Aşı Savaşları

31

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kanada, Avustralya,
Yeni Zelanda ve Avrupa Birliği’nin (AB) lokomotif ülkelerinin vatandaşlarının,
yani gelişmiş veya zengin ülke vatandaşlarının Covid-19 aşısına daha kolay
ulaşabildiği gözle görülebilir bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

 

Kanada, aşı şirketleri ile tüm nüfusu için gerekli aşı
dozunun 5 katı kadar aşı için antlaşmalar imzalarken, İsrail, Batı Şeria ve
Gazze’de yaşayan Filistin’lileri görmezden gelip kendi vatandaşlarını aşılamaya
devam etti. AB bu konuda bir adım daha ileri giderek Covid-19 aşılarının
ihracatına yasaklama getirmeye başladı. Öyle ki, mart ayı başlarında Astra Zeneca’nın
Avustralya’ya göndereceği 250.000 dozluk aşı ihracatı AB tarafından engellendi.
AB içerisinde İngiltere üzerinden yapılan aşı ihracatları eleştiri konusu
haline gelmiş, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un “Bazı ilaç şirketleri
Avrupalılara olan taahhütlerine saygı göstermediği sürece tüm ihracatı
engellemeliyiz” söylemi dikkat çekmişti.

 

Dünya üzerinde gelişmiş veya zengin ülkeler aşıları kendi
vatandaşlarına uygularken, Hırvatistan’da yayınlanan “Vecernji List” isimli
gazetenin 28 Şubat 2021 tarihli nüshasında ilginç bir yorum dikkatleri
çekiyordu:

 

“İngiliz
veri analiz şirketi Airfinity’in Aralık 2000’deki raporuna göre, Dünya
nüfusunun %14’üne sahip olan zengin ülkeler, var olan aşı stoğunun %53’ünü
satın aldılar. Aşı üreten batılı şirketlerle antlaşma yapamayan fakir
ülkelerdeki bu boşluğu Rusya ve Çin dolduruyor. Böylece hem Rusya, hem Çin,
Güney Amerika, Asya ve Afrika’daki varlığını kuvvetlendiriyor. Avrupa
Birliği’nin unuttuğu Balkanlar’da da Rusya ve Çin etkisi hissedilmeye başladı.

 

 

Benzer
zamanlarda “The Economist” dergisinin hazırladığı bir başka raporda ise aşılama
oranının bugünkü haliyle devam etmesi halinde 85 düşük gelirli ülkenin ancak 2023
yılında aşıya ulaşabileceğini ve bu durumun sadece düşük gelirli ve gelişen
ülkelerde Covid-19 aşıları vasıtası ile Rusya ve Çin etkisini geliştirmeye
yarayacağı belirtiliyordu.

 

 

Bu
esnada Meksika’dan gelen bir haber, daha dikkat çekiciydi. Meksika Devlet
Başkanı Lopez Obrador’un ABD Başkanı Biden’den aşı desteği istemesi, ancak
Biden’in bu isteğe “önce Amerika” şeklinde yanıt vermesi, Obrador’un Rusya
Devlet Başkanı Vladimir Putin ile temasa geçmesine yol açmıştı. Obrador’un, Putin
ile bir telefon görüşmesi yaptığını, Rusya’nın Meksika’ya 24 milyon doz aşı
göndereceğini ve Putin’i Meksika’ya davet ettiğini açıklaması, Rusya’nın
Meksika’daki varlığını arttırabilme ihtimalini ortaya çıkarmasıyla aşı
savaşlarının farklı bir boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bunlar
yaşanırken Arjantin ve Nikaragua Rus-Sputnik V aşısının kullanımına onay
vermişti. Ek bir bilgi vermek gerekirse, Rusların aşılarına verdiği ismin
farklı bir anlamı da vardı. 1957 yılında Rusların uzaya gönderdiği ilk uydunun
ismi olan Sputnik aynı zamanda ABD ile Rusya arasındaki uzay yarışının da
başlamasına yol açmıştı. Ruslar bu isimle yeni bir yarış mı başlatıyordu?

 

 

Bu
sırada Brezilya, Şili ve Peru, Çin aşıları Coronavac ve Sinopharm’ı kullanmaya
başladı. Buna ek olarak Pekin Hükümeti Latin Amerika ve Karayip ülkelerine
vermiş olduğu aşı kredisini 1 milyar dolardan 11 milyar dolara çıkarılmasının
planlandığını açıkladı. Latin Amerika’da Rus ve Çin etkisi artık kendini hissettirmeye
başlamıştı.

 

Çin
Devlet Başkanı Xi Jinping, Bangladeş, Endonezya, Filipinler, Türkiye ve
Pakistan gibi ülkelere yaptığı aşı sevkiyatlarından sonra, Afrika ülkeleri
liderleri ile yaptığı görüşmede, “Afrika ülkelerinin aşı önceliği” olduğunu
belirterek, bu ülkelerin yalnız olmadığını, Çin’in kendilerinin yanında
olduğunu belirtmesiyle aslında dünyaya farklı bir mesaj daha veriyordu.

 

Bu
arada Astra Zeneca aşısının temininde yaşanılan problemler ve aşılama da
yeterli hıza ulaşamayan AB’de, Çek Cumhuriyeti, Sırbistan ve Macaristan’ın, Çin
ve Rus menşeili aşılara izin verileceğini belirtmeye başlaması, Avusturya
Şansölyesi Sebastian Kurz’un onay verilmesi halinde bu aşıların
kullanılabileceğini söylemesi ve Avrupa İlaç Ajansı’nın (Europan Medicines
Agency) bürokrasi hızından şikâyet etmesi, AB’de aşı savaşları nedeniyle oluşan
çatlaklar olarak değerlendirilirken, kimi çevreler tarafından da NATO
müttefiklerinin Rus aşısı karşısında bir birliktelik gösterememesi olarak
yorumlandı.

 

 

Gelişmiş
ülkelerin kendi vatandaşlarını koruma içgüdüsü, Covid-19 salgınının jeopolitik
alanda farklı sonuçlara yol açmasına neden olmuştu. Öyle ki, Dünya basınında
artık ABD’nin Covid-19 Aşı programında 2. Dünya Savaşından sonra Avrupa
ülkelerine uyguladığı “Marshall Yardımları” benzeri bir programı devreye alması
yüksek sesle tartışılmaya başlandı. Her ne kadar böyle bir programın devreye
alınması son derece “insani” nedenlere dayandırılsa da Rusya ve Çin’in pandemi
süresince aşıya ulaşmada zorluk çeken ülkelere verdiği destek sayesinde
psikolojik üstünlük kurmaya başlamasından duyulan rahatsızlığın gerçek sebep
olduğunu anlamak zor değil.

 

 

Yeni
bir soğuk savaş başlangıcı olarak tanımlanabilecek bu süreçte, Türkiye olarak
maalesef sadece izleyiciyiz. Eğer aşı bulup alabilirsek kullanabileceğiz,
bulamazsak olanlara seyirci kalacağız. Şimdilik tek ümidimiz Kayseri Erciyes
Üniversitesi tarafından geliştirilmeye çalışan yerli aşı çalışmalarının
başarıya ulaşması. Covid-19 sürecinin ne zaman biteceği bilinmiyor. Dolayısıyla
aşıya ve bu yüzden bir veya birkaç ülkeye bağımlı olmak milli güvenlik meselesi
olarak algılanmalı. Kendi aşımızı üretemediğimiz müddetçe bu salgınla baş etme
şansımız sınırlı görünüyor.

 

Atatürk’ün
söylediği gibi “Her fabrika bir kaledir”.

 

Tüm
insanlığın Covid-19 aşısına kolayca ulaşması dileklerimle…

 

Sağlıcakla
kalın…