Parktayım.
Çevremdeki ağaçların yaprakları yavaştan hışırdıyor.
Dalları sallanıyor.
Hafiften serinletici ve ferahlatıcı bir esinti,
Yanlarında olan insanların;
Tatlı tatlı hoş vakit geçirmelerini sağlıyor.
Sohbet eden insanların yanında;
Onları ister istemez dinleyen biri olan ben,
Daha fazla dayanamayarak:
“Ey insanlar! Dedim.
Epeydir birbirinizle konuşuyor, hem – hâl oluyorsunuz.
İyi hoş, ben de sizi dinlemek zorunda kaldım.
Fakat bu konuşmalardan,
Biraz rahatsız oldum!
Müsaade ederseniz,
Söze karışmak istiyor ve diyorum ki:
‘Ey insanlar!
Sessizce, sizleri ister istemez dinleyen, çevrenizdeki ağaçlar;
Demek istiyorlar ki:
El insaf be canlar!
Durmadan, ha bire konuşuyorsunuz!
Bir kere bile, biz ağaçları dinlemek istemiyorsunuz!
Hazır buraya kadar gelmiş iken, lütfen bir nefes alıp
Biraz da bizi dinleseniz ne olur?
Üstelik bizler boş konuşmuyor, boşuna çene çalmıyoruz!
Hâl diliyle her birimiz Yaratanı anıyor,
O’nu bildiğimizi dünya âleme arz ediyor;
O değiliz ama O’ndan olduğumuzu
Ve böyle de devam edeceğimizi
Tekrarlayıp duruyoruz.
Bizleri ve zikrimizi duyduğunu bildiğimiz için,
Bundan sonsuz bir lezzet alıyor
Mânen mest oluyor;
Allah’tan Allah’a sığınmanın,
O’nunla tatlı söyleşilerde bulunmaktan
Aldığımız manevî şevk, meserret ve sevincimizi
Dile getirmenin manevî sarhoşluğu ile
Ser-mest oluyor;
O’ndan O’na sefere çıktığımızı
Ve bu yolculuğun hiç bitmeyeceğini
Bildiğimiz için,
Sevincimize pâyân olmadığının
Hazzını duyuyor, hissediyor
Ve ifadesi zor bir atmosferde;
Soluklandığımızı bilmenizi istiyoruz
Vesselâm.’ ”


