21.6 C
Kocaeli
Cuma, Ekim 9, 2026
Ana SayfaDin ve AhlâkGafil Kafaya Bir Tokmak

Gafil Kafaya Bir Tokmak

Ey gaflete dalıp, bu hayatı tatlı görüp, ahireti unutan, dünyaya talip bedbaht nefsim!

Bilir misin, neye benzersin? Deve kuşuna. Avcıyı görür; uçamıyor, başını kuma sokuyor.

Ta avcı onu görmesin. Koca gövdesi dışarıda; avcı görür. Yalnız o, gözünü kum içinde kapamış; görmez.

Ey nefis! Şu temsile bak, gör; nasıl sadece dünyaya yönelmek; aziz bir lezzeti, acıklı bir eleme / acıya dönüştürür.

Meselâ, şu köyde iki adam bulunur. Birisinin yüzde doksan dokuz ahbabı İstanbul’a gitmişler, güzelce yaşıyorlar.

Yalnız bir tek burada kalmış. O da oraya gidecek.

Bunun için, şu adam, İstanbul’a çok arzuludur, orayı düşünür, sevdiklerine kavuşmak ister. Ne zaman ona denilse “Oraya git!”; sevinip gülerek gider.

İkinci adam ise, yüzde doksan dokuz dostları buradan gitmişler. Bir kısmı mahvolmuşlar; bir kısmı ne görür, ne de görünür yerlere sokulmuşlar.

Perişan olup gitmişler zanneder!

Şu zavallı adam ise, bütün onlara bedel, yalnız bir misafire yakınlık duyup, teselli bulmak ister. Onunla o acıklı ve acılı ayrılık elemlerini gidermek ister.

Ey nefis! Başta Allah’ın sevgili kulu Hz. Muhammed, bütün sevdiklerin kabrin öbür tarafındadırlar. Burada kalan bir iki tane ise; onlar da gidiyorlar.

Ölümden ürküp, kabirden korkup başını çevirme, merdane kabre bak; dinle, ne talep eder. Erkekçesine ölümün yüzüne gül; bak ne ister. Sakın gafil olup, ikinci adama benzeme.

Deme: “Zaman değişmiş, asır başkalaşmış; herkes dünyaya dalmış, hayata tapar olmuş, geçim derdiyle sarhoştur.” Çünkü, ölüm değişmiyor; ayrılık sonsuzluğa dönüşüp, başkalaşmıyor. İnsanın aczi, insanın muhtaç oluşu değişmiyor, ziyadeleşip çoğalıyor. İnsanın yolculuğu kesilmiyor, hızlanıyor.

Hem deme: “Ben de herkes gibiyim.”

Çünkü herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.

Hem kendini başıboş zannetme. Zira şu dünya misafirhanesinde, hikmet nazarıyla baksan, hiçbir şeyi nizamsız, gayesiz göremezsin.

Nasıl sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin? Deprem gibi varlıklarla ilgili olaylar, tesadüf oyuncağı değildir.

Meselâ, zemine bitkiler ve hayvanlar türünden giydirilen birbiri üstünde, birbiri içinde, son derece düzgün, gayet işlemeli gömlekler, baştan aşağıya kadar gayelerle, hikmetlerle süslü ve donatılmış olduklarını gördüğün yüksek maksatlar içinde;

Tam bir düzenle meczup Mevlevî gibi devredip döndürmesini bildiğin hâlde,

Nasıl oluyor ki, dünyanın; insanlardan, özellikle iman sahiplerinden beğenmediği bir kısım gafletten ileri gelen tavırların manevî ağırlığından omuz silkmeye benzeyen zelzele gibi ölümcül hayatı ilgilendiren olaylarını, dinsizlerin sandığı gibi, gayesiz, tesadüfî sanarak bütün felakete uğrayanların acı kayıplarını bedelsiz, boşu boşuna gösterip, dehşetli bir ümitsizliğe atarlar.

Hem, büyük bir hata, hem büyük bir zulüm ederler.

Belki, öyle hâdiseler, Hakîm ve Rahîm olan Allah’ın emriyle inananların fânî malını sadaka hükmüne çevirip, ebedîleştirmektir.

Nankörlükten gelen günahlara kefarettir.

Nasıl ki bir gün gelecek, emri dinleyici zemin, yüzünün ziynet ve süsü olan; insanın yaptıklarını şirke bulaşmış ve şükürsüz görüp çirkin bulur.

Yoktan yaratan Allah’ın emriyle büyük bir deprem ile bütün yüzünü siler, temizler.

Allah’ın emriyle, şirk ehlini / Allah’a ortak koşanları Cehenneme döker.

Şükür ehline, “Haydi, Cennete buyurun.” der.

Muhsin Bozkurt
Muhsin Bozkurt
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.
Önceki İçerik

Seçtiklerimiz

spot_img