Bir Başka Açıdan İsrail – Filistin Savaşı

137

2023 yılına İsrail – Filistin savaşı damgasını vurmuş ve vurmakta. İsrail’in savaştan başka heşeye benzer vahşeti karşısında, İslâm âleminin eli kolu bağlı bir vaziyet aldığı acı durum; tarihte kara bir leke olarak yerini alacak. İslâm âlemi, başı ezik bir duruma düştüğü için, hem Allah, hem de insanlık karşısında, boynu bükük kalacak. Filistin’de yapılan İsrail zulmü karşısında, İslâm âleminin düştüğü ve sergilediği âcizlik; onu kıyamete kadar mahcubiyet içinde bırakacak! Tarihteki acı ve yenik durumu hatır ve hâfızalardan hiç silinmeyecek. İslâm âlemine tarih boyunca, nesiller karşısında başını doğrultamayacak bir utanç manzarası teşkil edecek.

     İslâm âleminde kalplerin ittihadı / birliği, aralarında olması gereken millî muhabbet / sevgi, maarif / eğitim, ciddî bir çalışmanın yokluğu ve sefahatin / gayri meşru zevklerin yaygınlaşması gibi faktörler yüzünden, böyle bir vahim netice mukadder olmuş. İslâm Âlemini yaslara boğmuş. Müslümanlara kan kusturmuş! Hâlen de kusturmaya devam ediyor!

     Ne yazık ki, İslâm âlemini ahtapotun kolları gibi sarmış ve kuşatmış olan üç büyük düşman; dipdiri olarak hayatta ve ayakta. İslâm âleminin kendisine gelmesine en büyük köstek! Önlerindeki en büyük engel! Bu üç büyük düşman ise cehalet, zaruret ve ihtilâftır. Cehaleti marifet / ilim, zarureti san’at, ihtilâfı ittihat ve ittifak / birlik ve beraberlik silâhlarıyla bir an evvel yenmemiz gerek.

     Maalesef İslâm âleminin cehli; başındakilerin,  kendilerine karşı müstebit olmalarına / istibdat / baskı rejimi kurmalarına fırsat vermiş! Keyfe ma yeşa / istedikleri gibi bir rejim tarzını; yazık, çok yazık ki gerçekleştirmelerine imkân ve olanak sağlamıştır.

     Yine bu câhil ve bilgisizler; meşrutiyet, hürriyet, demokrasi ve cumhuriyet adlarıyla karşılarına çıkan asrın icabı ve gereği olan; üstelik İslâm’ın ve Kur’an’ın ruhuna uygun görüş ve anlayışlara; İslâma aykırı sanış (!) gibi bir cehaletin kurbanı olmuş! Yanlışlıkla ve yanılarak kendilerini kurban etmiş! Müslümanların dünyada rahat bir nefes almalarına -iyilik zanniyle (!)- fırsat vermemişlerdir!   Hâlbuki, Hulefa-i Raşidîn / Dört Büyük Halîfe: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin her biri hem halîfe hem reis-i cumhur idi. Sıddık-ı Ekber (r.a.) Aşere-i Mübeşşere’ye ve Sahabe-i Kiram’a elbette reis-i cumhur hükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resim değil, belki hakikî adaletin ve İslâmî hürriyeti ifade eden dindar mânâsındaki bir cumhuriyetin reisleri idiler.

     Unutmayalım ki, bir hâdise / olayda hem insan eli, hem kaderin müdahalesi olduğundan; insan zahirî / görünüşteki sebebe bakıp, bazen haksız bir şekilde hükmedip zulmeder. Kader o musibetin gizli sebebine baktığı için adâlet eder. Evet, her hâdisede iki sebep var: Biri zâhirîdir ki, insanlar ona göre hükmederler, çok defa zulmederler. Biri de hakikîdir ki, İlahî Kader ona göre hükmeder. O aynı hâdisede beşer / insan zulmünün altında adâlet eder. Musîbet hatâların neticesi, mükâfatın mukaddemesi / öncesidir. “İslâm âlemi hangi fiiliyle kadere fetva verdirdi de, bu musîbetle karşılaştı?” Derseniz, umumî musîbet ekseriyetin / çoğunluğun hatâsı sebebiyledir.

     İslâm âleminin en büyük kusûru: Başta Türkiye olmak üzere ilim, san’at, teknik ve ilimde; içler acısı geri kalmışlığıdır. Yukarıda belirtildiği üzere, İslâm âleminin özellikle bilim ve teknikteki geriliği; Batı’nın İslam âlemi üstünde kurduğu baskı, tahakküm, istibdat ve müstebitliğin en başta gelen, ona aradığı fırsatı veren sebebidir.

     Öyle ise, bir an evvel, Batı’nın fen ilimleri ve ileri teknikleriyle başardıkları maddî – mânevî üstünlükleri ile kurdukları hâkimiyetlerine son vermek istiyorsak; aynı silâhlara el atmaktan başka çâre yok. Zaten, son devresini yaşamakta olan insanlığın; beşer yolculuğunda ilim ve fenne sarılmaktan başka tutunacak dalı da yok. Çünkü hüküm ve kuvvet artık ilmin elinde. Evet insanlık âhir zamanda bilim ve teknolojiyle yaşayacak. Bütün gücünü bilgiden alacak. Hakimiyet ve güç bilimin eline geçecek.

     Daha fazla geç kalmadan,

     Elimizde kalan da alınmadan;

     Sarılalım ilim ve fenne.

     Aman demiyelim adâm sen de!

Önceki İçerik24 Kasım Öğretmenler Gününüz Kutlu Olsun! “Mürekkebin damlamadığı yerden kan akar.”
Sonraki İçerikBir insanın bilgisi, onun doğruyu arama azmiyle ölçülür. – Confucius
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.