Ayasofya Neden İbadete Açılmalı?

47

 

Ayasofya ile ilgili yıllardan beri tartışmalar yapılır. İbadete açılmasıyla ilgili yürüyüşler düzenlenir, siyasiler vaatte bulunur. Ama bugüne kadar bu konuda yapılan çalışmalar sadece sözde kalmış, uygulamaya geçmemiştir. Ayasofya, İstanbul’un fethinin sembolüdür. İstanbul’da ilk Cuma namazının kılındığı Fatih Sultan Mehmet Han’ın vakfıdır. Vakıf senedi de halen devlet arşivinde bulunmaktadır.

Bu konuda Gebzeli akademisyen bir okurumuz sayın Numan Akdoğan’dan yazılı bir mesaj aldım. Ayasofya’nın neden ibadete açılmasının gerektiğini sebepleriyle açıklayan sayın Akdoğan, kendi ifadesiyle sultan Orhan zamanından beri Gebzelidir. Aslen Fizikçi olmasına rağmen aile tarihiyle de yakından ilgilenmektedir. Sayın Akdoğan’ın mektubunu yayınlamadan Akdoğan’ın kimliğini özetle sizinle paylaşmak istiyorum.

NUMAN AKDOĞAN KİMDİR?

Ailesi Sultan Orhan zamanından beri Gebzeli olan, baba tarafından soyu hem Dağıstan Türklerine hem de Evlad-ı Fatihan olan Bender Türklerine dayanan Numan Akdoğan Gebze´nin Çerkeşli Köyü´nde doğdu. İlkokulu Çerkeşli´de, ortaokulu Hereke´de ve liseyi İzmit´te okudu. Yıldız Teknik Üniversitesi´nden mezun olduktan sonra aynı üniversitede master eğitimi aldı ve doktora için Almanya´ya gitti. Doktorasını bitirdikten sonra Türkiye´ye dönen Numan Akdoğan Gebze bölge tarihiyle de yakından ilgilenmekte, gazetemizi ve TV programlarımızı da yakından takip eden geleceğin uluslarası Fizik profesörü olmaya aday önemli bir ilim adamı. Geçtiğimiz hafta Almanya’da bulunduğum süre içinde Almanya’da ki okuduğu Üniversite tarafından konferansa davet edildiğini de Almanya’da öğrenmiş oldum. Doçent Dr. Numan Akdoğan’ın yazısını sizlerle paylaşıyorum:

AYASOFYA CAMİİ MÜSLÜMANLARIN İBADETİNE AÇILMALIDIR

Hz. Mevlamız Bakara suresinin 114. ayet-i kerimesinde “Allah’ın mescidlerinde O’nun adının anılmasını men eden ve onların harap olmasına çalışan kimseden daha zalim kim olabilir” buyuruyor.

İşte 1934 yılında Ayasofya Camii’nin müzeye çevrilmesi kararının altında imzası olan herkes, ve o günden bugüne yetkisi olduğu halde Ayasofya Camii’ni Müslümanların ibadetine açmayan bütün idareciler bu ayet-i kerimenin muhatabıdırlar.

Peki Ayasofya Camii’ni kim açacak? İşte Ayasofya Camii’ni açacak olan bahtiyar bahadırları da Rabbimiz Tevbe suresinin 18. ayet-i kerimesinde şöyle haber veriyor: “Allah’ın mescidlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazlarını dosdoğru kılan, zekatını veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır. “

Bu zamana kadar Ayasofya Camii’nin ibadete açılması için Müslümanların birçok girişimi oldu. Kürsülerden zamanın idarecilerine nasihat edildi, gazete ve dergilerde yazılar yazıldı, idarecilere dilekçeler verildi, gösteriler düzenlendi, içinde ve dışında cemaatle namaz kılındı. Ancak alemdeki her iş Hz. Allah’ın izni olur. Hz. Allah’ın dilemediğini kimse olduramaz. Ol dediğini de kimse engelleyemez.

İşte biz Hz. Allah’ın Tevbe suresinin 18. ayet-i kerimesinde tarif buyurduğu kullarından olmak ümidiyle tekrardan zamanımızın idarecilerine sesleniyoruz. Ayasofya Camii’ni Feth-i Mübin’in 560. yıldönümü olan 29 Mayıs 2013 günü ibadete açınız ve Bakara suresinin 114. ayet-i kerimesinde anlatılan zalimlerden olmayınız. Bu hayırlı işi yarına bırakmayınız, ertelemeyiniz. Yarın belki Hz. Allah’ın takdir ettiği ömür biter de, pişman ve mesul olursunuz.

Peki aradan 78 sene geçtikten sonra ve herkesin bu durumu kabullendiği düşünülürken buna ne gerek var diyenler de olabilir. Onlara da cevabımız şudur: Van’ın Akdamar adasındaki Surp Haç Kilisesi 2007 yılında Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanı ve Ermenistan Kültür Bakanı Yardımcısının katılımıyla müze olarak tekrar açılmıştır. Aynı kilisede 2010 yılında yani tam 95 yıl sonra Aram Ateşyan yönetiminde bir ayin düzenlenmiştir ve kilise olarak ibadete açılmıştır. Yine Trabzon’da bulunan ve Ortodoks Rumlara ait olan Sümela Manastırı ve Kilisesi’nde Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin izni ile 2010 yılında tam 88 yıl aradan sonra Fener Rum Patriği Dimitri Bartholomeos yönetiminde ayin düzenlenmiş ve Rumların ibadetine açılmıştır. Peki yıllar sonra bu mekanların gayrimüslim vatandaşlarımızın ibadetine açılması hoş görülürken, 1453-1934 yılları arasında tam 481 yıl camii olarak hizmet veren Ayasofya Camii’nin Müslümanların ibadetine açılması neden sorgulanıyor ve hor görülüyor?

Yine 2011 yılında çıkarılan bir kanunla Türkiye Cumhuriyeti döneminde el konulan azınlık vakıflarının malları iade edildi. Peki 1934 yılında haksız yere el konularak müzeye çevrilen ve Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı’na ait olan Ayasofya Camii neden Müslümanlara iade edilmiyor? Peki bu adalet midir?

Ayasofya Camii’nin Müslümanların ibadetine hala açılmamış olmasının sebeplerinden biri de biz Müslümanların halidir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) vefatından önce Mescid-i Nebevi’de Sahabe-i Kiram Efendilerimize şöyle hitap etmiştir: “Ey insanlar! Günah, nimetin değiştirilmesine sebep olur. Eğer insanlar Allah’a itaatkar olursa, emir ve amirleri de öyle olur. Eğer halk facir (günahkar) olursa, onlar da o tavır ve hal üzere olurlar.”

Sözü uzatmadan neticeye gelelim. 29 Mayıs 2013 günü fethin 560. yılında Ayasofya Camii Müslümanların ibadetine açılmalıdır. O tarihe kadar bütün Müslümanlar bu hususta bir kamuoyu oluşturulmasına gayret etmelidir. Önümüzdeki altı ay içerisinde Ayasofya Camii rahatlıkla ibadete hazır hale getirilebilir. Hz. Fatih’in fetihten sonra 3 gün içerisinde Ayasofya Camii’ni ibadete hazır hale getirdiği düşünülürse, bugünkü mimari ve inşaat teknolojisiyle altı ay oldukça yeterli bir zamandır.

Ayasofya Camii’nin ibadete açıldığını belirten Bakanlar Kurulu kararının hemen sonrasında, 2006-2012 yılları arasında 6 yıl Ayasofya’ya hizmet eden Sayın Prof. Dr. Haluk Dursun başkanlığındaki bir heyet hızlıca restorasyon çalışmalarına başlamalıdır. Bu heyet içerisinde “Kiliseden Müzeye Ayasofya Camii” kitabının yazarlarından biri olan Sayın Prof. Dr. Ahmed Akgündüz gibi bilim adamlarının yanında, kendi alanında çok başarılı çalışmaları bulunan arkeolog, sanat tarihçisi, mimar, iç mimar ve inşaat mühendisleri de bulunmalıdır. İçerideki mozaik ve figürlerin yüksek çözünürlüklü fotoğrafları alındıktan sonra üzerleri kapatılmalı ve Ayasofya tam bir camii hüviyetine kavuşturulmalıdır. Açılışına dünyanın her yerindeki Müslümanların temsilcileri, İslam ülkelerinin idarecileri, bilim adamları, sanatçıları ve halkları davet edilmelidir.

Sözümüzü Ahmed Cevdet Paşa’nın, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa’da geçen, veciz ifadeleri ile bitirelim: “Bu dünya konağına her gün gelip giden çok. Ama dönüp gelen yok. Vefasız dünya kimseye kalmaz. İnsan dünyaya gelir, genç olur, ihtiyar olur. Şöyle olur, böyle olur. Nihayet ölür. Ölenler sanki dünyaya gelmemiş gibi olur. Fakat hayır işleyenlerin güzel adı kalır. İyilik edenler mükafatını görür. Kötülük edenler de cezasını bulur. Bunlara bakıp ibret almalı. Gaflet uykusundan uyanıp, agah olmalı. “

Çalışmak bizden, muvaffakiyet Hz. Allah’tandır.

Doç. Dr. Numan Akdoğan

Evet Numan Akdoğan beyin yazısını sizlerle paylaştım. Gerçekten önemli bir yazı. Özellikle son yıllarda turizme canlılık getirecek gerekçesiyle bir çok kilise restore edilip tamir ediliyor. Buna karşılık tarihi camilerimiz kendi kaderleriyle baş başa bırakılmış durumda. Akdamar kilisesi tamir edilirken, Akdamar’ın karşı tarafından Süphan dağı eteklerinde ki Sultan Alparslan’ın Malazgirt zaferi öncesi Cuma namazı kıldığı Malazgirt’te ki tarihi Hamidiye Camisi yeri üzerinde ahır bulunmakta. Kiliselere verilen önem camilerimize de verilmelidir.