduğu şu emir; Türk askerinin
Komutanına olan inancını, güvenini ama daha da önemlisi; hayatını vatanı için gözünü
kırpmadan nasıl feda ettiğinin çarpıcı bir kanıtıdır:

    19’ncu
Tümen Kumandanı Yarbay Mustafa Kemal Conk Bayırındadır. Kıyıya çıkan düşmanın
gücü karşısında, cephanesi biten birliklerimiz geri çekilmektedir. Yarbay
Mustafa, çekilen birliklerimizin karşına geçerek durdurur ve yere yatırır. Bunu
gören düşman da duraksar ve yere yatar. İşte bu duraksama; 19’ncu Tümen
Komutanı Yb. Mustafa Kemal’in ileriye hareket ettirdiği 57’nci Alay’a, kıyıya
çıkan düşmana taarruzu etmesi için önemli bir zaman sağlar. Ve O Büyük Dahi;
dünya savaş tarihine geçen şu emri verir:

   “Ben size taarruz emretmiyorum ölmeyi
emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler
ve kumandanlar gelebilir.”

     Bu
emir üzerine yapılan taarruz hava kararırken sahile yakın ilk sırtlara kadar
ulaşır. Böylece Çanakkale savunmasının omurgası teşekkül etmiş olur.

     Bu olay için Mustafa Kemal; “57’nci Alay
meşhur bir alaydır. Çünkü hepsi şehit olmuştur” der.

      Böylece Çanakkale
destanı kanla yazılırken, dünya savaş tarihinde de bir ilk yaşanmış olur. Çünkü
hiçbir savaşta; askerlerine “size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum” diyebilen
bir komutan yoktur. Ölüm emrini de, tereddütsüz yerine getiren Mehmetçik’ten
başka bir asker, Türk milletinden başka bir millet de bulunamaz.

      Aynı taarruzları izleyen İngiliz kuvvetleri
komutanı, General Hamilton ise yaşananları şöyle anlatmıştır: “Gebe dağlar Türk doğurmakta devam
ediyor.’’

    Evet, o destanın yazıldığı tarihte
Çanakkale savaşlarının yaşandığı boğaz bölgesini çevreleyen, dağlar, taşlar,
ağaçlar hülasa vatanımıza kucak açan ‘toprak ana’ dâhil, her yer Türk
doğurmuştur.

    Çünkü
bu vatan, düşman çizmesi altında değil, 
ay yıldızlı bayrağımızın altında yaşamak isteyenlerin yurduydu.

    Çünkü o gazi topraklar; işgal edenlerin,
mazluma zulmedenlerin değil, Allaha büyük bir tevekkülle iman edenlerin,
hayatlarını vatanı için seve, seve feda edenlerin yurduydu.

    Tabii
ki, ‘Gebe dağlar, Türk’ten başka’ ne doğuracaktı ki?

     Denizden
geçemeyeceğini anlayan düşman; bu defa 25 Nisan 1915’de Gelibolu Yarımadası’na
asker çıkararak şansını yeniden dener. Ancak bu teşebbüsleri karşısında yine
unuttukları, hesaba katamadıkları önemli bir şey daha vardır!

    Çünkü
Çanakkale’deki Türk Ordusu; sadece Alman Mareşali, Liman Von Sanders’in, bir
avuç Alman subayının komutasında değildir. 
 

     Çünkü onların karşısında ölümü hiçe sayarak
savaşan; bu vatanın gerçek sahipleri Mehmetçikler ve onların Türk Komutanları
vardır. İşte düşmanın unuttuğu, hesaba katamadığı şey de budur.  

     Allah’ın adını haykıran bu kahramanlar; İngilizlere
de, Fransızlara da, tarihin en acı yenilgisini Çanakkale’de tattıracaktır.

    ‘’Çanakkale
savaşlarında; 47.000 Fransız, 205.000 İngiliz/Hintli, Avustralyalı, Yeni
Zelandalı (Anzak) Senegalli ölmüştür. (bu savaşlarda İngilizler, müstemlekelerinin
askerlerini kullanmıştır..!)

     Tarihe; ‘’Kanla Yazılan Destan Çanakkale’’
olarak geçen, ‘’Çanakkale Geçilmez’’ deyimini yazdıran bu savaş sonrasında şu
sonuçlar ortaya çıkmıştır:

    .
Çanakkale Savaşı, Türk Milletine bir ‘’Mustafa Kemal’’ çıkarmıştır.

    . Çanakkale Savaşı, millet olabilmemizin
ulusal bilincini tüm dünyaya ispat etmiştir.

       Özet olarak Çanakkale Savaşları:

       Türk Milletinin yeniden doğuşunu
simgeleyen; şeref ve namusunun kurtarıldığı, ulusal benliğimize kavuştuğumuz,
Türk insanının yalnızca kendisine güvenmesi gerçeğini öğrendiği, bugünkü Güzel
Türkiye’mizin ortaya çıkması bakımından acı ve kanla yazılmış bir destandır.

       Ay Yıldızlı Al Bayraklarımızın gölgesiyle
şereflenen, her karışı şühedanın aziz kanlarıyla kutsanan bu gazi topraklar;
kendisini Büyük Türk Milletinin ayrılmaz bir parçası olarak gören vatan
evlatlarımızın çelikten pençeleriyle korunmakta, şahinden keskin gözleriyle
gözlenmektedir.

       Atalarımızdan bize emanet bu son yurdumuza göz
dikenler, bizi bizden ayırmanın peşinde olanlar; biz kez daha Çanakkale’de
yaşanan o destansı günleri hatırlamalı, Türk Milletinin vatan sevdasının ne
demek olduğunu iyi bellemelidir.

       (Vatan ve vazife uğruna hayatlarını seve,
seve feda eden tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyor, aziz hatıraları
önünde saygıyla eğiliyorum. Aynı rütbeyi taşmaktan onur duyduğum Tüm Gazilerimize
sağlık ve huzur dolu, uzun bir ömür diliyorum.)

                                                    
      ‘’Ne
Mutlu Türküm Diyene’’

Önceki İçerikİş ve Düşünce Adamı Ali Polat ile Konular Arasında Gezinti
Sonraki İçerik“Andımız”ın Okunmamasına Karar Verenler Türk Tarihi Önünde Sorumludur
Avatar photo
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.