16.5 C
Kocaeli
Perşembe, Mayıs 21, 2026
Ana SayfaÖne ÇıkanlarTürk'ün Huzurla Kavgası

Türk’ün Huzurla Kavgası

Okuduğum bir makale, uzun uzay görevlerinde astronotların vücutlarının sıra dışı şartlara nasıl adapte olduğunu anlatıyordu. Aylar boyunca yerçekimsiz ortamda yaşayan astronotların kasları eriyor, kemik yoğunlukları değişiyordu. Dünya’ya döndüklerinde “normal” yerçekimi onlara adeta bir eziyet gibi geliyordu. Ayakta duramıyor, adım atamıyor, ağırlaşmış bedenlerini taşıyamıyorlardı.

Hatta uçak yolculuklarında da ciddi değişimler söz konusuydu. Kabin içi nem, gürültü ve basınç şartları altında kimyası değişen vücudumuz adaptasyon sorunu yaşıyordu.

Bunları okuyunca düşündüm: Peki ya biz? Yani ömrünü Türkiye gibi her yeni güne yeni bir sürprizle uyanılan, gündemin ışık hızında değiştiği bir ülkede geçirenler? Bizim de ruhumuz bu yüksek devirli ortama uyum sağlamış olamaz mı? Acaba bizi alıp, her şeyin saat gibi işlediği, değişimin yok denecek kadar az olduğu bir Batı ülkesine koysalar, astronotların yaşadığı o “uyum sendromunun” bir benzerini yaşamaz mıyız?

Bana sorarsanız, kesinlikle yaşarız!

*************************************

Mekân ve Zaman Algımız

Bizim beynimiz, değişken bir mekânsal ortamda yaşamaya antrenmanlıdır. Doğup büyüdüğümüz şehre, birkaç yıl sonra döndüğümüzde bile onu tanımakta güçlük çekeriz. Eskiden top oynadığımız boş arazinin yerinde 15 katlı rezidans, köşedeki bakkalın yerinde dev bir AVM bulmak bizim için sıradandır.

Oysa bir Avrupa şehrine gidin, 300 yıllık binanın kapı tokmağı bile aynıdır. Bir Türk insanını alıp böyle bir sokağa koyduğunuzda, ilk ay her şey çok huzurlu gelir ama ikinci ay “ya burada hiç mi bir şey değişmez kardeşim” diyerek şaşırır. Bir “zamanda asılı kalma” bunalımına girer.

Zaman algımız da bu mutasyondan nasibini almıştır. Bizde planlar likittir; “Hele bir Cuma gelsin de bakarız,” “Kervan yolda düzülür,” “Hallederiz abi” felsefesiyle anlık krizlere göre şekil alır.

Avrupa’ya gittiğinizde ise dişçi randevusunun sekiz ay sonrasına, tatil planının iki yıl sonrasına yapıldığını görürsünüz. Oysaki, bizim beynimiz, bir yıl sonrası için otel rezervasyonu yaparsak, “Ya o zamana kadar darbe, savaş, salgın olursa?” diye hata verir.

Trenin tam 14:03’te kalkıp, tam 15:17’de varmasının mükemmelliği bir süre sonra kutlanacak bir şey olmaktan çıkar, katı ve esnemez bir kural olarak ruhunuzu boğmaya başlar.

Biz hareket, kaos ve her an her şeyin olabileceği ihtimaline alıştık. Batı’nın stabilitesi bizi sıkar.

*************************************

Medya Ekranlarında Siyaset Hakimiyeti

Türkiye’de akşam televizyonu açtığınızda göreceğiniz şey bellidir: Aynı konuklar, ellerinde sopalarla harita başında dört saat boyunca iç ve dış siyaseti tartışırlar. Sabah haberlerinde ve talk-show’larda bile alt metinden siyaset akar.

Devleti yönetenler en olmadık zamanlarda onlarca TV kanalından evlerimize konuk olur. Konuşma yaptıkları miting, kapalı salon toplantıları veya iliştirilmiş basın mensuplarına yaptığı açıklamalar canlı yayınla verilir.

Batı’da ise televizyonu açarsınız; ana haber bülteninde devleti yönetenler en fazla birkaç dakika, o da haberin önemine göre uygun sırada konuşur. Haberlerde en büyük olay “Kasabada kedi ağaçta mahsur kaldı, itfaiye kurtardı” seviyesindedir.

Adamların medyasında siyaset o kadar az yer bulur ki, ekrana bakıp “Ee, kimse kimseye laf sokmadı, kimse masaya vurmadı, bu nasıl ana haber?” diye kalakalırsınız. Siyasi rakiplerine hakaret, aşağılama, tehdit gibi heyecan verici bir üslup yerine, zekâ dolu nüktelerle cevap verirler. Bu sükûnet, bizim yüksek ivmeye ve heyecana alışkın hücrelerimizi yıpratır.

*************************************

Siyasi Adrenalin Bağımlılığı

İşin bir de biyolojik ve psikolojik boyutu var: Biz adrenalin bağımlısıyız. Bizler güne, “Acaba Resmî Gazete’de gece ne değişti?”, “Bugün hangi krizle uyandık?” “Hangi belediye başkanı tutuklandı?” “Hangi siyasetçi casusluktan yargılanmaya başladı?” “Hangi ünlüler kumar veya uyuşturucudan gözaltına alındı?” diyerek başlarız.

Üç tarafında savaşlar olan, “dört tarafı düşmanla çevrilmiş bir milletiz.” Savaş haberleri veya muhtemel senaryolar hayatımızın birer parçasıdır. Vücudumuz sürekli bir gerilim içinde hayatta kalmaya kodlanmıştır.

Biz siyasetle beslenen, onunla deşarj olan bir milletiz. Arkadaş toplantılarımızın rotası bellidir. Konu bir şekilde en son siyasi gelişmeye, ittifaklara, kimin ne dediğine gelir. Hararetli tartışmalar döner, sesler yükselir. Masadan yine çoğunlukla dostça ama bazen de kırılmış gönüllerle kalkılır.

Onların da -bizimkine benzemeyen- kendi bunalımları var. Ama Batı’da insanlar bizim kadar siyaset konuşmaz, konuşsalar da “vergiler bu yıl binde 2 artmış, üzücü” deyip konuyu kapatırlar.

Bir süre sonra Batı’da yaşayan Türk’ün ruhu feryat etmeye başlar: “Yahu iki haftadır kimseyle siyasi tartışma yapmadım, arkadaşlarımla memleket kurtarmadım, ben böyle yaşayamam arkadaş!” Siyasetsiz bir hayat, bizim için tuzu, biberi, baharatı olmayan tatsız bir yemeğe benzer.

*************************************

Plansız ve Pratik Çözümcü Milletiz

Bizler kriz çözmeye programlıyızdır. Sistem çökerse, kurallar etrafından dolanılır, tanıdık bulunur ve o iş bir şekilde “çözülür”.

Batı’nın o durağan, esnemez dünyasında ise bilgisayar “hayır” dediği an hayat durur. Basit bürokratik engellerde bile “bunun bir kolayı yok mu?” “Abi müdüre bir çıksak, halden anlar” gibi refleksleri yoktur.

Bu refleksleri içselleştirmiş bir Türk’ün yaşayabileceği en büyük şok, o soğuk “sistem buna izin vermiyor” duvarına çarpmasıdır.

İnsan o an, birinin omzuna dokunup “Hallederiz abi” deyişindeki o sıcak güvenceyi özler.

Astronotlara yerçekimi nasıl ağır geliyorsa, Batı’nın o steril, sürprizsiz ve fazlasıyla öngörülebilir durağanlığı da bizim ruhumuza ağır gelir.

Bazen çok yoruluyoruz, bazen “yeter artık” diyoruz ama bizi bu kadar esnek, dayanıklı ve sıcakkanlı yapan şey belki de bu özelliklerimiz.

Ne diyeyim… Tüm yoruculuğuna, deliliklerine ve o meşhur sürprizlerine rağmen biz bu ülkeye alıştık. Başka bir ülkede yaşayamam arkadaş!

Ruhittin sönmez
Ruhittin sönmez
Ruhittin Sönmez 1956 Bucak/ Burdur doğumludur. 1980’den itibaren Kocaeli’de yaşamaktadır. EĞİTİM: İlkokul, orta okul ve lise eğitimlerini Bucak’ta yaptı. 1973’te İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi - Kimya Yüksek Mühendisliğinden ve 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. İŞ HAYATI: 1978-1980 Akyazı/Sakarya Yonca Süt Fabrikası İşletme ve Laboratuvar Şefi 1980-1995 Petkim A.Ş. Yarımca Kompleksi (İşletme Mühendisi, İşletme Şefi, Başmühendis.) 1995-2001 Satış Müdür Muavini 2001’de 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Kauçuk Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Başkanlığı yaptı. 2001-2004 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdür Yrd. 2004 - 01.02.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdürü. 01.02.2007 - 30.09.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi İnsan Kaynakları Müdürü. 01.01.2008 - 30.10.2008 Yantaş Yavuzlar Plastik A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı. 03.03.2010’den itibaren Serbest Avukat 2018’den itibaren Arabulucu Sosyal Faaliyetler: Yaklaşık 16 yıl Türk Sanat Müziği korolarında korist olarak çalıştı. (İstanbul Üniversitesi Korosu, Kubbealtı Musiki Cemiyeti ve Tüpraş Türk Sanat Müziği Grubu) 250 Mühendis üyesi bulunan Petkim Mühendisler Derneği'nde 4 yıl başkanlık yaptı. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nda Başkan Yardımcısı, Yönetim Kurulu Üyesi ve 7 yıl Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. 2001-2002 yıllarında Kocaeli TV' de "Geniş Açı" adlı siyasi, sosyal, kültürel tartışmaların yapıldığı programın yapımcılığı ve sunuculuğunu yaptı. Ocak 2023’ten itibaren aynı programı noktaTV’de devam ettirmektedir. Halen Kocaeli Gazetesinde haftada 2 gün köşe yazısı yayınlanmaktadır. Bu yazıların tamamı kocaeliaydinlarocagi.org.tr sitesinde yer almaktadır.
Önceki İçerik

Seçtiklerimiz

spot_img