Adem-i  Kabul  –  Kabül-ü  Adem

227

     Adem-i kabul / kabulsüzlük başkadır,

     Kabul-ü adem / yokluğu kabul başkadır.

     Bu çeşit cezbe ve uzlet ehli veya işitmeyen ya da bilmeyen adamlar;

     Peygamberi bilmiyorlar veya düşünmüyorlar ki kabul etsinler.

     O noktada cahil kalıyorlar.

     Marifet-i İlâhiyeye karşı

     Yalnız “Lâ ilâhe illallah” / “Allah’tan başka ilâh yoktur.” biliyorlar.

     Bunlar necat / kurtuluş ehli olabilirler. 

     Fakat Peygamberi işiten ve dâvâsını bilen adamlar onu tasdik etmez / onaylamazsa,

     Allah’ı tanımaz. Onun hakkında yalnız “Lâ ilâhe illallah.” kelâmı / sözü

     Necat / kurtuluş sebebi olan tevhîdi / Allah’ın bir oluş keyfiyetini ifade edemez.

     Çünkü o hal, bir derece özür sebebi olan cahilane adem-i kabul / kabulsüzlük değil,

     Belki o kabul-ü adem / yokluğu kabuldür. İşte bu inkârdır.

     Mucize ve eserleriyle kâinatın fahrı / övünç sebebi

     Ve beşer nev’inin / insanlığın şeref medarı / sebebi olan Muhammed’i inkâr eden adam,

     Elbette hiçbir cihette hiçbir nura mazhar olamaz ve Allah’ı tanımaz.

     Adem-i kabul / kabulsüzlük, kabul-ü adem / yokluğu kabulle iltibas olunur / karıştırılır.

     Adem-i kabul / kabulsüzlük için, sabit delil yokluğu onun delilidir.   

     Kabul-ü adem / yokluğu kabul, ademe / yokluğa delil ister.

     Biri şek / şüphe, diğeri inkârdır.

     Dalâlet yolu / yanlış ve sapık bir yol olduğu için, kolaydır.

     Tahrip ve tecavüz olduğu için, çoklar o yola sülûk ediyor / giriyorlar.

     Halbuki küfür ve dalâlet yolu o kadar müşkilâtlı ve suubetli / zordur ki,

     Hiç kimse ona girmemesi lâzım. Çünkü girilmesi kabil ve imkân dahilinde değil.

     Oysa, iman / inanç ve hidayet yolu / doğru yol; o kadar kolay ve zâhir / açıktır ki,

     Herkes ona girmeliydi. Neden böyle olmuyor derseniz:

     Küfür ve dalâlet iki kısımdır.

     Bir kısmı amelle ilgili ve fer’î / teferruat ve ayrıntılarla alâkalı olmakla beraber,

     İman hükümlerini nefyetmek ve inkâr etmektir ki, bu tarz dalâlet kolaydır.

     Hakkı kabul etmemektir; bir terktir, bir ademdir, bir adem-i kabul / kabulsüzlüktür.

     İkinci kısım ise, amelî ve fer’î olmayıp, belki itikadî ve fikrî bir hükümdür.

     Yalnız imanın nefyini / inkârını değil, belki imanın zıddına gidip bir yol açmaktır.

     Bu ise bâtılı kabüldür, hakkın aksini ispattır.

     Bu kısım, imanın yalnız nefyi / inkârı ve nakîzi / zıt ve karşıtı değil, imanın zıddıdır.

     Adem-i kabul / kabulsüzlük değil ki kolay olsun. Belki kabul-ü adem / yokluğu kabuldür.

     Ve o ademi / yokluğu ispat etmekle kabul edilebilir.

   “El – ademü lâ yüsbetü.” kaidesiyle, adem / yokluğun ispatı elbette kolay değildir.

     İşte imtinâ / imkânsızlık derecesinde suubetli ve müşkilâtlı / güç ve zor olarak gösterilen küfür /

     İnançsızlık ve dalâlet bu kısımdandır ki,

     Zerre miktar şuuru / bilinci bulunanın bu yola sâlik olmaması / girmemesi lâzımdır.

     Hem bu yolun, o kadar dehşetli elemleri ve boğucu karanlıkları var ki,

     Zerre miktar aklı bulunan, o yola talip olmaz.

     Bu kadar elîm / acı ve karanlıklı, müşkilâtlı / zorlu yola

     Nasıl ekser insanlar giriyorlar?

     İçine düşmüş bulunuyorlar, çıkamıyorlar.

     Hem insandaki nebatî ve hayvanî kuvveleri / his ve duyguları, âkıbeti görmedikleri,

     Düşünemedikleri ve o insandaki insanî lâtifelere galebe ettikleri için, çıkmak istemiyorlar.

     Hazır ve muvakkat / geçici bir lezzetle mütesellî oluyor / tesellî buluyorlar.

Önceki İçerikUzmanlaşma Safsatası
Sonraki İçerikSiyasete İlgi Azaldı
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.