Benlik ve Mahiyeti

37

     “Sen benim kim
olduğumu biliyor musun?” “Bana bunu nasıl yaparsın?” “Ben şuyum, buyum!” “Var
mı benim gibisi?” “Sen kaç paralık adamsın be adam!” “Sen kimsin ki bana
muhatap oluyorsun?” “Sana dünyanın kaç bucak olduğunu göstereceğim!” “Bana
nasıl öyle bakarsın?”  “Bu yaptıkların
bana sökmez!” “Ben adamı doğduğuna pişman ederim pişman!” “Kadınmış! Pöh pöh!”
“Kadın da neymiş?” “Kadınmış, hıh nihayet bir eksik eteksin!” “Kır dizini, otur
evinde, bak çocuğuna, unut dışarıyı, bırak konu komşuyu!” “Ben ne dersem o
olur!” “Kes sesini, eğ başını, otur oturduğun yerde, yoksa zindan ederim hayatı
sana!” vs. gibi yanlış, yersiz, edep dışı ve saygısız söylem, haddi aşan ifade,
duygu ve hislere kurban edilen; Ene ve Benliğin gerçek mahiyeti; çok değerli,
çok kıymetli bir anahtar oluşunda saklı. Ene ve Benlik gibi İlahî bir mücevher
olan İhsan ve Veri’nin; ne kadar yanlış, yersiz ve nafile yerlerde, yerden yere
vurulduğu; “Ene” nin gerçek mahiyeti belirtilirken anlaşılmış olacak.

     Ene, aslında
kâinatın tılsımını keşfeder, açar. Kur’an’ın mühim / önemli bir tılsımını /
gizli kalmış tarafını, esrar ve sırlarını halleder. Allah’ın insana en büyük
emaneti olan Ene’nin; tek bir mâna ve anlam cevherine; tek bir cihet ve tek bir
yönüne işaret edilecek. Çünkü, Allah’ın insana büyük emanetinin; çok
yönlerinden biri de Ene ve Benliktir.

     Ene, Ben ve Benlik
duygusu künuz-u mahfiye / gizli hazineler olan esma-i İlâhiyenin / Allahın
güzel isimlerinin anahtarıdır. Aynı zamanda kâinat ve evrenin tılsım-ı
muğlakının / anlaşılması zor olan sır ve gizemlerinin de anahtarıdır. Fakat
kendisi de, muamma-i müşkülküşa / anlaşılması zor  bir bilmece. Bir tılsım-ı hayretfeza / hayret
verici bir sırdır.

     O Ene ve Benliğin
mahiyeti / aslı, esası ve hakikatinin bilinmesiyle; o garip / hayret verici,
tuhaf muamma / anlaşılması ve çözülmesi güç, görünmeyen gizli sır açılır. O
acip tılsım, sır ve gizem olan Ene ve Benlik anlaşılır. Kâinat, evren ve tüm
yaratılmışların tılsımı da ortaya çıkar. Ayrıca âlem-i vücubun / Allahın zat,
isim ve sıfatlarını ifade eden âlemin; künuzu / hazineleri de açıklanmış olur.

     Çünkü, âlemin /
varlıkları içine alan dünyanın; varlıkların içinde bulunduğu ortamın miftahı /
anahtarı insanın elindedir. Ve nefsine / insanın bedensel varlığına, öz
benliğine yani insanın bizzat kendisine takılmıştır.

     Kâinat kapıları
zahiren / görünüşte açık görünürken; aslında kapalıdır. Maddi âlem gözümüzün
önünde, apaçık meydanda. Fakat hikmet ve mahiyetine vakıf değilsek; manen
kapalı sayılır.

     Cenab-ı Hak / her
şeyin hakikatinin kaynağı olan Yüce Zat / Allah; insana, İlâhî cihetler
bakımından, başka varlıkların yüklenmekten çekindiği; Ene ve Benlik adında öyle
bir miftah / anahtar vermiştir ki, âlemin tüm kapılarını onunla açar.

     Öyle tılsımlı /
sırlı, gizemli bir Enaniyet ve Benlik vermiştir ki, Hallâk-ı Kâinatın / Evrenin
Yaratıcısının künuz-u mahfiyesini / gizli hazinelerini onun ile keşfeder /
açar.

     Fakat Ene ve
Benliğin kendisi de gayet / son derece muğlak / kapalı bir muamma /
anlaşılması, çözülmesi güç, görünmeyen gizli bir sır, açılması müşkül / zor bir
tılsım / sır ve gizemdir. Eğer onun hakiki / gerçek mahiyeti / içeriği ve
sırr-ı hilkati / yaratılış amacı, sır ve gizi bilinse; kendisi açıldığı gibi,
kâinat kapıları da açılır.

    
Çünkü, Sâni-i Hakîm / her şeyi hikmetle, bir gaye ve sanatla yaratan
Allah; insanın eline, öyle bir emanet vermiştir ki: Rububiyeti / yaratması,
yaşatması ve terbiye etmesinin sıfât / vasıf ve özellikleri bilinsin.
Şuunatının / emir ve taleplerinin hakikatleri anlaşılsın diye, bunları
tanıtacak alâmet, işaret ve örnekleri kapsayan bir Ene / Benlik; yani bir
vahid-i kıyasî / ölçü birimi vermiştir.

    
Ta ki, o Ene ve Benlik bir vahid-i kıyasî / bir ölçü birimi olsun.
Evsaf-ı Rububiyet / Rablık vasıfları ve 
şuunat-ı ulûhiyet / ilahî işler onunla bilinsin. Fakat bu ölçü biriminin
gerçek bir varlık olması gerekmez. Belki geometrideki hayalî / var sanılan ve
sayılan hatlar gibi, bir ölçü birimi olarak düşünmeli. Maddi gerçek varlığı
şart değil.

    
Tıpkı olmadığı halde var kabul edilen enlem ve boylam çizgilerinin
yardımıyla, denizde kaptanın rotasını bilmesi, aynı şekilde var kabul edilen
hayalî hatların yardımıyla, havada pilotun uçuş hattını tayin ve tespit etmesi
gibi.   

Önceki İçerikPortreler- 3 -Mehmet Akif Ersoy, Tevfik Fikret (Zangoç – Molla Sırat Kavgası)
Sonraki İçerikYasaklardan Artık Gına Geldi
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.