19.4 C
Kocaeli
Pazar, Ekim 25, 2026
Ana SayfaÖne ÇıkanlarÇürüyen Dokular

Çürüyen Dokular

Devletin en önemli kurumlarına kadar bulaşmış bir çürümeden bahsediliyor. Çürümenin boyutu o hale geldi ki iktidarı kayıtsız şartsız destekleyen cemaatler ve gazeteciler bile bu defa eleştirel paylaşımlar yapıyor.

Erenköy Cemaati ile bağlantılı Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı, Türkiye gündemini sarsan fon soygunu ve yolsuzluk iddialarına ilişkin 13 Ekim 2026 tarihinde yaptığı X paylaşımında çok önemli tespitler yaptı:

“Fon krizi bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. Suçlular ve sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez. Tarih, çürümeyi görüp susanları da çürüyenlerle aynı sayfaya yazar. Bu ihtarı duymayanlar, yarın çocuklarımızın sorusuna cevap veremeyecek” denildi. Bildiride; fonlar, imar planları, kamu kurumları, belediyeler, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşları dahil olmak üzere her alanda yanlış yapanların hesap vermesi gerektiği açıkça talep edildi.

Aslında “fon dolandırıcılığı” dememiz gereken bu soygunların, AKP kadrolarının yönettiği devlet kurumlarındaki, çoğu Cumhurbaşkanı imzasıyla atanan yetkililerin “desteği veya göz yumması” ile yapıldığını, iktidara yakın bir cemaatin gazetecinin ve bir söylemesi ilginçtir.

Gazeteci Abdülkadir Selvi bile sormadan yapamadı: Öncesini bırakın, “1-16 Eylül tarihleri arasında 440 kişi toplam 401 milyarlık şüpheli fon satışı yapmış. Onu dahi görmediniz mi?”

Piyasayı altüst eden bu büyüklükteki hareketi SPK ve ilgili denetim organlarının görmemiş olması mümkün müdür?

Muhalefet partilerinin liderleri denetim makamlarının başındakilerin atama kararnamesinde Cumhurbaşkanının imzası olduğunu hatırlatıyor.

İktidar kulislerini en iyi bilen gazetecilerden Abdülkadir Selvi’nin aktardığı şu olay da aynı şeyi anlatıyor: Tera’nın halka arzına onay vermeyen SPK Başkan Vekili ve bir kurul üyesi Cumhurbaşkanı tarafından görevden alınıyor, yerlerine yeni isimler atanıyor ve Tera iki ay sonra borsaya açılıyor.

Ülkemizin manzarası bize şu gerçeği haykırıyor: Türkiye, denetimin felç edildiği, “denetimsiz güç ve cezasızlık ikliminin” yarattığı derin bir çürüme ile karşı karşıyadır.

******************************

Faizsiz Soygun Sistemi ve Diyanet Vakfı

Gelelim işin en trajikomik kısmına… Yıllardır “nass” söylemleriyle, faiz karşıtlığıyla nutuk atanların; dini ve milli değerleri tekelinde görenlerin bu fon çarkında nasıl sıraya girdiklerini izliyoruz.

Bazı eski bakanlar ve genel başkan yardımcılarından tutun da Cübbeli Ahmet’in damadına kadar, ne kadar “sözde faiz karşıtı” profil varsa, meğer hepsi bu fahiş kâr getiren fonların kapısında kuyruğa girmiş! (Cübbeli fon vurgunlarında büyük kul hakkı yendiğini söylemiş.)

Ancak skandalın en vahim boyutu kamu imkânları ve dini hassasiyetlerle toplanan kaynaklarda patlak verdi. Türkiye Diyanet Vakfı (TDV), Gazze ve Filistin’deki mazlumlar için toplanan yardım ve zekât paralarını “enflasyona karşı koruma” kılıfıyla sermaye piyasası yatırım fonlarına aktarmış. Fon krizinin ardından parayı çekmek isteyince bürokratik engellere takılarak kaynakların yarısını içeride bırakmış. Diyanet Vakfının topladığı yardımların %48 oranında bir erimeye/zarara uğradığı basına yansıdı. TDV bu zararı yalanlasa da ortada duran kurumsal ve fıkhi çelişki üstünün örtülemeyeceği kadar büyüktür.

Bu durum, Diyanet’in karar organı olan Din İşleri Yüksek Kurulu’nun (DİYK) 23 Mart 2022 tarihli fetvasıyla çatışmaktadır: “Zekât malının, hak sahiplerine verilmeden önce, zekât dağıtmaya aracılık eden hayır kuruluşları tarafından nemalandırmak amacıyla tasarrufa konu edilmesi caiz değildir.”

DİYK fetvalarına göre zekât ve bağış paraları yoksulun hakkı olan ve derhal doğrudan hak sahibine devredilmesi gereken birer “emanet”tir. Emanet parayı riski yüksek finansal fonlarda işletmek suretiyle zarar ettirmek de yüksek kâr ettirmek de vekalet sınırlarının aşılmasıdır.

Ayrıca İslam hukukunda belirsizlik ve aşırı risk içeren işlemler yasaklanmıştır.

Diyanet’in bu tür işlemleri vakıf tüzel kişiliği üzerinden yürütmesi toplumsal güveni kökten sarsmıştır.

Haber doğruysa, TDV’nin yüksek kâr da etse, zarar da etse emanet paralarla, dolandırıcılık skandalına konu fonlara destek vermesi kul hakkı yemek değil midir?

******************************

Üç Liderin Sorumlu Tuttuğu Kişi

Fonlarda soygun mekanizmaları çalışırken, mesela 401 milyar liralık şüpheli fon satışı yapılırken düzenleyici ve denetleyici kurumlar bu esnada ne yapıyordu?

Cumhurbaşkanı’nın imzasıyla atanan, direndiğinde yine onun imzasıyla görevden alınan bir bürokratik yapıda, yaşanan skandalların siyasi ve idari sorumluluğunu saraydan bağımsız düşünmek mantıklı değildir.

Bu yüzden iktidarın sık sık kullandığı “Ucu Nereye Varırsa Varsın” sözü inandırıcı olmamaktadır.

O ucun kimlere uzandığı devletin kayıtlarında zaten bellidir. Siyasi muhalefetin liderleri de bu atama yetkisinin sahibini ve sistemik sorumluluğu doğrudan hedef alıyor.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan durumu şu sözlerle özetliyor:

“10 ay boyunca elinizi kim tuttu? Cumhurbaşkanı’na bilgi verdiniz mi? Atama yetkisi kimdeyse, o bürokratların arkasındaki siyasi irade kimse sorumluluk da onun omuzlarındadır.”

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel de felaketin faturasını adresine kesiyor:

“110 milyar dolarlık bu devasa yıkım, 6 Şubat depremlerinin maliyetini bile geride bıraktı. Tek bir imzayla ülkedeki tüm bürokratları atayan Sayın Cumhurbaşkanı, bu tablonun bir numaralı sorumlusudur. Kendi atadığınız kadroların yediği haltı ‘Haberimiz yoktu’ diyerek geçiştiremezsiniz.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ise çarkın nasıl döndüğünü şöyle açıklıyor:

“Bu yaşananlar iktidar gözetiminde gerçekleşmiş bir hırsızlıktır. Bu çapta bir vurgun siyasetten onay, yargıdan zırh ve bürokrasiden yol almadan yapılamaz. Sayın Cumhurbaşkanı o ucun dönüp dolaşıp kendi imzaladığı atama kararnamelerine dayandığını kabul etmek zorundadır.”

****

Özetle; Çürüme tek bir kurumda ya da belediyede değil; iktidarın 20 yılı aşan sürede kişiselleştirdiği yönetim anlayışının yarattığı iklimdedir. Böyle bir anlayışın bu hastalığı tedavi etmesi imkânsızdır.

Bu bataklıktan çıkışın tek yolu vardır: Bu iklimi üreten zihniyeti ve kadroları kökten değiştirmek, hukukun üstünlüğünü ve bağımsız denetimi yeniden inşa etmektir.

Ruhittin sönmez
Ruhittin sönmez
Ruhittin Sönmez 1956 Bucak/ Burdur doğumludur. 1980’den itibaren Kocaeli’de yaşamaktadır. EĞİTİM: İlkokul, orta okul ve lise eğitimlerini Bucak’ta yaptı. 1973’te İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi - Kimya Yüksek Mühendisliğinden ve 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. İŞ HAYATI: 1978-1980 Akyazı/Sakarya Yonca Süt Fabrikası İşletme ve Laboratuvar Şefi 1980-1995 Petkim A.Ş. Yarımca Kompleksi (İşletme Mühendisi, İşletme Şefi, Başmühendis.) 1995-2001 Satış Müdür Muavini 2001’de 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Kauçuk Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Başkanlığı yaptı. 2001-2004 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdür Yrd. 2004 - 01.02.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdürü. 01.02.2007 - 30.09.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi İnsan Kaynakları Müdürü. 01.01.2008 - 30.10.2008 Yantaş Yavuzlar Plastik A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı. 03.03.2010’den itibaren Serbest Avukat 2018’den itibaren Arabulucu Sosyal Faaliyetler: Yaklaşık 16 yıl Türk Sanat Müziği korolarında korist olarak çalıştı. (İstanbul Üniversitesi Korosu, Kubbealtı Musiki Cemiyeti ve Tüpraş Türk Sanat Müziği Grubu) 250 Mühendis üyesi bulunan Petkim Mühendisler Derneği'nde 4 yıl başkanlık yaptı. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nda Başkan Yardımcısı, Yönetim Kurulu Üyesi ve 7 yıl Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. 2001-2002 yıllarında Kocaeli TV' de "Geniş Açı" adlı siyasi, sosyal, kültürel tartışmaların yapıldığı programın yapımcılığı ve sunuculuğunu yaptı. Ocak 2023’ten itibaren aynı programı noktaTV’de devam ettirmektedir. Halen Kocaeli Gazetesinde haftada 2 gün köşe yazısı yayınlanmaktadır. Bu yazıların tamamı kocaeliaydinlarocagi.org.tr sitesinde yer almaktadır.

Seçtiklerimiz

spot_img