Atatürk’ün “Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir” Vecizesi

166

Gazi Mustafa Kemal’in 22 Eylül 1924 günü Samsun İstiklâl Ticaret Mektebinde, öğretmenler tarafından verilen çay ziyafetinde, Samsun öğretmenleriyle konuşması 25 Eylül 1924 Hâkimiyeti Milliye gazetesinde yayınlanmıştır. Bu konuşmada hepimizin bildiği “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir” vecizesini söylemektedir.  Bu vecizenin özgün metindeki halini  hatırlamak bizler için isabetli olacaktır. Çünkü günümüz insanı metnin ilk hali yani Mustafa Kemal Paşa’nın konuştuğu halini değil de bugüne uyarlama adına; sadeleştirme yahut bazı kelimelerin değiştirilmesi sonucu anlam kaymalarına uğramış şekliyle karşılaşmaktadır. Hatta Atatürk’ün vermek istediği mesaj ve düşünce mirası amacından uzaklaşmaktadır. Giriş hitabından sonra konuşmanın 25 Eylül 1924 Hâkimiyeti Milliye gazetesindeki yayınlanmış hali şu şekildedir:

Dünyada her şey için, maddiyat için, ma’neviyât için, hayât için, muvaffakiyet için en hakikî mürşid ilimdir, fendir. İlim ve fennin hâricinde mürşid aramak gaflettir, cehâlettir, dalâlettir. Yalnız; ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının tekâmülünü idrâk etmek ve terakkiyâtım zamânında tâkib eylemek şarttır. Bin, ikibin, binlerce sene evvelki ilim ve fen ve lisânın çizdiği düstûrları, şu kadar bin sene sonra bugün aynen tatbika çalışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir. Çok mes’ud bir his ile anlıyorum ki, muhataplarım bu hakikatlara nüfûz etmişlerdir[1]”.

Sıtkı Aydınel’in Gazi Mustafa Kemalin Samsun Öğretmenleri İle Konuşması, (22. IX. 1924) başlıklı yazısındaki yorumları ve kendi okumalarımızı göz önüne aldığımızda Atatürk’ün bu konuşmasının ilgili paragrafının ve diğer paragraflarının özgün metinden çok farklı noktalara getirildiği görülmektedir. Bu metin birçok eser veya internet sitesi ile karşılaştırıldığında bu değişikliklerin olduğu görülecektir. Hatta Sıtkı Aydınel’ in tespiti ile fazla yazılmış veya hiç yazılmamış olan cümleler dahi vardır. Bu çok önemli hatalar, Atatürk’ün fikirlerinin eksik veya yanlış anlaşılmasına sebep olabilir. Doğaldır ki, Atatürk gibi büyük bir devlet adamı ve çok iyi bir hatibin sözlerindeki her kelime, her cümle düşünülerek, seçilerek kullanılmıştır. Bunlardan birinin çıkarılması, yanlış yazılması asla kabul edilemez[2].

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi’nin yayınındaki[3] ikinci paragrafta yapılan bir hatayı buna örnek verirsek; Atatürk’ün kendi söylediği cümle şu şekilde verilmektedir: “Dünyada her şey için medeniyet için, hayat için muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir”. Bu cümledeki “medeniyet” kelimesi bir kelime yanlışlığından ibaret değildir. Bunun aslı “maddiyat için ma’neviyât için”dir. İkisi arasındaki fark bir hayli büyüktür. Doğru olanı Atatürk’ün düşünce sistemindeki felsefeyi de yansıtır. Atatürk “maddiyat için ma’neviyât için” demekle ilmin ve fennin sadece maddi değil, manevi alanda da bir rehber olması gerektiğini vurgulamıştır. Kültür unsurlarından biri de dindir. Atatürk bu ifadesiyle, toplumumuzda ön planda tutulan dinin de rehberinin ilim olması gereğini ortaya koymuştur. Gerçekten de pek çok konuşmalarında hurafeleri içeren, gerçekleri yansıtmayan dinî yorumları, bağnazlığı asla kabul etmemiştir[4].

Atatürk incelemelerinde yapılması gereken en sade ve orta yol özgün metin ile bugünkü Türkçeye sadeleştirilmiş şekillerinin karşılıklı olarak okunulmasıdır. Bu Atatürk’ün kendi metinlerdeki Türkçe zenginliğinin fark edilmesine hem de onun düşünceleri ile kurulacak köprülerin sağlamlığına katkıda bulunacaktır. Gazi Mustafa Kemal Paşa, Büyük Zafer’den sonra, Başkomutan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak Anadolu’ya ilk gezisini 1923 yılı Mart ayının ortalarında yapmıştır. 13 Mart 1923’de başlayan yurt gezisinde Eskişehir, Adana, Mersin, Tarsus, Karaman, Konya, Akşehir, Afyon, Kütahya illeri ve ilçelerini ziyaret etmiştir. 20 Mart 1923 günü Konya’yı ziyaret etmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı tren istasyonunda karşılayan Konyalı gençler, O’nu Türk Ocağı’na davet etmişlerdir. Gazi Mustafa Kemal Paşa daveti kabul etmiş ve belediye başkanının kendisi şerefine verdiği yemekten sonra, eşi Latife Hanım ile birlikte Türk Ocağı’na gitmiştir. Konya Türk Ocağı Reisi Süreyya (Berkmen) Bey tarafından kısa fakat etkili bir konuşma yapılmış daha sonra Mustafa Kemal Paşa konuşmasına başlamış ve devam etmiştir. Mustafa Kemal Paşa konuşmasını bitirdiğinde Türk Ocağı üyelerinden Dr. Eyüb Sabri Bey, Gazi’nin yanına giderek izin istemiş ve küçük bir kağıdın içine yazmış olduğu, “Milletimizin  inkı­lâbına muhalefet eden ve kendisini din irşadiyle mükellef telakki eyliyen bir sınıf var, bu sınıfa karşı ne gibi tedabir alınmıştır?” (Gençliği ve umdeyi takip ile yürümek azminde bulunuyoruz ve yürüyoruz. Fakat kendisinde irşat kuvveti gören bazı kimseler bu umdenin hilafında bulunacak olurlarsa buna karşı ne düşünülüyor ve ne yapılacak?) (Milletimizin inkılâbına muhalefet eden ve kendisini din uyarıcılığıyla sorumlu kabul eden bir sınıf var, bu sınıfa karşı ne gibi önlemler alınmıştır?)[5] sorusu üzerine Mustafa Kemal ayağa kalkarak önemli bir girişten sonra fikirlerini şu şekilde açıklamıştır:  “Her şeyden evvel şunu en iptidai bir hakikati diniye olarak bilelim ki, bizim dinimizde bir sınıfı mahsus yoktur. Ruhbaniyeti reddeden bu din inhisarı kabul etmez. Mesela ulema, behemehal tenvir vazifesi ulemaya ait olmadıktan başka dinimiz de bunu kat’iyetle meneder. O halde biz diyemeyiz ki, bizde bir sınıfı mahsus vardır. Diğerleri dinen tenvir hakkından mahrumdur. Böyle telakki edersek kabahat bizde, bizim cehlimizdedir. Hoca olmak için, yani hakayiki diniyeyi halka, telkin etmek için, mutlaka kisvei ilmiye şart değildir. Bizim ulvi dinimiz her müslim ve müslimeye amme taharrisini farz kılıyor ve her müslim ve müslime ümmeti tenvir ile mükelleftir[6].

Efendiler, bir fikri daha tashih etmek isterim. Milletimizin içinde hakiki ulema, ulemamız içinde milletimizin bihakkın iftihar edebileceği alimlerimiz vardır. Fakat bunlara mukabil kisvei ilmiye altında hakikati ilimden uzak, lüzumu kadar taallüm edememiş, tariki ilimde layıkı kadar ilerliyememiş hoca kıyafetli cahiller de vardır. Bunların ikisini birbirine karıştırmamalıyız”[7].

Metnin bugünkü Türkçeye uyarlanmış hali:

“Her şeyden önce şunu en basit bir dini gerçek olarak bilelim ki, bizim dinimizde özel bir sınıf yoktur. Ruhbaniyeti reddeden bu din, tekelciliği kabul etmez. Örneğin bilginler, mutlaka aydınlatma görevi bilginlere ait olmadıktan başka dinimiz de bunu kesinlikle yasaklar. O halde biz diyemeyiz ki, bizde özel bir sınıf vardır. Diğerleri dinen aydınlatma hakkından mahrumdur. Böyle kabul edersek kabahat bizde, bizim bilgisizliğimizdedir. Hoca olmak için, yani dini gerçekleri halka, telkin etmek için, mutlaka ilmi elbise şart değildir. Bizim yüce dinimiz her erkek ve kadın Müslümana toplum araştırmasını farz kılıyor ve bunlar toplumu aydınlatma ile sorumludur. Efendiler! Bir fikri daha düzeltmek isterim. Milletimizin içinde gerçek âlimler, âlimlerimiz içinde milletimizin halkıyla övünebileceği bilginler vardır. Fakat bunlara karşı ilmi elbise altında ilmin gerçeğinden uzak, gereği kadar öğrenim görememiş, ilim yolunda gereği kadar ilerleyememiş hoca kıyafetli cahiller de vardır. Bunların ikisini birbirine karıştırmamalıyız”[8].

Atatürk’ün âlimlerle, cahilleri ayırdığı yüzlerce örnekten biri şudur:  “İsmail Hakkı İzmirli zaman zaman Atatürk’ün en önemli ve en temel fikirlerinin aksini savunmuş ilahiyat sahasında bir bilim insanıdır. Ama Atatürk ona engel olmamış baskı yapmamıştır. Hatta yaş haddinden emekli olması gerektiğinde vekiller heyeti kararıyla görevinin uzatılmasını Atatürk sağlamıştır.  Atatürk kendisine ne kadar karşı olursa olsun namuslu samimi bilgin insanlara asla rahatsızlık vermeyen bir şahsiyet ve idrake sahiptir”[9].

Atatürk’ün icraatlarının, konuşmalarının ve eserlerinin dikkatli, analitik ve felsefi yaklaşımlarla incelenmesi onun düşünce dünyasını ve  o dünyanın kaynaklarının Türk milleti  tarafından daha iyi tanımasını sağlayacaktır. Sıtkı Aydınel’in özellikle hatırlattığı Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’da öğretmenlerle konuşmasında söylediği ve kısaca “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” olarak bütün Türk toplumunun benimsediği sözlerinin doğrusunun, yukarıda belirtildiği gibi olduğu hususunda hiçbir şüphe yoktur. Bu vesile ile “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri”nin tümü böyle derinlemesine bir tetkikle yeniden ele alınmalı ve kaynak tenkidi yapılmalıdır. Diğer konuşmalarında da, bu tarz hatalar mevcuttur[10]. Atatürk Araştırma Merkezi yayınlarında bile bazen okuyucu ve araştırmacı değişikliklerle karşılaşıyorsa buna daha fazla özen ve dikkat gösterilmelidir. Hem özgün hem de sadeleştirilmiş metnin paylaşılması tekrar vurgulayalım en sağlıklı yöntem olacaktır.


[1] Sıtkı Aydınel’ Gazi Mustafa Kemalin Samsun Öğretmenleri İle Konuşması, (22. IX. 1924),Atatürk Yolu Dergisi 3, sy. 09 (Eylül 1992). 1992-Cilt: 3 Sayı: 09, 1-10, s. 2.

[2] Sıtkı Aydınel’ a. g. m., s. 7.

[3] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, Derleyenler: Sadi Borak-Utkan Kocatürk, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, 1997, Ankara, s. 202.

[4] Sıtkı Aydınel’ a. g. m., S. 6-7

[5] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, a. g. e., s. 147., Eren Akçiçek – Mehmet Karayaman, Atatürk’ün Türk Ocakları’nı Ziyaretleri ve Yaptığı Konuşmalar, İzmir, 2007, s. 98. https://www.atam.gov.tr/ataturkun-soylev-ve-demecleri/konya-gencleriyle-konusma

[6] Hz Peygamber (O’na selam olsun)  hadis-i şerif’lerinde “İlim öğrenmek kadın erkek her Müslümana farzdır” buyurmuştur. (İbn Mâce, Mukaddime, 17). Atatürk’ün İslamî derinliği her konuşması ve icraatında kendisini göstermiştir.

[7] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, a. g. e., s. 148.

[8] Eren Akçiçek – Mehmet Karayaman, Atatürk’ün Türk Ocakları’nı Ziyaretleri ve Yaptığı Konuşmalar, İzmir, 2007, s. 99.

[9] Yaşar Nuri Öztürk, Dinde Reform Değil İslam’da Tecdit (Peygamberin Yüklendiği Görev), 1. cilt, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul, 2018, s.348-349.

[10] Dr. Sıtkı Aydınel’ a. g. m., S. 8