Avukat-Yazar HİCRAN GÖZE Hanımefendi ile Türk Müslüman Kadınının Seçkin Bir Örneği Mutasavvıf Filozof SÂMİHA AYVERDİ Hanımefendi Hakkında Konuştuk.

247

Oğuz Çetinoğlu: Akrabalık bağınızın dışında, kendilerinden sık sık bahsettiğiniz Sâmiha Ayeverdi Hanımefendi ile nasıl tanıştınız?

Av. Hicran Göze: Önce kitaplarını okudum. Çeşit çeşit bir dolu kitap… Allah aşkı ile dolu satırlarıyla gönülleri tutuşturan,  her tehlikeli ve hâin hareketin akabinde asabiyetimizi ve vatan sevgimizi harekete geçiren,  daha doğrusu bizleri daldığımız gafletten uyandıran kitaplardı onlar…

Keşmekeş içerisindeki bir toplumun, hangi yola sapacağını şaşırmış bir toplumun gencini kendine getirmek için az mı çalışmış, az mı mücâdele etmişti?

Çetinoğlu: Sizce mücâdele gücünü nereden alıyordu?

Av. Göze: Bu zarif kadının bütün akıl almaz mücâdelesinde tek yardımcısı, tek hareket gücü veren bir ilâcı vardı. Vücûdunun her zerresini kaplamış Allah aşkı… Bu aşk ve yoluna baş koyduğu Muhammedî ahlâk sâyesinde her türlü engeli cesâretle aştı.

Bu aşkın ve bu ahlâkın tabîi bir neticesi olan vatan ve millet sevgisi de onun değişmez ideali idi. Seneler üzerine yığılıp rûhunu değil, bedenini yaşlandırdığı, yorduğu senelerde bile bu ideal uğruna yazmaktan, o aşkın hep dinç tuttuğu rûhu ile mücâdele etmekten yorulmadı.

Çetinoğlu: Fizikî tanışmanızı da lütfeder misiniz?

Av. Göze: Önce kitaplarını okudum diye başlamıştım. Sonra kendilerini tanıdım. Rûhu Allah’ın büyük bir cömertlikle lütfettiği ne güzel bir şeklin içindeydi. Bizim gözlerimizin görmediğini görür gibi bakan o güzel gözleriyle başka bir âlemden gelmiş gibiydi.

Çetinoğlu: İlk intibanızı da sorabilir miyim?

Av. Göze: Yazarla yüz yüze gelen okuyucuyu ekseri büyük bir hayal kırıklığı bekler. Pek çok büyük yazar kendisini yakından tanıyan okuyucusuna bu sukût-ı hayâli sık sık yaşatmıştır. Yazarların pek çoğunun o hayalleri altüst eden bedenleri toprak olduktan sonra meşhur olduklarını, Ahmet Hâşim bir gerçeğin ifâdesi olarak ne güzel yazmış ve artık nesli tükenmiş fıkra yazarlığının hasret kaldığımız bir örneği olarak da geleceğe taşımıştır.

Çetinoğlu: Sâmiha Ayverdi Hanımefendi çok farklı olmalı…

Av. Göze: Hem de ne kadar çok farklı… Sâmiha Ayverdi’nin o lâtif ve çok güzel endâmı ise her hâliyle, yazdıkları ve söyledikleriyle büyük bir uyum içindeydi. Kitaplarından dolayı duydukları hayranlıkla ona koşanlar hiç hayal kırıklığı yaşamadılar. Tam aksine hayranlıkları ve sevgileri daha da artmış olarak, tekrar gelmek isteğiyle yanından ayrıldılar.

Çetinoğlu: Karşılıklı konuşmalarınızdan hatırladığınız alâka çekici hususlar vardır…

Av. Göze: Bana bir gün sanki büyük bir kusurmuş gibi  ‘Hicran Hanım biliyor musunuz bir çorba bile pişiremem’ demişlerdi. İyi ki yemek pişirmemişti. Yazdıkları ve ömrünü tüketen mücâdelesiyle rûhu aç kalmışlara dağıttığı mânevî gıda bir çırpıda tüketilen, nereye gittiği mâlûm olan madde planındaki bir gıda ile hiç mukayese edilebilir miydi? O Allah’ın yemek yapsın diye değil, yol göstersin diye gönderdiği nâdir kullarındandı.  O Sâmiha Anne’ydi. Aç mideleri değil, acıkmış rûhlara gıdasını Allah’ın verdiği gayretle bol bol dağıttı.

Çetinoğlu: Hitâbeti nasıldı?

Av. Göze: Sâdece yazdıkları değil, davranışları ve konuşmaları da gerçek İslâm’a, Muhammedî ahlâka dâvetti.  Vatan sevgisine,  âileye saygıya, erkek ve kadın olmanın icabı olan kaybettiğimiz değerlere dâvetti.

O dâveti kabul edenler, nasipli insanlardı. ‘Bâşüstüne’ deyip doğru yolda yürüdüler. Hiç sapmadan, Allah aşkının rehberlik ettiği Muhammedî ahlâkın yolunda…

Çetinoğlu: Hanımlar giyim kuşam ile de alâkadar olurlar. Özür dileyerek sorabilir miyim?

Av. Göze: Ne kadar güzel giyinirlerdi. Çok zarif ve çok şıktılar. Ev içinde de ev dışında da.  İçindeki huzuru ve intizamı, bulunduğu mekâna aksettiren nâdir insanlardan biriydi.

Kendilerini her gördüğümde  ‘İşte Müslüman Türk kadını böyle bir şeklin içinde olmalı’ diye düşünürdüm. Kadınlığını inkâr etmeyen ama onu dişiliğini öne çıkararak ayağa düşürmeyen bir giyim şekliydi o… Onun Allah aşkıyla ziynetlenmiş Muhammedî ahlâkına bu giyiniş ne kadar uygundu.  Bizim bilhassa son zamanlarda hasret kaldığımız o elbiseyi Sâmiha Anne son nefesine kadar hiç üzerinden çıkarmadı. Çünkü o TAKVÂ elbisesiydi. Süsü sâdece edep ve hayâ olan  TAKVÂ elbisesi…

Onun mâverâya çevrilmiş gözleri ve kulakları dünyâyı tâkip etmekten de geri kalmadı. Siyâsetle hiç ilgisi yoktu. Ama mektup yazıp uyarmadığı bir siyâsî de hemen hemen hiç yoktu. Vatanın dışındakiler dâhil… Onun için mektupları da bir kitap oldu.  Uzun ömründe hiç olmayan şey ‘BEN’di.  Rûhu değil ama bedeni artık yorulmuştu. Bir tek kızı vardı ama yüzlerce evlâdı olmuştu. Onun yolunun gönüllü askerleri olan yüzlerce evlâdı…

Çetinoğlu: Heyecanlandınız, duygulandınız… Sizi daha fazla yormayayım. Müsâit bir zamanınızda yeni bir röportaj talebimi kabul buyuracağınıza dâir vaadinizle birlikte, bu röportajın hitâmesi olarak neler söylemek istersiniz?

Av. Göze: ‘Hancı’ isimli kitabındaki şu satırlar âdeta son sözleri gibiydi:

Bir misâfim var. Adı rûh. Sıkıldı artık bu evden. Geldiği yere gitmek istiyor. Neden izin vermiyorsun? Mekânını özledi diyorum sana… Yolcu yolunda gerek… Bırak, Bırak ki gitsin artık…

Son günlerinde ayrılışın yakınlaştığını hissederek ağlayanlara  ‘Sâmiha öldü diye ağlamasınlar, O ölmedi. Bir odadan bir odaya geçti’ diyordu.  ‘Allah’la biliş tutmamış bir rûh zaten ölüdür. Haktan ırak olan rûh yaşar mı ki ölsün’ diyen de o idi.

Son nefesini Allah’ına teslim ettiğinde târihler 1993 senesinin 22 Mart’ını gösteriyordu. Ramazanın son günlerinden biriydi. Ertesi gün arefeydi, bayramın birinci günü hepimiz Merkez Efendi Camii’nin avlusunda idik. Sanki bu mübârek kadınla bayramlaşmaya gelmiştik.  Avluya sığmayan kalabalık ve işte Allah rahmetine garketsin Emin Işık Beyefendi’nin Sâmiha Ayverdi’nin tabutu başında yaptığı konuşmadan bir bölüm:

Türk Müslüman Hanımlarına örnek bir simayı ve Allah ile geçen bir ömrü şimdi bütün acılarından, azaplarından kurtulmuş olarak böyle bir bayram gününde Allah’ın rahmetine tevdi ediyoruz. 

İnşallah o rahmet kapısından girenlerden olacaktır. Kaldı ki bu merhumeyi hepiniz yakından biliyorsunuz. Sâdece en basit bir şekilde kelime-i tevhidi tasdik etmiş değildir. Bütün ömrünü vahdaniyyet -i ilâhiyyeye ve Resûlullah’ın şan ve şerefini tebcile adamış olan bir can, bir büyük insan idi. Kalemiyle, sohbetiyle ve dâvâsıyla, hizmetiyle bir ömrü Allah yoluna vakfetmişti. Ve eğer bu hâle bir tâbir bulmak gerekirse kendisi için  ‘Vakıf Sultan’ demek gerek.

Vefatının arkasından çok şey yazıldı Onu sevenler yazmakta âdeta yarış ettiler. Yazılanlardan bir kitap olabilirdi. Çok takdir gördü, çok ödül aldı. Ama bu büyük kadın için en büyük ödül, Yaradanın ödülüydü.

Ben bu son faslı bir güzel insanın, Destanlar şâiri rahmetli Niyazi Yildırım Gençosmanoğlu’nun Sâmiha Ayverdi isimli bir büyük kadının arkasından yazdığı bir şiiriyle noktalamak istiyorum:

SÂMİHA ANNE

Bir anne ki … Muhterem anneler âleminden:

Elli yıl nesilleri emzirdi kaleminden…

Çok şeyden muzdariptir Sâmiha Anne, lâkin

Tattırmadı kimseye rûhunun eleminden

Yalnız feyiz verdi, aşk verdi, şuur verdi…

Virane gönüllere şevk verdi, sürûr verdi…

  Millî târihe ışık, millete gurûr verdi…

Hâsılı … ne aldıysa bahşetti El -Emin’den

Av. HİCRAN GÖZE:  Yazar ve hukukçu. Yarım asırdır devam eden yazarlık hayatında pek çok önemli esere imza attı. 1931’de Kadıköyü’nde İbrahimağa Mahallesi’nde, Ruhsar-İhsan Gürsan çiftinin kızı olarak dünyaya geldi.  Çocukluğu, babasından ayrı olarak anneannesi Nigâr Hanım ve dayısı Basri Kayaman’ın himâyesinde, eski Kadıköyü’nün güzel ve nezih atmosferinde geçti. Kadıköyü’ndeki 35. Gâzi ilkokulunu bitirdikten sonra bir zamanlar Kızıltoprak’ta Zühtü Paşa’nın köşkü olan Kadıköy Kız Ortaokulu’nda birinci ve ikinci sınıfları okudu. Ortaokulu Zühtü Paşa’nın kızlar için yaptırdığı Kızıltoprak’taki taş mektep’te bitirdikten sonra gene aynı paşanın hayır eseri olan, o târihteki adıyla Kenan Evren Lisesi’nde birinci sınıfını bitirdiği sırada okulun kapatılması üzerine lise tahsilini Müşir Ahmet Ratip Paşa’nın köşkü olan Çamlıca Kız Lisesi’nde tamamlayarak 1950 senesinde mezun oldu. Hayatına üvey baba olarak giren Avukat Burhanettin Güleryüz’ün fikrî yapısının şekillenmesinde payı büyüktür.  1950 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Sınıf arkadaşı olan Ergun Göze ile 1954’te evlendi. Fakülteden evliliğin araya girmesiyle ve anne olmanın yüklediği sorumluluk sebebiyle biraz gecikmeyle 1956 senesinde mezun oldu. Üç çocuğu,  beş torunu ve bir de torun çocuğu bulunmaktadır.   Bir dönem ‘Bâbıâli’de Sabah Gazetesi ’nde imzasız olarak ‘Kadın ve Ev ’ köşesini hazırladı. Hicran Göze’nin, ‘Yeşilay ’, ‘Töre’, ‘Büyük Türkiye’, ‘Şadırvan ’ ve ‘Kubbealtı Akademi’  mecmualarında yazıları yayınlanmıştır.  Gençlik yıllarında Yeşilay Cemiyeti Kadınlar kolu gibi birçok dernek bünyesinde aktif faaliyet gösteren Hicran Göze  çalışmalarına hâlen devam etmektedir.    Yayınlanmış eserleri:1-O Bir Yetim İdi, 2-Sulh Peygamberi, 3-Kılıcın Hakkı (üç safhada Hz. Peygamberin hayatı), 4-Türk Kadını (Muhtelif mecmualarda çıkan yazıların toplamı), 5-İçkinin Kokusu, Sigaranın Dumanı ve Kadın (Uzun seneler Yeşilay mecmuasında çıkan yazılar), 5-Âyetler ve Kadınlar (Kadın konusundaki âyetleri inceleyen bir araştırma), 6-Zor Yılların Zor Kadını Hâlide Edip Adıvar  (biyografi), 7-Mâverâdan Gelen Ses (Sâmiha Ayverdi biyografisi), 8-Kadıköylü Yıllarım, 9-Hüzünlü Bir Yolculuk – Mehmed Âkif (biyografi), 10-Bir Zamanların Kadıköyü’nde Edebiyatçılar ve Aşkları, 11-Ergun Göze ile Elli beş Yıl, 12-Yahyâ Kemal ve Atatürk
SÂMİHA AYVERDİ:                                                                                                                                                                            1905 yılında İstanbul’un Şehzadebaşı Semtinde dünyaya geldi. Eğitim hayatını yine İstanbul’da tamamlayan yazar, çok iyi derecede Fransızca öğrenmiştir. Bunun yanında tasavvuf, târih, edebiyat ve felsefe alanında kendini yetiştirmiştir. Onun hayatında rol oynayan asıl kişi Kenan Rifai’dir. Sâmiha Ayverdi ilk romanı olan ‘Aşk Budur’ isimli eserini 1938 yılında yayınlamıştır. Bu romanı diğer eserleri tâkip etmiştir. 1946 yılından sonra târihi ve fikri eserlere ağırlık vermiştir. Yazar, 1966 senesinde Türk Ev Kadınları Derneği’ni kurmuştur. 1970 yılına gelindiğinde de ağabeyi olan Mimar Ekrem Hakkı Ayverdi ve İlhan Ayverdi ile Kubbealtı Cemiyeti’nin kurulmasına katkı sağlamıştır. Söz konusu cemiyet, 1978 yılında vakıf statüsü kazanmıştır. Edebiyat ve topluma hizmetle geçirdiği ömrü 1993 yılında son bulmuştur. Sâmiha Ayverdi 22 Mart 1993 yılında vefat etmiştir. Eserleri ve Romanları Sâmiha Ayverdi, yaşadığı dönemde çok sayıda eser ortaya koymuştur. Vefatından sonra arkasında 40’tan fazla eser ve büyük bir talebe topluluğu bırakmıştır. Sâmiha Ayverdi, Türkçeye olan hâkimiyeti, kültürü ile son dönemin en önemli edebiyatçıları arasındadır. Târihi, içtimâi ve tasavvufî konularda son derece önemli olan bu eserler günümüzde önemini koruduğu gibi uzun bir dönem yeni nesillere aktarılacaktır. Yazarın en çok okunan ve bilinen eserleri: 1-Batmayan Gün. 2-Mabette Bir Gece. 3-Ateş Ağacı. 4-Yaşayan Ölü. 5-İnsan ve Şeytan 6-Son Menzil.                                                          7-Yolcu Nereye Gidiyorsun? 8-Mesihpaşa İmamı. 9-Yusufçuk. 10-Ken’an Rifâî ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık. 11-İstanbul Geceleri. 12-Edebî ve Mânevî Dünyâsı İçinde Fâtih. 13-İbrâhim Efendi Konağı. 14-Boğaziçi’nde Târih. 15-Misyonerlik Karşısında Türkiye. 16-Türk – Rus Münâsebetleri ve Muhârebeleri. 17-Bir Dünyâdan Bir Dünyâya. 18-Türk Târihinde Osmanlı Asırları. 19-Millî Kültür Meseleleri ve Maarif Dâvâmız. 20-Âbide Şahsiyetler. 21-Hâtıralarla Başbaşa. 22-Kölelikten Efendiliğe. 23-Dost. 24-Yeryüzünde Birkâç Adım. 25-Rahmet Kapısı. 26-Mektuplardan Gelen Ses. 27-Ne İdik Ne Olduk. 28-Bağ Bozumu. 29-Hey Gidi Günler Hey. 30-Hancı. 31-Küplüce’deki Köşk. 32-Ah Tuna Vah Tuna. 33-Dile Gelen Taş. 34-Râtibe. 35-Ezelî Dostlar. 36-İki Âşinâ.
Önceki İçerikVirüsler ve Yeni Bir Salgın!
Sonraki İçerikAdaletsizliğin en büyüğü, adil olmadığı halde adil gibi görünmektedir.
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.