Hakikat, kat’iyyen / kesin olarak gerektirir ki, herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı ve tam yerli yerinde olması demek olan hikmetin keyfiyeti, yakînen / kesin ve şüphesiz bir şekilde ister ki, yeryüzü gibi, göklerin de sâkinleri / orada yaşayanları bulunsun. Şuur ve anlayış sahibi oturanları olsun. Üstelik, oradakiler, o semalara uygun düşsün.
x
İnsan, birçok farklı özellikleri kendisinde bulunduran, öyle bir Kudret Mucizesi’dir ki, fânî dünyada, kısa bir ömürde, bazı mânevî duygularının ihtiyacı bakımından; bütün dünyanın saltanatı, serveti ve lezzetleri kendisine verilse, yine de hırsı yok olmayacak bir yapıdadır.
x
Dünyada ağaçlar, çok beslenip gıdalandıkları halde, kazuratsız / dışa çıkmak ihtiyacından, pislik ve artık maddelerini atmaktan muaf oluyorlarsa, neden en yüksek hayat tabakası olan Cennettekiler kazuratsız olmaktan / dışa çıkmak ihtiyacı duymaktan muaf olmasınlar?
x
Dünyada can, şuur, bilinç ve akıldan yoksun ve hayatsız maddeler; orada yani ahirette şuurlu olup, hayat sahibidirler. Buradaki insanlar gibi, orada da ağaçlar, buradaki hayvanlar gibi oradaki taşlar; emri anlar, dinler ve yerine getirirler.
x
Dâr-ı Saâdet, yâni Saâdet Yeri olan ahiret; kâinata bir derece benzeyecektir. Hem cismanî / vücutla alâkalı, maddî. Hem de ruhanî / ruhla ilgili olarak tüm esas ve özelliklerini muhafaza edip koruyacaktır.
x
Kur’an ayetlerinin açıklamaları; Cennet’e dair, Cennet’ten daha güzel, hurilerinden / Cennet kızları ve Cennet güzellerinden daha lâtif / hoş ve güzel, selsebilinden / Cennet’teki çeşme veya ırmak sularından daha tatlıdır.
x
Cismaniyet: Herşeyi içinde bulunduran, toplayan, en muhit / en kuşatıcı, en zengin İlahî isimlerin yansıdığı ve göründüğü ayna hükmündedir. Çünkü, bütün rahmet hazinelerinin tamamını tartacak ve mizana / ölçüye vuracak aletler cismaniyettedir. Hem, sayısız İlahî isimlerin çoğunun tecelli yerleri; bilen, gören, hisseden, zevk edip tanıma gibi cihaz ve organları, yine cismaniyette yani bedendedir.
x
Kâinatı, yani bütün âlemleri, varlıkları ve dünyayı;
Hesaplanmayan ve sınırlanmayan
İnce sanatlı süsleme ve bezemelerle,
O ince mânâlı güzellikler ile
Herşeyin; belirli gayelere yönelik
Nakışlarla süslendirilip donatılması;
Apaçık bir şekilde gösteriyor ki,
Onlara lâyık tefekkür edici,
Düşünen ve onları güzel bulacak, takdir edecek
Ve onlar karşısında hayrete düşüp hayran kalacak
Takdir edicilerin / beğenicilerin bakışlarını ister.
Vücutlarını talep eder.
Nasıl ki, hüsün / güzellik elbette bir âşık ister.
Öyle ise, şu nihayetsiz sanat ve güzellikler içinde;
Ruhların gıdası, kalplerin azığı
Varlıkların varlığını görecek, bilecek
Birinin yani insanın varlığı gerekiyor.


