28.8 C
Kocaeli
Çarşamba, Temmuz 8, 2026
Ana SayfaÖne ÇıkanlarKıbrıs'ta Yeniden Mi "Yes Be Annem?"

Kıbrıs’ta Yeniden Mi “Yes Be Annem?”

Türkiye’nin AB ilişkilerinin en yoğun olduğu dönemde Kıbrıs’ta çözüm için BM genel sekreterinin adını taşıyan bir plan 24 Nisan 2004 tarihinde halkın onayına sunulmuş ‘’Annan Planı’’ adı verilen bu plan yapılan referandum da Türk tarafının evet, Rum tarafının hayır demesi sonucunda uygulanamadan rafa kalkmıştı.

Ancak taraflardan birinin hayır demesi halinde sonuçsuz kalacak olan bu planın önemli bir sonucu olmuş, Rum tarafı AB’ye üye yapılmıştı…

İşte o dönemde bu planı destekleyen, Rumlarla iç, içe yaşamak isteyen ‘’Birleşik Kıbrıs’’ Hayalperestleri’’ ellerinde ne idüğü belirsiz paçavralarla, AB Bayraklarıyla, KKTC sokaklarında dolaşmış, konvoylarla gösteri yaparken ‘’YES BE ANNEM’’ sloganları atmışlardı. Ama sonuçta Rumlar AB vatandaşı olmuş, Türkler ise boş vaatlerle kandırılmıştı.

Şimdi de Rum basınına düşen haberlerde Annan Planına benzer yeni bir plandan söz edilmekte, BM’in Kıbrıs özel temsilcisi tarafından hazırlandığı iddia edilen bu planın Temmuz ayı içerisinde yapılması düşünülen Kıbrıs görüşmelerinde ele alınacağı söylenmektedir.

Şu hususun altını kalın çizgilerle çizmek gerekirse, bugüne değin Kıbrıs konusu ile ilgili olarak böylesi haberler nedense hep Rum basınında çıkmakta; öncelikle her iki taraf kamuoyunun tepkisi ölçülmekte sonra da konunun detayları ortaya çıkmaktadır…

İçeriğine ‘’gevşetilmiş çözüm modeli’’ denen bu tuzak planında Annan planından bir farkı yoktur. Çünkü bu planın temeli; Türk tarafının toprak tavizine, Türk askerinin adayı terk etmesine, Türkiye’nin garantörlük hakkının yok edilmesine dayanmaktadır.

Anlaşılan o ki! Birleşik Kıbrıs Hayalperestleri ellerinde AB bayraklarıyla, ne idüğü belirsiz kimi paçavralarla KKTC sokaklarında bu yeni plan içinde ‘’Yes Be Annem’’ sloganları atacaklardır…

Pekiyi bu planın içeriğinde neler vardır?

Rum basınının açıkladığına göre:

  • KKTC’nin Güzelyurt bölgesi (adanın narenciye ambarı), Kapalı Maraş Bölgesi (bizr zamanlar adanın en gözde turizm bölgesi), Meserya Bölgesi (adanın tahıl ambarı) Rumlara verilecek.
  • Türk tarafı AB’ye katılacak
  • Doğrudan ticaret, doğrudan temas, doğrudan uçuş sağlanacak
  • Akdeniz’deki doğal gaz ortak kullanılacak.
  • Adanın güvenliği NATO’nun şemsiyesi altında olacak.
  • Ülke yönetimini federal başkan, federal konsey üstlenecek…

İşte BM Kıbrıs özel temsilcisinin hazırladığı söylenen ‘’BM’nin 2’nci Tuzak Planının’’ ana maddeleri bunlardır.

Ne kadar kolay değil mi? Kan ve can bedeli ödenerek alınan, 52 yıldır üzerinde ay yıldızlı bayraklarımızın dalgalandığı toprakları ver. Karşılığında ambargolardan kurtul, AB’ye üye ol (hem de daha Türkiye üye olmamışken!)

Bu aklı evvel gevşek federasyoncular ne kadar akıllı değil mi? Her şey onların istediği gibi olacak, tüm tavizleri Kıbrıs Türk tarafı verecek. Nasıl olsa Rumlar AB üyesi, onların kaybedeceği hiçbir şey yok. Ama kazanacakları çok şey var. Hem de rahatları hiç bozulmadan…

Ya Türkler?

Yarım asırdan beri evim, toprağım, vatanım diye belledikleri Güzelyurt’tan, Meserya ovasındaki yerleşim yerlerinden koparılıp nereye gidecekleri belli olmayan yüzbinlerce yurttaşımız ne yapacak? Sanki 1963 hadiseleri yeni baştan yaşanıyor gibi! Evlerinden, topraklarından, yurtlarından koparılmış; yeniden göç yollarına düşmüş gibi…

Böylesi bir teslimiyete kim, hangi siyasetçimiz evet diyebilir?

Bu planın ortaya çıkmasıyla birlikte, hem Türkiye, hem de KKTC yetkililerince gereken açıklamalar yapılmış. Böylesi bir planın asla kabul edilmeyeceği belirtilmiştir.

Türkiye MSB’dan yapılan açıklamada:

‘’Adada kalıcı adil ve sürdürülebilir bir çözüm ancak Kıbrıs Türk Halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün teyit edilmesine dayanan iki devletli çözüm temelinde mümkündür’’ denilmiştir.

Kıbrıs’ta gerçeği yansıtan bu açıklama temelinde bir gelişme olmadıkça ne Türkiye, ne de KKTC yetkilileri adada kazanılmış hak ve hukukumuzu yok edecek hiçbir tuzak plana evet demeyecektir.

Şu husus unutulmamalıdır:

Yıllar boyunca Rum mezalimi altında yaşayan, hala insanlık dışı Rum ambargoları ile yaşam mücadelesi veren Kıbrıs Türk Halkı her şeyin farkında, her gelişmenin takibindedir. Bu nedenledir ki, KKTC sokaklarında 22 yıl önce duyulan ‘’YES BE ANNEM’’ sloganları bir kez daha duyulmayacaktır.

Atilla Çilingir
Atilla Çilingirhttp://www.atillacilingir.com/
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.
Önceki İçerik

Seçtiklerimiz

spot_img