Almanya’da Eğitimde İslam ve Türk Düşmanlığı

22

Son günlerde Avrupa’nın birçok ülkesinde olduğu gibi Almanya’da da eğitim alanında Türk ve İslam düşmanlığı giderek yoğunlaşmaktadır. Özellikle son dönemde Avrupa’da İslamın önlemeyen yükselişi, bütün müslüman topluluklara karşı İslamofobianın yaygınlaşmasına yol açmıştır. Her alanda yürütülen bu düşmanlık, özellikle eğitim alanında kendini göstermektedir. Bunun en önemli sonucu olarak, Müslüman ve Türk çocuklarının eğitim düzeyleri çok düşüktür.  OECD tarafından yayımlanan bir çalışmada, Almanya’daki göçmenlerin başka ülkelerdeki muadillerine göre okulda daha kötü performans ortaya koyduklarını tespit etmiştir.

Almanya Türklerinin nüfuslarına rağmen eğitim alanında oldukça zayıf oldukları söylenebilir. Buna gerekçe olarak ise 4. sınıftan sonra öğrencilerin ilkokuldan ortaokula, orta liseye veya yüksek liseye yerleştirilme sürecinde, Türk çocuklarının Almancaya yeterince hakim olmamaları gösterilmektedir. Bu yüzden Türk çocukları genelde ortaokula yerleştirilmektedir. Ancak yeni nesilde eğitime ilgi geçmişe oranla daha iyi bir durumdadır.

2002’de yapılan bir araştırmaya göre Berlin‘de yaşayan Almanyalı Türklerin eğitim düzeyi şöyledir:

% 11’i – Okul terk / Diplomasız (Kein Abschluss)
% 46’sı – İlk ve ortaokul (Hauptschule veya Volksschule)
% 25’i – Orta dereceli lise (Mittlere Reife / Fachschulreife)
% 12’si – Yüksek dereceli lise (Hochschule (Abitur) veya Fachhochschulreife)
% 7’si – Üniversite / Yüksekokul (Universität / Hochschule veya Fachhochschule)

Alman eğitim sisteminin fakir, göçmen, mülteci ve engelli çocuklara ayrımcılık uygulanmasına yol açtığı BM‘in insan hakları raporuna da yansımıştır. Türkler, Almanya’da en büyük azınlığı oluşturmaktadır. Bu ülkede Almancadan sonra en çok konuşulan dil de Türkçedir. Avrupa Birliği mevzuatına göre azınlık dillerinin korunması gerekmektedir. Buna rağmen Alman hükümetinin Türkçenin korunması için aldığı tedbirler son derece sınırlı ve yetersizdir ve günden güne daha da yetersiz kalmaktadır.

Bu durumun nedenlerini ikiye ayırabiliriz. Birincisi; Almanya’nın, azınlıkların Alman kültürünü ve yaşayış tarzını bütünüyle benimsemelerini istemeleridir. Bu beklenti, özellikle âdetleri Almanlardan çok farklı olan Türkler için dile getirilmektedir. Hollanda hükümeti daha 1981 yılında Hollanda’yı “çok kültürlü bir toplum” olarak tanımlarken, aynı yıl Alman hükümeti “Almanya’nın iltica memleketi olmadığı”nı açıklamıştır. Son 20 yılda Alman politikasında gerçekleşen değişikliklere rağmen Alman yetkililerinin ve Alman kamuoyunun bu konudaki tutumlarında olumlu bir değişim olmamıştır. Nitekim Türk dilinin eğitim sisteminde aldığı yer konusunda Almanya’yla Hollanda’yı karşılaştıracak olursak hem kanun bakımından, hem de uygulanan tedbirler bakımından Hollanda’nın çok daha ileri olduğunu görürüz.

Türkçe derslerinin bugünkü öğretimine bakacak olursak, örneğin, Hessen eyaletinde,  Türkçe dersleri, kanuni değişiklik yapılmadan önceki haliyle, yani velilerin dilekçesi gerekmeden verilmeye devam etmektedir. Ancak, Alman Kültür Bakanlığı, Yabancılar Meclisi, çeşitli dernekler ve başka yabancı kurum ve kuruluşların sert tepkisinden korktuğu içindir ki, ana dili derslerinin okul programından silinip velilerin başvurusuna bağlı olarak yürütülmesine daha geçmemiştir. Öğrendiğimize göre, Bakanlık bu durumun 10 yıla kadar tamamen değişmesini öngörmektedir.

Ana dili derslerinin yakın gelecekte uygulamadan kalkacağı veya çok az ölçüde verileceği Alman yetkililer tarafından açıkça söylenmektedir. Genç olan Türkçe öğretmenlerinin kendilerini başka branşlarda yetiştirmeleri maddi olarak teşvik edilmekte, üniversitede yeniden eğitim yapmaları için imkân sağlanmaktadır. 11 Eylül olaylarıyla başlayan süreçte Almanya’daki müslümanların, ve bu arada Türklerin, kendi kimliklerini koruma çabalarını savunmak daha da güçleşmiştir.

ALMAN DERS KİTAPLARINDA TÜRK DÜŞMANLIĞI

Almanya’da eğitim alanında Türk düşmanlığının en belirgin olduğu alan ders kitaplarıdır. Bunlardan birkaçına göz atalım.

İlköğretim Yardımcı Yayını Coğrafya Atlasında;
-Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi “Armanisches Hochland” (Ermeni Dağlık Alanı)
,
-Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bir kısmı “kürdistan” olarak gösteril
miştir.
-Haritanın Kıbrıs’ı gösteren kısmında “Türkiye tarafından işgal edilmiştir.”
yaz
maktadır.
İlköğretim Coğrafya Kitabında;
Bir halk (Kürtler)
, milliyeti için savaşıyor. 5000 yıldır yaşadıkları bölgede Osmanlı ve Perslerin değirmen taşları arasında kalmışlardır. Onların bölgesi Birinci Dünya Savaşı’nda birçok ülkeye paylaştırıldı. O ülkelerden hiçbiri Kürtlere bağımsızlık ya da dil özgürlüğü vermedi. Bölgede petrol olması durumu gerginleştiriyor. Kürtlerin bağımsızlığı hedefleyen tüm girişimleri Türkiye ve Irak tarafından çoğunlukla kanlı bir şekilde bastırılmıştır.
İlköğretim Tarih-Coğrafya Kitabında;
-Karadeniz Bölgesi’ndeki Canik Dağları “Pontus Gebirge” (Pontus Dağları)
olarak gösterilmiştir.
Ermenilerin Rus ordusunu desteklemesinden korkan Osmanlı İmparatorluğu onları göç ettirmeye başladı. Gerçekten de ulusal bağımsızlığı için mücadele eden Ermeniler vardı. Göç oldukça kanlıydı; yüz binlerce Ermeni göç yolunda açlık ve yorgunluktan kervanları soyan göçebelerin baskınlarından hayatlarını kaybettiler. Bu halkın ölüme terk edilmesi Talat Paşa Hükümetinin saf Türk ya da saf Müslüman Anadolu oluşturma hedefinin bir işaretiydi.
İlköğretim Hayat Bilgisi Kitabında;
Türkiye
‘de konuşulan resmi dil Türkçe ve Kürtçe’dir.
İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;
Türkiye Cumhuriyeti milliyetçilik temelinde kurulmuştur. Ülkede yaşayan herkes kendini Türk hissetmelidir ve Türkçe konuşmadır. Fakat özellikle Doğu Anadolu’da çeşitli halk grupları geleneksel yapılarını koruyarak yaşamaktadır ve Türk Devleti’ni yabancı görmektedirler. Birinci Dünya Savaşı galipleri Kürtlere kendi devletlerini kurma sözü vermişti. 80’li yıllarda Kürdistan İşçi Partisi’nin bağımsızlık savaşı şiddetlendi. İki cephe arasında kalan Doğu Anadolu halkı bunun acısını çekti.Türk Ordusu iki binin üzerinde köyü tahrip etti. Türk Ordusu işkencecidir.

ALMAN DERS KİTAPLARINDA İSLÂM DÜŞMANLIĞI

http://www.dunyabizim.com/themes/default/img/1x1.gifAvrupa’da ve özellikle Almanya’da anti-islamizm hızla yükselmektedir. Bunun temel sebebi; Avrupa ülkelerinde yüzyıllardır hüküm süren anti-semitizmin, yani Yahudi karşıtlığının son yıllarda yerini bir başka ırkçı görüşe bırakmış olmasıdır. Avrupa’nın Yahudi karşıtlığından boşalan yere oturtmaya çalıştığı anti-islamizm (bir başka ifadeyle İslamofobia) görüşü, başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde bilinçli ve programlı bir şekilde yayılmaya başlamıştır.

Müslümanların 625 yılında Akdeniz’i aşarak Avrupa topraklarına ayak basması, İslam medeniyeti üzerine Anadolu topraklarına yapılan Haçlı Seferleri, Müslümanların Hristiyan dünyasının merkezi olan İstanbul’u fethetmiş olması gibi sebepler, Avrupalıların  Müslümanlara düşman olmalarına yol açmıştır. Batı Kültürü;  bu husumetlerin gölgesinde ırkçılık, tek kültürcülük, yabancı düşmanlığı gibi özellikleri bünyesine almış, yıllar yılı sürdürdüğü anti-semitizm düşüncesinin yanına  anti-islamizmi de eklemiştir. Bu durum,  Avrupa’da yaşayan 20 milyon Müslüman için büyük bir tehdit oluşturmaktadır.

Halen Alman okullarında okutulan ders kitaplarında İslam dinine ilişkin yer alan bilgilerin son derece yanlış ve hatalıdır. Köln Üniversitesi’nde görev yapmakta olan Prof. Dr. Abdulcavad Falaturi’nin girişimleriyle kurulan bir komisyon tarafından, Almanya’daki okullarda okutulan okul kitaplarının İslam dini ile ilgili bölümleri taranarak 6 ciltlik bir külliyat oluşturulmuştur.  M. Zeki Okur, bu külliyatın içerisinden seçerek hazırladığı “Alman Okul Kitaplarında İslam” adlı eserde,  Alman okullarında İslam diniyle ilgili yer alan gerçek dışı bilgilerden bazıları  şöyledir:

İslam: Alman okul kitaplarında İslam, insan ile Allah arasındaki ilişkiyi, köle ile efendisi arasındaki ilişkiye benzeterek, insanı baskı altında tutan ve ilahi irade karşısında boyun eğen bir varlık olarak tanımlamaktadır. İslam tanımlanırken, bu dinin aslının fatalizme, yani kör bir kaderciliğe dayandığı iddia edilmektedir.

Allah (c.c) : Alman eğitimciler, Allah’ın ‘her şeye gücü yeten’ sıfatına sahip bulunmasından ötürü; Allah’ın, “zor kullanan, cebbar, sert, merhameti olmayan bir hükümdar ve mahkûm eden bir hâkim” olduğunu ifade etmektedirler. Allah’ı insana ait özelliklerle tanımlayarak, O’nu duygusuz, kendi isteklerine boyun eğilmesi için çabalayan, gücünü kötüye kullanan, insana uzak duran bir ilâh olarak tarif  etmektedirler.

İnsan: Alman okul kitaplarında, İslam’da “Allah ile insan” arasındaki ilişki, “köle-efendi” ilişkisi gibi tanımlanmaktadır. İnsan, efendisinin çıkarları doğrultusunda çalışan bir köle olarak açıklanmaktadır.

Kur’an: Alman okullarında Kur’an’ın, Cebrail vasıtasıyla Allah tarafından vahiyle gönderilmediği ve Hz. Muhammed’in onu kendisinin uydurarak yazdığı iddia edilmektedir. Kur’an, Ortaçağ’daki cezaları kabul ederek bunu insanlar üzerinde uygulayan bir kitap olarak tanımlanmaktadır. Almanya’da Kur’an’ın, Hz. karşı yapılan bu hakaretlere ve haksızlıklara Muhammed’in düşman kabul ettiği Yahudi, Hıristiyan ve Araplara karşı uydurduğu, inanmayanlara karşı kullandığı bir çeşit savaş aracı olarak yazdığı varsayılmaktadır.

Almanya’da eğitim gören gençlerin küçük yaştan itibaren İslam diniyle ilgili son derece hatalı bir eğitime tabi tutulduğu görülmektedir.  Alman okul kitaplarında İslam dini üzerine yukarıda verilen bilgilerin dışında insanın tüylerini ürperten birçok çarpıtılmış düşünce de görmek mümkündür. Konusunda uzman kişilerin hazırladığı “Alman Okul Kitaplarında İslam” adlı eserde birçok örneğe daha ulaşılabilir.. Bütün dünya Müslümanlarının İslam dinine, Türklerin tarihleri, coğrafyaları ve milliyetlerine yapılan bu hakaretlere ve haksızlıklara karşı sorumluluklarının gereğini bir an önce yerine getirmelidirler.

 

 

 

Önceki İçerikTenakuz
Sonraki İçerikTürk Korkusu
Avatar photo
Bulgaristan göçmeni bir ailenin oğlu Sâkin Öner 05.10.1947 tarihinde Denizli ilinin o zaman Çal ilçesine bağlı bulunan Dedeköy bucağında doğdu. Bugün Dedeköy 'Baklan' adıyla Denizli'ye bağlı bir ilçedir. Babası Emniyet Komiseri merhum Celalettin Öner, (1922-16.12.1970) annesi Denizli'nin Honaz ilçesinden ev hanımı merhume Ulviye Öner (Akkuş)'dir. Annesi 1951yılında vefat etmiştir. Babası 1953 yılında Polis Memuru olarak görev yaptığı Aydın ilinin Nazilli ilçesinde Zarife Öner (Meriçoğlu) ile ikinci evliliğini yapmıştır. Sakin Öner 1951-1953 yılları arasında Dedeköy (Baklan)'da dedesinin ve babaannesinin yanında kalmıştır. İki yıl köy ortamında kalan Öner, burada kırsal kesimdeki Türk insanının yaşantısını, gelenek ve göreneklerini, zengin halk kültürünü tanıma imkânını bulmuş ve bu döneme ait izler şiirlerine ve yazılarına yansımıştır. ÖĞRENİM HAYATI Babasının memuriyeti sebebiyle 1954-1955 der yılında Manisa'nın Kırkağaç ilçesinde başladığı İlkokul hayatı; Manisa'nın merkezinde devam edip Afyon'un Sandıklı ilçesinde tamamlandı. 1959-1960 Öğretim yılında Sandıklı Ortaokulu'nda başlayan ortaokul tahsili, Bandırma'da devam edip Van'da tamamlandı. Lise'ye Van'da başlayıp Yozgat'ta tamamladı. 1965 Haziranında girdiği Üniversite Giriş sınavı sonunda birinci tercihi olan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kazandı. Burada öğretimini sürdürürken Babıâli'de Sabah Gazetesi'ne muhabir olarak çalıştı. 1966 yılında Bugün Gazetesi'ne teknik sekreter olarak transfer oldu. Bu arada Hukuk Fakültesi'nden ayrıldı. 1967'de yeniden girdiği Üniversite Giriş İmtihanı'nı kazanarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne kayıt oldu. 1967-1972 yılları arasında bu bölümde okudu. Bu süre içinde dergicilik, kitapçılık ve yayıncılık yaptı. 1972 yılı Şubat ayında diploma aldı. Babasının vefatı sebebiyle Denizli iline tâyinini istedi ve aile fertlerinin sorumluluğunu üstlendi. 1981 yılında doktora çalışmalarını başlatan Öner, 1987 yılında doktora yeterlik sınavını verdi. Ancak, idarî görevleri sebebiyle doktora çalışmalarına uzun süre ara vermek mecburiyetinde kaldığından, 2003 yılında Türk Dili ve Edebiyatı Doktoru oldu. MEMURİYET HAYATI Denizli Lisesi Edebiyat Öğretmeni olarak memuriyet hayatına başladı. 17.02.1973 tarihinde Denizli ilinin Acıpayam ilçesi Darıveren bucağında Fidan Oymak ile evlendi. 1975 yılı Temmuz-Ekim ayları arasında İzmir-Bornova'daki Topçu Taburu'nda kısa süreli askerlik görevini yaptı ve Topçu Asteğmen olarak terhis oldu. Memuriyet hayatı; İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü'ne Müdür Yardımcısı ve Edebiyat Öğretmeni, Tahakkuk Müdür Yardımcısı ve Türkçe Bölümü Öğretim Görevlisi, Sinop Lisesi'nde edebiyat öğretmeni olarak devam etti. Çalışma şartlarının uygun olmaması ve ailesinin İstanbul'da kalması sebebiyle, çok sevdiği meslek hayatına Mayıs 1977 tarihinde istifa ederek İstanbul'daki günlük Hergün Gazetesi'nde önce Haber Müdürü sonra da Yazı İşleri Müdürü oldu. 01 Ocak 1980 tarihinde yeniden öğretmenlik mesleğine dönek için başvurdu. Görev emri gelinceye kadar büyük düşünür ve yazar S. Ahmet Arvasi'nin kurduğu Türk Gençlik Vakfı'nın müdürlüğünü yaptı ve bu vakfın yayın faaliyetlerini yürüttü. 23.03.1970 tarihinde İstanbul Kız Lisesi'ne tâyini çıktı. 07.04.1980 tarihinde İstanbul Şehremini Lisesi'ne Edebiyat Öğretmeni ve müdür yardımcısı oldu. 13.12.1982'de İstanbul Pertevniyal Lisesi'ne Edebiyat öğretmeni olarak nakledildi. Bu okulda 23.08.1983'te Müdür Başyardımcısı oldu. 05.12.1984'te de İstanbul Behçet Kemal Çağlar Lisesi'nde Müdür olarak vazifelendirildi. 27.06.1987 tarihinde İstanbul Millî Eğitim Müdürlüğü'ne Müdür Yardımcısı olarak görevlendirildi. 16.10.1992 tarihinde Vefa Lisesi Müdürlüğü'ne. 29 Haziran 1995 tarihinde ikinci defa İstanbul Millî Eğitim Müdür Yardımcılığına, 01.07.1998 tarihinde Vefa Lisesi camiasının umumi isteği üzerine ikinci defa Vefa Lisesi Müdürlüğüne, 18.08.2010 tarihinde İstanbul lisesi Müdürlüğü'ne kâyin edildi. Mart 2012'de yaş haddinden emekliye ayrıldı. EDEBİYATTA 50 YIL Sâkin Öner'in edebiyatla ilgisi, 1957 yılında şiir yazmakla başladı. Merakı gelişerek, dosya kâğıdından dergiler yaptı. İlk şiirini 1957 yılında, ilkokul dördüncü sınıfta iken yazdı. "Gurbet" başlıklı bu şiir aynen şöyleydi: Gurbetteyim bugünlerde Geziyorum sahillerde Oturup ağlıyorum Hicran dolu bahçelerde Sızlar gizli yaralar Gönlümde hatıralar Günler geçer de sonra Yaşlar gönlüme dolar Ayrı düştüm sıladan Kan damlıyor yaradan Gurbet ayırma beni Yurttan, eşten ve dosttan. Ortaokul 2. sınıfa Bandırma'daki dayılarının yanında okurken ilk şiiri, Bandırma Ufuk Gazetesi'nde yayınlandı. Öğretmeni Münevver Yardımsever her dersine, Sâkin Öner'e bir şiir okutarak başlardı. Böylece şiir okuma sanatını öğrendi. Şiir okuma görevi Van Lisesi'nde de devam etti. Millî bayramlar ve törenlerin değişmez elemanı idi, okul adına günün anlamına uygun şiiri o okuyordu. Şiirleri Van'da çıkan gazetelerde yayınlandı. Şiir yarışmalarına katılıp dereceler aldı. Ortaokul 3. sınıfta okul idaresinden izin alarak şahsı adına 'Doğuş' adıyla bir duvar gazetesi çıkardı. Bu gazetedeki bütün yazı ve şiirler kendisine aitti. Lise 1. sınıfa geçtiğinde Okul Müdürlüğü, okulun Kültür ve Edebiyat Kolu Başkanlığına Öner'i getirdi. Okulun camekânlı büyük bir duvar gazetesi vardı. Artık onu o çıkarıyordu. Gazetede makale, deneme, röportaj, hikâye, şiir, haber, karikatür, bulmaca ve spor olmak üzere çok çeşitli türlere ve konulara yer veriliyordu. 15 günde bir değişen bu gazetede kendisine çeşitli haberler ve spor haberlerinde Cafer İpek, karikatür ve bulmacada da Metin Haldenbilen isimli bir arkadaşı yardım ediyordu. 1962 yazında Ağrı'da bulunan teyzesinin yanına gittiğinde orada yayınlanan günlük Mesuliyet Gazetesi ile temasa geçti. Bu gazetede de 'GÜN-KİN' isimli şiiri yayımlandı. Lise 1. sınıfta iken 1963 yılında Sakin Öner Yeşil Van gazetesinde 'Bahçemin Çiçekleri' başlıklı bir sütunda 'Bülbül' mahlasıyla günlük fıkralar yazmaya başladı. Mahlas kullanmasının sebebi, ailesinin bu tür çalışmalara, derslerini aksatacağı gerekçesiyle karşı olmalarındandı. İçindeki yazma aşkını frenleyemeyen Öner, takma isimle de olsa yazmayı sürdürüyordu. Artık yazma işini, gazetelerdeki kendisinden yaşça büyük ve deneyimli köşe yazarlarıyla polemiğe girmeye kadar götürmüştü. Bu arada Yeşil Van ve diğer gazetelerde sık sık şiirleri yayımlanıyordu. Bu arada Serhat Postası isimli gazetenin açtığı şiir yazma yarışmasında üçüncü oldu. Bir gün, yeni taşındıkları evin sahibiyle girdiği polemiği içeren 'Ev, ev, yine ev...' başlıklı bir yazıya rastlayan babası, 'Bülbül' mahlaslı yazıları onun yazdığını anladı. Fakat hayret ki, hem fazla yüzgöz olmadı, hem de kızmadı. Belki de gizli gizli gurur duydu. Bu süreç, Van'dan Yozgat'a tayin oldukları 1964 yazına kadar devam etti. Babasının 1964 yazında Yozgat'a tâyin olması üzerine Öner, Lise 3. sınıfı Yozgat Lisesi'nde okudu ve buradan mezun oldu. En yakın sınıf arkadaşı Cemil Çiçek'ti. Sakin Öner, ailesinden, Van ve Yozgat'taki arkadaşlarından aldığı etkilerle milliyetçi ve maneviyatçı duyguları ağır basan, fikrî ve siyasî hareketlerle ilgilenen, şiir ve nesir alanında epey deneyim kazanmış bir genç olarak İstanbul'a gelince Yine şiir, edebiyat dergi yayıncılığı ile ilgilendi. Gazetelerde, muhabir, sayfa sorumlusu ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. Yayınevi kurdu, kitap yayınladı, kitaplar yazdı. Üçdal Neşriyat'ta sekreter ve musahhih olarak çalıştı. Bu arada, 1 Kasım 1966 tarihinde Ali Muammer Işın ve Ahmet Karabacak tarafından Millî Hareket adıyla Alparslan Türkeş'in lideri olduğu Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP)'ni destekleyen milliyetçi düşünceyi temsil eden 15 günde çıkan dergi yayımlanmıştı. Bu derginin 15 Aralık 1966 tarihli 4. sayısında Öner'n 'Bekamız İçin Birleşmeliyiz' başlıklı ilk yazısı yayımlandı. Ali Muammer Işın'ın ayrılması üzerine 8. sayıdan itibaren derginin sahibi Ahmet B. Karabacak oldu. Bu sayıdan itibaren Öner de, derginin Teknik Sekreteri, 48. sayıdan itibaren derginin Genel Yayın Müdürü oldu. Dergi, Eylül 1970'de yayımlanan 50. sayısı ile kapandı. 1969 yılında kurulan Ülkü Ocakları Birliği'nin de Genel Sekreteri olan Öner, bu dönemde, Birlik tarafından düzenlenen konferansı kitap hâline getirerek bastırdı. Erol Kılıç'ın başkanlığı döneminde de Birlik adına 'Ergenekon' adıyla bir dergi yayımladı. Bu arada, Cavit Ersin'in 'Millî Ekonomi ve Ziraat', Mustafa Eşmen'in 'Türk Köyü' ve Öncüler Dergisi'nde fikrî yazıları yayımlandı. Millî Hareket Yayınevi, 1970 yılında Cağaloğlu'na taşınınca Beyazsaray 41 numarada Öner, Ergenekon adıyla bir yayınevini kurdu ve Alparslan Türkeş'in Genişletilmiş Dokuz Işık kitabını yayımladı. 1972 yılı başında Ömer Seyfettin'in 'Millî Tecrübelerinden çıkarılmış Ameli Siyaset' isimli eserini Osmanlıca'dan yeni yazıya çevirerek sadeleştirdi. Bu çalışması Göktuğ Yayınevi tarafından 'Amelî Siyaset' adıyla bastırıldı. Bu, Öner'in basılan ilk kitabıdır. 1972 Mayıs'ında Denizli Lisesi'nde öğretmenliğe tâyin edilince Ergenekon Yayınevi'ni gençlere bıraktı. Denizli Lisesi'ndeki görevi sırasında sınıf ve okul gazetelerinin çıkarılmasına öncülük etti, Mevlana ve Âşık Veysel'le ilgili yazdığı senaryoları sahneye koydu, önemli şairlerimizin anma günlerini yaptı. Okula edebî ve kültürel faaliyetler yönünden bir hareket getirdi. Orada iken yazdığı Abdülhak Hâmit Tarhan isimli biyografi çalışması, 1974'te Toker Yayınları'nca basıldı. Ömer Seyfettin'in 'Türklük Mefkûresi' isimli eserini de Osmanlıca'dan yeni yazıya çevirerek 'Türklük Ülküsü' adıyla 1975'te Türk Kültür Yayınları arasında yayımlattı. 1975 Kasımında İstanbul'a Atatürk Eğitim Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Öğretim Görevlisi olarak döndükten sonra, bir taraftan anarşinin at koşturduğu okulda düzeni sağlamaya ve derslere girmeye çalışırken, bir taraftan da edebî çalışmalarına devam etti. Burada görev yaptığı üç yıl içinde 'Ülkücü Şehitlere Şiirler' (1975), 'Ülkücü Hareket'in Şiirleri ve Marşları' (1976) isimli antolojileri, 'Ârif Nihat Asya' (1978) isimli biyografi kitabını, Müslim Ergül ve Osman Nuri Ekiz'le birlikte Eğitim Enstitüleri Türkçe Bölümü 2. sınıf Yeni Türk Edebiyatı (Servet-i Fünûn'dan Cumhuriyet'e kadar) isimli ders kitabını hazırladı ve yayımlattı. Ortadoğu gazetesinde de bazı edebî makaleleri yayınlandı. Bu arada, aralarında S. Ahmet Arvasi'nin de yer aldığı bu okulda görev yapan yirmi arkadaşıyla 'Dokuz Işık' adıyla bir yayınevi kurdu ve bu yayınevi iki yılda on kitap yayımladı. Öner, şimdi geriye dönüp baktığında, her gün anarşik olayların yaşandığı arada öğretmenlerin ve öğrencilerin dövüldüğü ve yaralandığı hatta öldürüldüğü saat 08.00'den 24.00'e kadar devam eden bir mesai sırasınca bu kadar çalışmanın nasıl yapılabildiğine şaşırmakta, bunu gençliğine, dâvâsına olan inancına ve heyecanına bağlamaktadır. 1978 yılı ortalarında, Sinop'a tâyin olduğu ve orada anarşi nedeniyle güvenli bir çalışma ortamı bulamadığından çok sevdiği mesleğinden istifa etmek mecburiyetinde kaldı. Bu yıl içinde mezuniyet tezi olan Yusuf Akçura'nın Türk Yılı (1928)'nda yer alan 'Türkçülük' isimli 128 sahifelik uzun makalesini Osmanlıca'dan yeni yazıya çevrilmesini, sadeleştirmesini, önemli kişi, kurum ve kavramlarla ilgili notları içeren çalışmasını Türkçülük adıyla Türk Kültürü Yayınları arasında yayımlattı. Bu arada, hayatının üçüncü gazetecilik dönemi olan Hergün Gazetesinde Haber Müdürü olarak göreve başladı. Gazetede, bir taraftan bu görevi yürütürken, bir taraftan da haftada üç gün 'Ülkücünün Gündemi' isimli köşede güncel siyasî konularda fıkralar ve önemli olaylarda 1. sahifede imzasız yorumlar yazıyordu. 'Öz Yurdumda Garibim' başlıklı yurtlardan atılan milliyetçi öğrencilerin dramını anlatan röportajı ile 1978 yılında Ülkücü Gazeteciler Cemiyeti'ne 'En İyi Röportaj Yazarı' seçildi. 1979 yılında yine bu gazetede çalışmasını sürdürürken Toker Yayınları'ndan 'Nihal Atsız' isimli biyografik çalışmasını, Su Yayınları'ndan 'Köy Enstitülerinden Eğitim Enstitülerine' isimli araştırma kitabını yayımlattı. 1979 yılı başlarında gazetenin boşalan Yazı İşleri Müdürlüğü'ne getirildi. Dokuz ay bu görevi sürdürdükten sonra yıl sonunda öğretmenlik görevine dönmek için Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurdu. 1980 yılı Mart'ında İstanbul Kız Lisesi'nde depo öğretmeni olarak göreve döndükten sonra Nisan ayına da Şehremini Lisesi'ne tâyin edildi. Sakin Öner 12 Eylül 1980 İhtilâli'den sonra, Şehremini Lisesi'nde Müdür Yardımcısı olarak yeniden idarecilik görevine başladı. Burada okulun Kültür ve Edebiyat Kolu çalışmalarını yürüttü. Doğa isimli bir okul dergisinin yayınlanmasına öncülük etti. Bu arada Eğitim Enstitüsü'nde iken hazırlamaya başladığı Kompozisyon Sanatı (Düzenli Konuşma ve Yazma Sanatı) isimli kitabı tamamladı. Bu kitap, 1981 yılında Veli Yayınları tarafından yayımlandı. Ortaöğretim ve Yüksek Öğretim kurumlarında ders kitabı olarak okutulan bu kitap, Öner tarafından ancak 2005 yılında güncelleştirildi ve genişletildi. Okulun Tiyatro Kolu Başkanlığı'nı da yürüten Öner, 1981 yılında 'Gün Işığı' isimli oyunla Millî Eğitim Vakfı 1. Tiyatro Yarışması'na katıldı ve başarı kazanıldı. Aynı yıl Veli Yayınları'ndan İmla-Noktalama ve Cümle Bilgisi, Örnek Açıklamalarla Atasözleri ve Özdeyişler isimli kitabını yayımlattı. 1992 yılında Prof. İskender Pala ve Rekin Ertem'le birlikte Ortaokul 1., 2. ve 3. sınıflar için Türkçe ve Dil Bilgisi kitaplarını hazırladı. Bu altı kitap Deniz Yayınları tarafından yayımlandı. Beş yıl süre ile okutulan bu kitaplar eğitim camiasında büyük ilgi gördü. 'Millî Eğitimin İçinden' adıyla bir kurum içi halkla ilişkiler dergisi çıkardı. 1997 yılında Vefa Lisesi'nin 100. kuruluş yılı anısına bir anı kitabı hazırladı. Bu kitap Vefa Eğitim Vakfı yayını olarak 'Vefa Lisesi 125. Yıl Anısına' adıyla yayımlandı. 1997 yılı sonlarında seçtiği öğretmenlerle Milli Eğitim Bakanlığı'nın talimatıyla Lise 9., 10. ve 11. sınıfların Edebiyat, Kompozisyon ve Türk Dili kitaplarının yazımını sağladı ve editörlüğünü yapı. 2005 yılında da yeni öğretim programları ve tekniklerine göre hazırlan Lise 9. sınıf Türk Edebiyatı kitabının da editörlüğünü yaptı. Özlü Sözler isimli kitabı da1998 yılında Yuva Yayınları tarafından basıldı. 1998 yılı ortalarında yeniden Vefa Lisesi Müdürlüğü'ne dönen Öner, Kırk yılı aşkın bir süredir yazdığı şiirlerini topladı. Değerli Şairlerimiz Mehmet Zeki Akdağ, Ayhan İnal, Bestami Yazgan ve Yusuf Dursun'un beğenisi üzerine ilk şiir kitabını 2002 yılında 'İlk Dersimiz Sevgi' adıyla yayımladı. Sakin Öner, son olarak Vefa Lisesi'nin 13. kuruş yıldönümü münasebetiyle Edebiyat Öğretmenleri Hayri Ataş ve Hatice Gülcan Topkaya ile birlikte 'Vefa Lisesi 135. Yıl Anısına' isimli kitabı hazırladı. Bu arada 2001 yılından bu yana Yeşil-Beyaz isimli okul dergisinin yayınlanmasına öncülük etti ve bu derginin her sayısında bir yazısı yer aldı. 12 Eylül 1980'den sonraki dönemde başta Güneysu, Türk Edebiyatı, Dil ve Edebiyat olmak üzere çeşitli dergilerde yazıları ve şiirleri yayımlandı.