28.8 C
Kocaeli
Çarşamba, Temmuz 8, 2026

İstibdat

Ünsiyet, ülfet ve alışkanlıktan gelen gaflet;

İnsanı çok zaman -farkında olmadan- kör,

Ve sağır durumuna sokar!

Bu ruh hâleti içindeyken insan;

Bakar fakat görmez, işitir ama duymaz!

Bilir, lâkin anlamaz bir hâle bürünür!

İnsan, farkında olmadan bilinçsiz olur!

İdrak edemez / algılayamaz bir hâl alır!

Gaflet içinde oluştan; habersiz bir vaziyet arz eder!

Bu yüzden, zaman zaman silkinip kendine gelmeli.

Ne oluyor bana? Nerdeyim ben? Nasıl bir ortamdayım?

Diye kendini sigaya çekmeli.

Sorgulayıcı bir düşünceye kendini tâbi tutmalı.

Bilinen müspet / olumlu, menfî / olumsuz;

Deyim, terim, tabir, kelime ve sözlerin;

Neye delâlet ettiklerini, nelere ışık tuttuklarını

Ve hangi mânâlara geldiğini canlı tutmalı ki,

Güzel hareketleri yapmaktan geri kalmasın.

Yanlış anlamlardan hareketle zamanını karartmasın.

Meselâ: Kastımız olmasa bile,

İstibdat denilen gâfilâne hareket ve davranışlardan uzak durmalı.

Çünkü istemeden, farkında olmadan ve bilinçsizce istibdat yapabilir;

Tahakküm, zorbalık ve zorla hükmetmiş olabilir,

Keyfî bir muamele yapabilir!

Kuvvetine dayanarak işlediği;

Bu çeşit baskı ve cebirlerden uzak durmalı.

Çünkü, kasıtsız olsa bile istibdat;

Sadece kendi görüş, istek ve arzusuna

Kendini mahkûm etmektir.

Evet, istibdat;

Kötü kullanmaya son derece müsait ve uygun bir zemine bastırarak;

İnsana zulmün temelini attırır!

İstibdat; insanlığın mahvedici ve yok edicisidir.

İstibdat,

İnsanın sefalet derelerinin; aşağıların en aşağısına düşmesini sağlar!

Nitekim, istibdat İslâm Âlemi’ni zillet, hakirlik ve alçaklığa

Ve sefalete / perişanlık ve yoksulluğa düşürttürür.

Garazları ve düşmanlığı uyandırır.

İstibdat, İslâmiyeti zehirler!

Hatta istibdat; her şeye sirayetle / bulaşarak zehirini akıtır!

İstibdat;

O derece ihtilâf ve farklılıkları, müslümanlar arasında meydana getirir ki;

Çeşitli dalâlet / sapık mezhep, grup, parti ve fırkaların meydana çıkmasına sebep olur!

Kaldı ki, istibdat; taklidin de pederidir.

Siyasî istibdatlar; doğmalarına sebep oldukları;

İlmî / bilimsel istibdat çocuklarının da zuhurlarına sebep olurlar!

Böylece, istibdat; İslâmiyeti karmakarışık, düzensiz durumlara sokan,

Her türlü açılımlara kaynaklık eder!

Muhsin Bozkurt
Muhsin Bozkurt
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.

Seçtiklerimiz

spot_img