Bir Dersaadet Sabahında Akıl, Bilim, Teknoloji Ve Kul Hakkı

47

Kıymetli Mehmet Kamil Berse İstanbul’da yayınlanan Şehir ve
Kültür Dergisi sahibi ve yöneticisi. Başkanı olduğu Dersaadet Platformu, her
ayın ilk cumartesi günü Üsküdar’daki sabah kahvaltısında bir konuşmacı ve konuk
aydınlarla birlikte olur. Yıllardır devam eden Dersaadet Platformu’nun ilk
baştaki konuşmacıları genelde yerel yöneticilerdi. Toplantı konuk konuşmasını
tamamladıktan sonra soru cevap şeklinde devam ederdi. Mesela iki dönem
yönetiminde bulunduğu ve sonra kendi rızası ile seçimlere katılmadığı Gaziantep
Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Dr. Asım Güzelbey Dersaadet Platformunun
konuğu oldu, ufuk açıcı ve düşündürücü konuşmasında bardağın her iki tarafından
da bahsetti. Çok çok faydalı bir sohbet olmuş, eleştirel düşünce bu konuşmada
yer almıştı. Daha sonra belediye başkanlarının iş yoğunluğundan yahut değişik
mazeretlerle Dersaadete gelememeleri üzerine konuklar maruf ve uzman
kişilerden, yazar, gazeteci, sivil toplum temsilcisi veya üniversite
hocalarından oldu.

 

Türk Teknolojisi
Olabilir Mi?

 

Dersaadet’in Ocak 2023 konuşmacısı ise Kocaeli
Üniversitesi’nden Prof. Dr. Bahattin Türetken idi. Konu “Türk Teknolojileri ama
Nasıl? Bilim Teknolojileri, Bilim ve Teknoloji Stratejileri” üzerineydi.

İstiklal Savaşı Gazisi Dursun Çavuş’un torunu, Hafız
Hasbi’nin oğlu Prof. Dr. Bahattin Türetken(1974-Erzurum) sohbetinde konuya
alaka duymayanlar bile bilgi sahibi oldu. Öylesine inandırıcı, yüreklendirici
bir sohbetti. Notlarıma bakıyorum, soru cevap gibi başlamış, öyle de bitmiş.
Türk Teknolojisi olabilir mi? Mesela sıfır hatalı üstün Alman teknolojisi gibi!
Ölçek ekonomili Japon Teklolojisi gibi, tarımda ve teknolojide Güney Kore
Teknolojisi gibi, dünyaya yön veren askeri ve sivil Amerikan Teknolojisi gibi,
çirkin ama başarılı Rus Teknolojisi gibi, ziraat, enerji, bilgi, kaynak, çevre,
nüfus ve sağlık gibi çeşitli Çin Teknolojisi gibi Türk Teknolojisi olabilir mi?

Türkiye 2023 vizyonunda bu teknolojiye mecbur, hatta mahkûm.
Çünkü bilim teknolojiye hâkim, teknoloji üretken, toplumsal ve ekonomik fayda
demektir. Refah toplumu, kritik teknolojiler, katma değeri yüksek
teknolojilerdir. Ulusal teknoloji envanteri; araştırmacı bilgi sistemleri, araştırma
alt yapısı sistemi ve finans kaynağından oluşuyor. Bu başarılabilinir. Çünkü
AR-GE çalışmalarında 8 milyar dolar olan kaynak (2014), bugün (2023) 24
milyardır. Oysa bu Alman Wolksvagen’de 15.3, Güney Kore Samsung’da 14.1,
Amerikan Amazon’da ise 9.3 milyar dolardır. Demek ki kadro gibi kaynak da
kafidir. Gerisi yönetimde sorumluluk alan kişi ve kuruluşlara kalıyor.

 

Bilgi Hapları Mı
Geliyor?

 

Konulara gelince; eğitim, insan, çevre, sürdürülebilir
kalkınma, bilgi, iletişim, enerji, doğal kaynaklar (2023’te toplam 106 milyar
dolar ithalatta bulunuldu), sağlık, ilaç, savunma, havacılık, tarım, gıda,
makine, malzeme, ulaştırma, turizm, kimya, tekstil, inşaat ve alt yapı. Bunları
başarmak için net hedef motivasyon. Böylesi atılımlar öncelikle liderlerle kaim.
Fatih Sultan Mehmet 7 dil biliyor, bilime inanıyor, matematik ve astronomi
biliyordu.

Prof. Dr.Bahattin Türetken bunun formülünü ve hedefini de de
şöyle açıkladı;

                                    ALT YAPI+
İNSAN+FİNANS=MORAL/MOTİVASYON

Burada yapılacak en önemle husus beyin fırtınası içinde olmak.
Yani istişare etmek, fikir teatisinde bulunmak. Kimlerle? İlgili ve bilgili,
sorumluluk almış kimselerle. Burada bir kelam-ı kibarı hatırlatıyor ve ufuk
gösteriyor Prof. Dr. Bahattin Türetken Hoca “Başkasının yaptığı, senin hedefin
olmamalı, ötesini yapabilmelisin.” Mesela görünmez bilgisayar mı, otomatik
yabancı dil çevirisi mi?, insansız kara aracı mı?, Bilgi hapları mı?

 

100 Büyük hedefe gelince, en büyük ekonomiden biri
olacaksın. Buna mecbursun. Orta ve yüksek teknolojide Avrasya üssü durumunda
bulunmalısın! Otoriteni belli etmelisin. Rüzgâr enerjisi (Baltık ülkelerinde deniz
dalgalarından elde edilen enerjiyi ben hatırlattım), ileri teknoloji gemi,
yerli üretimin artırılması, uydu merkezleri, ARGE, ilk savaş uçağı. Bunları
duyunca insanın içi içine sığmıyor. Ah keşke diyebiliyorum. Ama neden olmasını
da hatırlıyorum. Gerçekten neden olmasın?

 

Sorgulamak Ve Takip
Edebilmek

 

Prof. Dr. Bahattin Türetken bir de reçete sundu, ama
bilgisayarla devam etti konuşmasına, grafiklerle süsledi falan. Birincisi
gönüllü vatanseverlik. Gerçekten çok önemli. Sonra motivasyon, ardından kaynak
ve yenilenebilir hedef, işi sahiplenecek yöneticiler. Yetişmiş insan gücünü
kullanabilecek, değerlendirebilecek bir yönetici. Neticesinde de marka olmak.
İşte sıkıntı da burada galiba. Böyle bir üst göreve gelen kişi adeta ebediyen
burada kalacakmış gibi rahat hareket edebiliyor. Oysa yarın ayrılacakmış gibi
beklentisiz hizmetini görebilse çok daha başarılı ve örnek olabilecek. Lider de
buralardan böyle çıkıyor.

Liderlik için ise hırs+çalışma gerekiyor. Lider işi
sahiplenen kişidir. Kararları ve eylem planını sorgular, takip eder.  Ama liderlik yerinde kullanılmazsa felaketi
de birlikte getiriyor. Prof. Dr. Bahattin Türetken buna Hitler örneğini
vererek, birinci ve ikinci dünya savaşlarını hatırlattı, yüz milyona yakın
insanın hayatını ve vatanlar kaybettiğini, bir o kadar insanının da
memleketinden göç ettiğini, mülteci durumunda kaldığını söyledi.

Prof. Dr. Bahattin Türetken yıpranmış bir resmi de gösterdi;
“sosyal ve beşeri alanlarda adamlarımız yok!”

Bunun için de; güç merkezli (2053) olmak, adaleti, birliği,
beraberliği hayata yerleştirmek, Dünya birliğini tesis etmek, İstanbul’un Fatih
Sultan Mehmet tarafından fethi(1453) gibi güzel ve yeni bir çağ başlatmak.

 

Tarikatçılık/Cemaatçilik/Futbol
Din Gibi mi Görülüyor?

 

Doğrusu bu sohbetin tadına doyum olmadı ve biraz da
yüreklendik, o yılların olmasını gözümüzün önünde bir sinema şeridi gibi
geçirdik. Dünyada her sektörde ilk ona girmiş bir Türkiye hayal ettim.
Konferansın sonunda sohbet ve soru cevap başladı. Prof. Dr. Bahattin Türetken’a
göre tarikatçılık din gibi olmuş, her şeyin önüne geçmiş, dolayısıyla insan
planlamasının olmadığını söyledi. Bir de tanınmış aileden misal verdi; bazı
maruf aileler nedense hep öndedir. İşte Erzurum’dan Taşkesenlioğlu Ailesinin
mirasını yiyen çocukları. Maalesef ülkeye ciddi bir fatura ödetiyorlar. Aşırı
zengin olan ve medyada manşetlere yerleşen Akp Erzurum Milletvekili Zehra
Taşkesenlioğlu’nu (Erzurum -1972) kast ediyor; boşanmak üzere olan eşi tutuklu Rektör
Prof. Dr. Ünsal Ban ve kardeşi Sermaye Piyasası Kurulu Eski Başkanı Ali Fuat
Taşkesenlioğlu’nu hatırlatıyordu. Gerçekten siyasi hayatımız için hiç de şık
olmayan bir resimdi bu. Oysa çiftçi-tüccar, Erzurum Umumi Meclis Azası Dede
Fethullah Taşkesenlioğlu (1919-1991) 3. Dönem milletvekili olarak TBMM’nde
bulunmuş, bölgesini gururla temsil etmişti. Sonra öğreniyorum ki Prof. Dr.
Bahattin Türetken de 2015 seçimlerinde AKP’den Zehra Taşkesenlioğlu gibi aday
olmuş, fakat milletvekili seçilememişti. Şimdi bazı yöneticiler başını taştan
taşa vuruyor ama iş işten çoktan geçmişti.

 

Mirasyedi Çocuklar

 

Toplantı Üsküdar Uncular Caddesi’nde eski Tuzla Belediye
Başkanı ve Çevre-Şehircilik Bakanı Erzurumlu İdris Güllüce’nin sahibi olduğu
binada yapılıyor. Prof. Dr. Bahattin Türetken’nin hatırlatmasına biraz da gönül
koymuş olsa gerek ki üzüldüğünü söyledi ve tartışılması gereken hususların
münakaşa edilerek bir doğruda buluşulması gerektiğini anlattı ve “Batıda da
futbol bir din gibi algılanıyor, muamele görüyor.” dedi. Bu husus da doğru idi.
Ama batı futbol holiganlarını disipline etmeyi başardı. Ben söz aldım
toplantının sonunda, maruf aileye Saraç Ailesini misal verdim.

-Maalesef bazı ailelerin eski güzelliklerinden dolayı
günümüzde yeniden öne çıkması, tercih edilmesi ülkemize ve toplumumuza ağıra
mal oluyor. 2005’ten itibaren hep görevde kalan YÖK Eski Başkanı Prof. Dr.
Yekta Saraç da bunlardan biri. Merhum alim Emin Saraç’ın (1929-2021) çocuğu
olmasından başka önemli bir kamu kuruluşunda görev yapmak için ne tecrübesi ve
ne de bir özelliği yok. Aynı diğer kardeşi Fatih Saraç gibi. Amcaları Tokat
Milletvekili Osman Saraç (1934-1998) bile milletvekili iken saygınlığını devam
ettirdi. Ben bu aileyi üniversite talebesi iken 1960’lı yıllarda tanıdım.
Dolayısıyla siyasi partiler tasarruflarını yaparken ailelere, unvanlarına,
paralarına, makamlarına göre değil, ehliyetine, uzmanlığına ve liyakatıne göre
daha titiz davranmalılar. Doğrusu da bu.

 

Toplantıda hazır bulunan birkaç üniversite hocası da Prof.
Dr. Yekta Saraç ile alakalı kanaatime ortak olarak yanıma geldi ve
“Üniversitelerimizi nereden bakılırsa bakılsın en az 20 sene geri bıraktı!”
demezler mi? Demek haklıymışım, sevindim.

 

Nihayet Ramazan’ın müjdecisi üç aylara girdik artık. Dilerim
bilim, akıl, liyakat, hukuk ve adalet kazansın, insanlarımız bir an evvel
dünyevilikten kurtulsunlar. Hak eden vatanseverler devreye girsin.