“Öfke” dendiğinde şu güzel öykücük gelir aklıma:
“Yılan, gece vakti marangoz atölyesine girer, yerde duran testerenin üzerinden geçerken karnı hafifçe çizilir. Öfkeyle hemen döner, testereyi ısırır. Isırınca ağzı kan içinde kalır yılanın. Canı daha çok yanan yılan, bunu bir saldırı sanır, testereyi düşman beller. Bu sefer tüm gücüyle testereyi sarmalar, onu sıkmaya çalışır. Sıktıkça kesilir, kesildikçe daha da sıkar. Marangoz, sabah geldiğinde yılanı testerenin etrafında ölü bulur.
Yılanı kim öldürdü? Testere mi, kendi öfkesi mi?
Öfke; insanın, engellendiğinde, haksızlığa uğradığını düşündüğünde, incindiğinde ya da tehdit hissettiğinde, içinde oluşan sert tepki duygusudur, diye tanımlanır. Kızgınlık, hiddet, gazap gibi kelimelerle de ifade edilir.
Öfke, doğal bir duygudur, fıtridir. Her insan öfkelenir. Problem, öfkenin varlığı değil, onun nasıl yönetildiğidir.
Saygısızlık gördüğümüzde, beklentilerimiz boşa çıktığında kırılırız, öfkeleniriz. Öfke, başka bir yönüyle de enerjidir, güçtür, motivasyondur.
Öfke, genellikle sonucu açısında olumsuz anlamıyla algılanır ve kaçınılması gereken duygu olarak değerlendirilir: “Keskin sirke küpüne zarar verir, rüzgâr eken fırtına biçer, öfkeyle kalkan zararla oturur, öfke baldan tatlıdır, sonu zehirden acıdır.” sözlerinde olduğu gibi.
“Güçlü kimse, güreşte rakibini yenen değildir, asıl güçlü kimse, öfke anında nefsine hâkim olandır.” demiş Peygamberimiz Hz. Muhammed.
İnanç sistemimizde, öfke tamamen yok edilmesi gereken değil, kontrol edilmesi gereken bir duygu olarak görülür. Asıl fazilet, öfke anında nefsine hâkim olabilmektir. Yaratan, “Onlar bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik yapanları sever.” buyurur Kitap’ında.
“Öfkeyi yutmak” ifadesi, dikkat çekicidir. İnsan öfkelenebilir; ama onu taşırmamak, büyütmemektir erdemli olan.
Öfke, ateşe benzer. Ateş, nasıl yemek pişirir; ama kontrolden çıkınca evi yakarsa öfke de doğru yönetildiğinde faydalı, taştığında yıkıcı olur.
Aristoteles’in “doğru şeye, doğru kişiye, doğru zamanda ve doğru ölçüde öfkelenmenin fazilet olduğu”nu söylediğini yazar kitaplar.
Tasavvuf geleneğinde ise öfke, insanın nefsiyle ilgili en zor imtihanlardan biri kabul edilir. Bu yüzden sabredenler ve öfkesini yutanlar övülmüştür.
Öfke, insanın içindeki doğal bir güçtür; aklın emrine girerse adalet olur, nefsin emrine girerse zarar verir, kişinin kendisine ve karşısındakine zulmetmesine yol açar. Zulüm ile abat olanın, sonu berbat olur.
Öfkemiz, kimliğimizdir. “Öfke” adlı enerjimizi hangi değerler uğruna harcıyoruz, patlatıyoruz? Öfkemizi; aklımız mı, nefsimiz mi yönlendiriyor? İşte, imtihan burada.
Yaratılışımızdan gelen her duygunun bir kıymeti var: Aşk, nefret, sevgi, merhamet, sabır, hüzün, öfke, kırgınlık, özlem vs… Bu duygular kötü olsaydı Rabb’im bize lütfetmezdi. Her duygu; hayatın bir penceresi, hemcinslerimizle ve doğayla ilişkilerimizin kapısı. Bu kapı ve pencerelerle ömrümüzü süslüyor, bereketlendiriyor veya köreltiyoruz, israf ediyoruz.
Arabayla giderken hızınızı azaltan adama mı öfkelendiniz, ayağınıza takılan taşa mı? Pazar alışverişinizde, uyanıklık yaparak önünüze geçen hanımefendi mi yoksa kaşla göz arasında çürük meyveleri satan esnaf mı öfkelendirdi sizi? Sık sık kesilen elektriklerden, kirli akan sulardan dolayı mı yoksa hızla artan fiyatlardan, tüketim mallarına gelen zamlardan dolayı mı öfkelisiniz bugünlerde. Bu da geçer yahu, deyip bunların hiçbirini önemsemediniz belki.
Yılan örneğinde olduğu gibi kontrolsüz öfkenin akıbeti intihar demektir. Bilinç yoksunluğu, hesap eksikliği öfkeyi değersizleştirir. Doğru yer, zaman ve istikametteki öfke; kişinin şerefini, takvasını artırır, kişiye tarih içinde müstesna bir yer sağlar. Birileri adına öfkelenmektir insanı insan yapan. Kendi acısını duyana canlı, başkasının acısını duyana insan denir. Komşusu açken tok yatanlar, öfkelendirmeli insanı. Parayı putlaştıran, serveti ilahlaştıranlar öfkelendirmeli her birimizi. “Ben efendiyim, diğer insanlar bana hizmet etmekle yükümlü birer sürü.” diyen Siyonist ahlaka karşı hep canlı kalmalı öfkemiz. Her türlü ahlak bozgunculuğu, adaletsizlik, hak edilmemiş kazanç öfke sebebimiz olmalı. Emeğimizi gasp edenler, bize bu vatanı emanet edenlere hakaret edenler, ümitlerimizi sömürenler öfke oklarımızın hedefi olduğunu bilmeli.
Öfke ahlakı edinmeliyiz. Öfke eğitimini önemsemeliyiz. Öfke, yönlendirilebilen duygudur, yönetilmeye muhtaçtır. Tarihi, öfke gücünü yerli yerinde kullananlar şekillendirir. Dileğim şudur: Öfkemiz, her türlü kötülük kilidini açan anahtar olarak hep yanımızda bulunsun.


