28.8 C
Kocaeli
Salı, Temmuz 21, 2026
Ana SayfaÖne ÇıkanlarDinde Şeklin Özü Tüketmesi

Dinde Şeklin Özü Tüketmesi

“Dinler yasaklar üzerine kurulur, ancak dindarlar tarafından ritüellerle tüketilir.”

Bu sözü İlahiyatçı-yazar Ayşe Sucu’nun sosyal medya paylaşımından aldım. Ayşe Sucu dinler tarihinin belki de en derin ancak üzerinde en az konuşulan trajedisini bu tek cümleye sığdırmış.

Ritüel inancın şekilsel ve kurallaşmış uygulamalarıdır.

Önce “ibadet” ile “ritüel” ayrımını netleştirmemiz gerekiyor. Bizler genellikle ibadet denilince namaz, oruç, zekât, hac, kurban kesme gibi eylemleri anlarız. Oysa Kur’an bunları “nüsuk” (ritüel/şekilsel uygulamalar) kategorisinde değerlendirir.

İslam, birtakım ritüeller toplamından ibaret bir din değildir; aksine hayatın tamamını ibadetleştiren bir dindir.

Gerçek manada ibadet; tüccarın dürüstlüğüdür, işini kaliteli yapmaktır (salih amel), zalim idareciler karşısında hakkı söylemektir. Bugün inancı şekle hapsedenler, ibadeti ahirette köşk veya huri kazanmak için yapılan bir “tüccar hesabına” ya da psikolojik bir meditasyon seansına indirgemiştir.

Oysa mazlumların ahı göğü inletirken bir köşede doksan dokuzluk tespih çekmek, haksızlığa karşı dilsiz şeytan olup “pasif ve miskin” bir itaatkâr vatandaşa dönüşmek ibadet değildir.

İbadet bir duruştur; haksızlığa, yolsuzluğa ve yoksulluğa isyan etmek, kölelikten özgür insan olmaya yükselmektir.

Ancak insan psikolojisi, zor olan bu “ilkeli duruşu” değil, egoyu okşayan şeklî ritüelleri (nüsuk) sever. Çünkü içinizde büyütmediğiniz kibri, rüşvete uzatmadığınız eli veya devletlüler karşısında eğmediğiniz başı kimse alkışlamaz. Oysa görünür ritüeller kişiye anında belli kesimlerde bir itibar kazandırır.

Asıl amacı insanı yalandan, kul hakkından ve kibrinden koruyacak birer “manevi kalkan” olmak olan ritüeller; zamanla işlenen günahların, liyakatsizliğin ve çiğnenen adaletin, kul haklarının üzerini örten birer örtüye dönüşür.

**********************************

Akıl ve Ahlakı Kovup Nasıl Şekle Teslim Olduk?

Türk toplumu olarak dinin ruhunu ve evrensel ahlakı bir kenara bırakıp, bu kadar “şekilci ve ritüel odaklı” bir din anlayışına nasıl evrildik?

Aslında bizim inanç genetiğimizde din, asla salt şekilsel bir ritüeller bütünü değildi. Bizler; İmam Maturidi’nin aklı ve sorgulamayı daha çok merkeze alan, İmam-ı Azam’ın kuralların sadece lafzına (harfine) değil, amacına (gayesine) odaklanan o muazzam felsefesiyle yoğrulmuştuk. Bizim kurucu medeniyetimizde akıl, vahyi anlamanın anahtarıydı; din ise şekil değil, ahlak, adalet ve vicdan demekti.

“Amel (ritüel), imanın şartı değildir” diyen o engin hoşgörü, toplumsal barışımızın çimentosuydu.

Fakat tarihimizde yaşadığımız o büyük eksen kaymasıyla; aklı, felsefeyi ve kuralların ardındaki asıl gayeyi (maksadı) arayan bu zihniyet, yerini nakilci ve şekilci bir anlayışa bıraktı. Resmi inancımız “Hanefi” kalsa da medreselerimiz ve zihniyetimiz zamanla aklın rolünü Maturidilik kadar geniş yorumlamayan Eş’ari ve aklı dışlayan, sadece ezbere ve şekle odaklanan Selefi kalıpların içinde eridi.

Dinin özündeki felsefe, ahlak ve akıl buharlaşınca; geriye sadece kuralların dış kabuğu, yani “ruhsuz ritüeller” kaldı.

İşte “dışı Hanefi ama içi Eş’ari veya Selefi” olan bu zihniyet, ahlakı değil şekli kutsayan bugünkü yozlaşmanın tarihi tohumlarını attı.

**********************************

Vicdanı Susturmanın Bilimsel Açıklaması (Bilişsel Çelişki)

Aklını ve ahlaki pusulasını kaybedip ritüellere tutunan zihniyet psikolojideki “Bilişsel Çelişki” kuramıyla açıklanabilir.

Zihnimiz, inandığı değerler ile eylemleri arasındaki tutarsızlığa tahammül edemez.” Bir yanda “dindar ve iyi bir insan olma” iddiası, diğer yanda liyakatsiz birini kayırma, kamunun malına el uzatma veya işçisinin hakkını gasp etme gerçeği vardır. Birey bu vicdan azabını dindirmek için ahlakını düzeltmek yerine, kolay olanı seçip telafi edici eylemlere (ritüellere) yönelir. Görünen ibadetlerin sayısını artırdıkça, içindeki ahlaki çürümenin üzerini örteceğine inanır.

Bu psikolojik illüzyonun ve şekilciliğin en ağır faturasını ise bugün devlet idaresi ve hukuk sistemi ödemektedir.

İnandığı dinin en büyük günah saydığı “iftira” ve “yalan şahitlik” mekanizmalarıyla siyasi rakiplerin tasfiye edildiğini, yargı erkinin bir sindirme aracına dönüştürüldüğünü içten içe bilen bir kitle, bu dehşet verici kul hakkı tablosuna nasıl dayanır? İşte bilişsel çelişki tam burada devreye girip zulme kutsal bir kılıf diker: “Bunu yüce bir dava için, bizimkilerin bekası için yapıyorlar.”

Kendi gücünü korumak adına devletin imkanlarını şahsileştiren, makamlara liyakatli isimler yerine “bizden” dedikleri yetersizleri getiren anlayış; Makyavelizm’e abdest aldırmaktan başka bir şey yapmamaktadır.

Adliye koridorlarında masumların hayatlarının kurgu iddialarla karartılmasına sessiz kalıp, hemen ardından ibadethaneye koşarak adil olan Tanrı’ya yakarmak, insani yozlaşmanın işaretidir. Hiçbir ritüel, bilerek bükülen hukukun ve kasten karartılan bir hayatın vebalini temizleyemez.

**********************************

Gençler Ahlaksız Dindarlığa Tepkili

Tüm bu çelişkilerin, riyakârlığın ve şekle hapsolmuş “ahlaksız dindarlığın” en net gözlemcisi ise gençlerdir. Yeni nesil, safları doldurmak, belirli günlerde oruç tutmak, umreye gitmek veya kılık kıyafetle aidiyet bildirmekte olan büyüklerinin sımsıkı sarıldığı bu ritüel kalkanını görüyor ve reddediyor.

Sürekli inançtan bahseden ama adaleti büken bir profil yerine; ritüellerle ilgisi olmayan ama hukuka, dürüstlüğe ve liyakate inanan seküler bir zemine kayıyorlar.

Sonuçta haksızlığa, yolsuzluğa ve kumpaslara destek veren, bunları yapanların gücünü artıran herkes, inandığını iddia ettiği o İslami ve evrensel ilkelere karşı gelmektedir.

Yarattığımız bu adaletsiz ve şekilci düzeni değiştirmek için mucizeler beklemeye gerek yok. Çözüm, o sarsıcı ilahi uyarıda, Kur’an’ın inananlara yaptığı o muazzam özeleştiri çağrısında gizlidir: “Ey iman edenler, iman edin!”

Çünkü ahlakın bittiği yerde ritüeller birer maskeye, adaletin bittiği yerde ise devlet bir enkaza dönüşür.

Ruhittin sönmez
Ruhittin sönmez
Ruhittin Sönmez 1956 Bucak/ Burdur doğumludur. 1980’den itibaren Kocaeli’de yaşamaktadır. EĞİTİM: İlkokul, orta okul ve lise eğitimlerini Bucak’ta yaptı. 1973’te İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi - Kimya Yüksek Mühendisliğinden ve 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. İŞ HAYATI: 1978-1980 Akyazı/Sakarya Yonca Süt Fabrikası İşletme ve Laboratuvar Şefi 1980-1995 Petkim A.Ş. Yarımca Kompleksi (İşletme Mühendisi, İşletme Şefi, Başmühendis.) 1995-2001 Satış Müdür Muavini 2001’de 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Kauçuk Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Başkanlığı yaptı. 2001-2004 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdür Yrd. 2004 - 01.02.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdürü. 01.02.2007 - 30.09.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi İnsan Kaynakları Müdürü. 01.01.2008 - 30.10.2008 Yantaş Yavuzlar Plastik A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı. 03.03.2010’den itibaren Serbest Avukat 2018’den itibaren Arabulucu Sosyal Faaliyetler: Yaklaşık 16 yıl Türk Sanat Müziği korolarında korist olarak çalıştı. (İstanbul Üniversitesi Korosu, Kubbealtı Musiki Cemiyeti ve Tüpraş Türk Sanat Müziği Grubu) 250 Mühendis üyesi bulunan Petkim Mühendisler Derneği'nde 4 yıl başkanlık yaptı. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nda Başkan Yardımcısı, Yönetim Kurulu Üyesi ve 7 yıl Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. 2001-2002 yıllarında Kocaeli TV' de "Geniş Açı" adlı siyasi, sosyal, kültürel tartışmaların yapıldığı programın yapımcılığı ve sunuculuğunu yaptı. Ocak 2023’ten itibaren aynı programı noktaTV’de devam ettirmektedir. Halen Kocaeli Gazetesinde haftada 2 gün köşe yazısı yayınlanmaktadır. Bu yazıların tamamı kocaeliaydinlarocagi.org.tr sitesinde yer almaktadır.

Seçtiklerimiz

spot_img