Ayrılıkçı Kürtler Ne İstiyor? -1

27

Dünyanın herhangi bir yerinde, bütün vatandaşlarına eşit davranan, fırsat eşitliğini eksiksiz sunan Türkiye’den başka bir ülke kaldı mı bilemiyorum.

Başta ABD olmak üzere en ileri demokrasilere sahip olduğunu iddia eden ülkelerin hemen hepsinde, sudan bahanelerle, din-dil ve ırk ayrımı yapılıyor.

Türk Milletinin genetik hafızasında yer etmiş olan adalet, hakkaniyet ve eşitlik duygusunun bir yansıması olan bu hoşgörü ortamının devlet yönetimine doğal bir yaşam biçimi olarak yansıyarak Anayasa ve yasalarla da güvence altına alındığını görüyoruz.

Türk insanı: “Acemin Araba, Arabın Aceme bir üstünlüğü olmadığına, bütün insanların Allah indinde eşit olduğuna inanır. İnanan insanı kardeşi, inanmayanı Allah emaneti olarak görmeyi özümsemiş kültürün ürünüdür.

Bu insani değerler üzerine kurulan Cumhuriyet’in bütün vatandaşları; Laz, Çerkez, Gürcü, Kürt, Türk olduğuna bakılmaksızın kanun önünde eşit muamele görür, ayrımcılık yasaktır. Tam bir fırsat eşitliği vardır ve devlet fırsat eşitliğini oluşturan araçlarını her gün biraz daha geliştirerek vatandaşların hizmetine sunmaktadır.

Etnik kökenine bakılmaksızın bir çiftçi çocuğunun; tüccar, memur, subay, hâkim, bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı olmasına engel yoktur ve genç cumhuriyet bunun örnekleriyle doludur.  

Türk devlet ve millet geleneğinin bir parçası olan bu olgun tavır, son senelerde özellikle devlet katında Kürt kökenli vatandaşlara karşı pozitif bir ayrımcılığa, oradan kamusal bir zaafa ve diğer taraftan ‘şunu da vermezsen bende isyan ederim ha’ noktasına gelindiğini gözlüyoruz.

Buna rağmen, bir kısım Kürt kökenli vatandaşların mızmızlanmaları tarihten beri devam eden alışkanlıklarından olsa gerek. Bu başkaldıranların, isyanların, ölçüsüz taleplerin, nimet-i küfran olmanın altında yatan gerçek sebeplerin; başka ülkelerin Anadolu üstündeki emellerine alet olmak yatıyor ve maalesef; Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslar bölgesinin huzur adası Türkiye’ye kastediliyor.

Önce bir grup Kürt vatandaşı sonra Türk devleti, müthiş bir kumpasa düşürüldü. Otuz yıldır debelenip duruyoruz. İşin içine kan, gözyaşı ve evlat acısı karıştı. İş isyan eşiğine geldi dayandı.

Ortadoğudaki olaylar, ayrılıkçıların ayranını kabarttı. Ahmet Türk, ağzından baklayı çıkardı; “bizim sesimiz Tunus’tan, Mısır’dan, Libya’dan daha gür çıkar” deyiverdi.

Bu bir deli cesareti! Kim kime kafa tutuyor? Türkiye’deki Kürt nüfusun genel nüfusun içindeki payı belli. Kaldı ki Ahmet Türk ve avenesi, Kürtleri temsil etmiyor ve Kürtlerin %86’sı kendisini Türk vatandaşı olarak tanımlıyor.

Ayrılıkçı Kürtler, isteklerini kültürel haklar olarak tanımlıyor, ‘ana dilde eğitim ve demokratik özerklik’ istiyoruz diyorlar.

Bu istek karşılanabilir ve uygulanabilir mi diye düşünmek lazım.

Kürtler 1960 öncesinde olduğu gibi Anadolu’nun bir bölgesinde değiller. 1960’larda başlayan 1980’lerde yoğunlaşan ve 2000’li yıllarda zirve yapan şehirleşme ve göçler sebebiyle Kürtler Trakya, Marmara, Karadeniz, Ege, Akdeniz ve Orta Anadolu’ya dağıldılar yani Türkiye’nin her yerindeler. Güneydoğuda kalan Kürtler, Kürt nüfusunun %25’i kadar ve bilim adamları Zazaları Kürt kabul etmiyor.

Haydi, buyurun ‘demokratik özerklik ve ana dilde eğitim’ uygulayın! Türkiye gerçeğinde bu mümkün mü?

Evet diyorsanız, bu şu anlama gelir; Türkiye Cumhuriyeti de, Selçuklu ve Osmanlı gibi ömrünü tamamlamıştır, yerine yeni bir devlet kurulmalıdır!

Yok, efendim, Anayasanın Cumhuriyet hariç bütün maddeleri değişirmiş falan filan müptezellikleriyle kafa karıştırmayın!

Ayrılıkçı Kürtlerin, daha demokrat Türkiye taleplerinin altında yatan hakikat; Türkiye Cumhuriyetinin nitelik değiştirmesi değil, yıkılmasıdır ve yerine kurulmak istenen devlet, kaç parçalı bir yapı olur orasını bilemem, bildiğim tek gerçek; bunun daha demokrat bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmayacağıdır. (devam edecek)