Bir vatandaş olarak zaman zaman önemli bulduğumuz sahamızla ilgili bazı konulara değinme ihtiyacı duyuyoruz veya gündemde olan sorunlarla ilgilenmekten kendimizi alamıyoruz. Kendimi bildim bileli hiçbir dönemde Cumhuriyet Türkiye’si sorunsuz bırakılmamıştır. İç ve dış sözde sevenlerimiz önümüze hep dağ gibi sorunlar çıkarmışlardır. İhanet kazanları hep kaynatılmıştır. Bilhassa kriz dönemleri iç ve dış düşmanlarımız iktidarların zayıfladığı dönemlerde hiç uslu durmamışlar, aldıkları emirleri yerine getirmişlerdir. Bugün yaşadığımız dönem de bu örneklerle doludur.
İşin enterasan tarafı, aynı sorunlar ve dayatmalar tekrar tekrar ortaya çıkarılsa da bu saldırılara bilhassa milli devlet ve üniter yapımızı tahribe karşı vatandaşlarımızın önemli bir bölümü mensup oldukları dernek ve vakıflarca veya çeşitli sivil toplum kuruluşlarınca bunlara karşı sessiz kalmayı tercih etmişler, gerekli tepkiyi yanlış bir şekilde sadece yönetenlerden beklemişlerdir. Bir de son dönemde egemenlik haklarımıza sözde demokratikleşme adı altında göz diken bizi ufalamaya çalışan, topluma çokkültürlülük şırıngası yapan Dem’ciler ortaya çıkmıştır. Batılı ülkeler bile çokkültürlülük tuzağından rahatsız olmuşsa da bizim gibi ülkelere hep milli devlet, üniter yapı aleyhtarlığı dayatılmıştır. Toplumumuzda yeterince sosyalleşememe ve ülkeye vatandaş olarak sahip çıkamama zaafı 15 Temmuz işgal ve darbe olayında olduğu gibi ufalanma yoluyla daha iyi bütünleşeceğimiz safsatası bir zaaf olarak ortada görülmüştür. Eğitimde maalesef Türkçe birçok kayıplara uğramış, belirli bir ölçüde de zenginliğini yitirmek üzeredir. Olmadık yerde yabancı kelimeler çok arzulu bir şekilde kullanılmış ve Türk dili üzerine yanlışlar yapılmıştır. Kelime haznemiz yavaş yavaş daralmaktadır. Dönem dönem aynı iktidarlar olsa da Milli Eğitim politikasındaki sık sık değiştirmeler belirsizlikler doğurmuştur. Ders programlarında maalesef sayısal olanlar çok öne çıkarılmış, gençlerimize milli kimlik ve kültür tarihimiz yeterince verilememiştir. Tarih kitaplarımız yenilenerek zenginleştirilmeyi bekliyor. Türk Dünyası ile olan ilişkilerimiz gelişmesine rağmen, okullarımızda ve kamuoyunda Türk Dünyası ülkeleri ile ilgili bilgi eksikliği çoktur. Deprem ülkesi olmamıza rağmen, çeşitli kademelerde deprem dersleri verilmemektedir.
Milli devlet ve üniter yapımızı sarsıcı maksatlı sokuşturmalar, haddini bilmeme sorunlarını artırmıştır. Terörsüz Türkiye yolunda eksik fazla bazı çalışmalara rağmen haddini bilmeme hastalığı bilhassa Dem’cileri önemli hususlar ve prensipler daha önce açıklanmasına rağmen, Devletle pazarlığa gitme yanlışına sürüklemiştir. Terörden 45 seneyi aşkın şikayet eden Türkiye, maalesef terörist başını TBMM’de konuşturma yanlışına kalkışmıştır. Türkiye’nin sınırında yer alan yabancı bir ülke vatandaşı gibi çıkan petrol ve diğer bazı konularda ortaklık iddiasında bulunan haddini bilmezler görülmüştür. Terörsüz Türkiye dönemine girerken terör örgütü tarafından şehit edilmiş asker, sivil, kamu görevlisi gibi vatandaşlarımız için utanmadan pişmanlık duyma terör örgütü yandaşlarınca ve terör sevicilerince söz konusu olmamıştır. Kendi ülke çıkarlarına ihanet ederek kullanılanlar, katil teröristleri görünce boyunlarına sarılanlar, yediği kabı kirletenler, kullanılmaktan utanmayanlar, hiç de pişman değildirler. Bütün olumsuzluklara sahip olanlar, zor şartlar altında hayatlarını sürdürenler kendilerini koruyan devlet güçleri sayesinde hayatta kaldıklarının farkında bile değillerdir. Terör örgütünün daha çok Kürtleri öldürdüğü ortaya çıkmıştır. TC vatandaşlığının değerini hala anlayamayanların ne zaman bunun farkına varabileceklerini tahmin dahi edemeyiz. Vatan müdafasında bayrak, ezan ve milli birlik için şehit düşmüş kardeşlerimizi daima saygı ve rahmetle anmayı görev biliriz. Onlara çok şey borçluyuz. Onları yetiştirenlere de sonsuz saygılar sunarız. Ne mutlu Türküm diyene..!


