19.4 C
Kocaeli
Salı, Nisan 21, 2026
Ana SayfaGüncelÇıkmaz Sokak: Eğitim

Çıkmaz Sokak: Eğitim

İnsan olarak var olmanın en güzel işini dert haline getirmekte üstümüze yok. İşin adı, eğitim; derdin sebebi, usulsüzlük.

Çiftçi meyve üretir mutlu olur; ressam eser ortaya koyar mutlu olur; şair şiir yazar mutlu olur; müzisyen, tiyatrocu eserleriyle mutluluk duyarlar.

Yetiştirdiğimizi sandığımız insanlardan niçin şikayetçi oluyoruz, “Evladın mı var, derdin var.” diyor, onları bir dert olarak görüyoruz? Lafa gelince “Evlat sermaye, torun kardır.” diyoruz; ancak yıllar geçtikçe büyüyen her evlada “dert” gözüyle bakıyoruz.

Cevap belli: Amaç ve usul hatası.

Bir sanatçı esere başlamadan önce hayal eder, amacını belirler, yönteminin adını koyar, en iyi malzemeyle işe başlar, mutlu sona ulaşır.

Her anne-baba, her öğretmen, her yönetici bir sanatçıdır. Yapacağın işin sanat olduğuna inanmıyor, onun havasına girmiyorsan işe başlamayacaksın. Hata, burada.

Gençler, dert küpüymüş, birbirlerine saygı duymuyorlarmış; anne-babalar çocuklarına söz geçiremiyorlarmış, eğitim yöneticilerini kimse dinlemiyormuş, şiddet bir yaşam tarzı olmuş, vs…

Ağzını açan dert kusuyor. Sorumluluk sahipleri, okulda, sokakta gençlerin estirdiği terörün sebebi olarak Kaf Dağı’nın arkasını gösteriyor. “Dokuz çocuğu ve kendini öğrencilerine siper eden kahraman öğretmeni okulda öldüren katil ayağa kalksın.” dendiğinde, sorumluluk hiyerarşisine göre bütün toplum ayağa kalkmalı. Dürüstlük budur, eğitimdeki köklü çözüm böyle başlar.

Her evlat bir emanettir; aileye, eğitim kurumlarına, topluma emanettir. Sac ayağı çok önemli. Aile, bu işin merkezinde yer alıyor. “Saldım çayıra, Mevla’m kayıra.” anlayışına sahip bir aileden, vatana, insanlığa hayırlı bir evlat beklemek, ham hayaldir. Ailenin asli görevi çocuğun karnını doyurup bedenini giyindirmek değil. Ebeveyn, özellikle anne çocuğunun duygularını iyi tanıyacak, onunla sevgiye, güvene dayalı sağlam iletişim kuracak, evladının arkadaşlarını, dijital dünyadaki mecralarını iyi takip edecek, ona hayatla ilgili sağlam ölçüleri, beklentileri öğretecek, rol model olacak, isteklerine tatlı sert sınırlar koyacak, büyüklerine saygıyı, küçüklerine sevgiyi kendisi yaşayarak öğretecek. Ebeveynin, söyledikleriyle yaptıkları, çelişmeyecek. Günah, ayıp kavramlarını, Allah korkusunu çocuğun bilinçaltına aile yerleştirecek. Ona hem destek hem sorumluluk verecek.

Okul, genel anlamıyla bütün eğitim kurumları insanların sosyalleştikleri, çevre ve meslek edindikleri mekanlardır. Bu mekanları öğrenci, öğretici ve yöneticiler anlamlı hale getirir. Empatiden yoksun bir öğretmen ve rehberlik uzmanı bu kurumlarda yer almamalıdır. Öğreticiler, her bireyin bir dünya olduğu kabulüyle yeteneklerine, ilgilerine, duygusal yapılarına göre hareket etmeli, eğitim yöntemi belirlemelidir. Pedagoji, önemli bir uzmanlıktır. Velilerle güvene dayalı iletişim kurulmalı, öğrenci mahremiyetine özen gösterilmelidir. Öfke kontrolü, dijital bağımlıktan kurtulma eğitimleri öğretmenlerin işidir.

Okul yönetimi kurallar konusunda kararlı, tutarlı olmalıdır. Disiplin kuralları açık ve uygulanabilir olmalıdır. Adil olunmalıdır. Yönetim, rehberlik hizmetini güçlendirmeli, öğretmenlere hizmet içi eğitim programları düzenlemeli, kriz yönetiminde destek sağlamalıdır. Okuldaki güvenlik önlemleri, yönetimin ihmal edemeyeceği görevdir. Pozitif okul kültürü, sosyal, sportif etkinlikler hem yönetimin hem okulun imajını yükseltir, öğrencilerde aidiyet oluşturur.

Aile yapımızda da büyük bir değişim yaşandığı inkâr edilemez. İlgisizlik veya aşırı serbestlik, “Karışmayayım” ya da “çocuğum üzülmesin” yaklaşımı, sınırları yok ediyor. Parçalanmış aileler, boşanma ve iletişim kopukluğu çocukta davranış sorunlarına yol açabiliyor. Sorumluluk vermeme, her şeyin hazır sunulması çocukta kontrolsüzlük oluşturuyor. Okula karşı tutum, bazı velilerin öğretmeni desteklemek yerine çocuğu koşulsuz savunması başka bir sorun olarak sık sık yaşanıyor. Sorumluluktan kaçan, ileride kendisiyle veya evladıyla hesaplaşmaktan korkan velilerin, özgüvenli ve demokrat çocuk yetiştirme iddiaları da sadece bir fantezi. Orman bilgisinden yoksun birini canavarların hakimiyetindeki ormana pikniğe göndermek ne kadar mantıklı?

Politika üreticilerinin, üst düzey devlet görevlilerinin yapması gereken işler de hayli fazla. Onlar, ayrı bir yazı konusu. On iki yıllık zorunlu eğitim sistemi de mutlaka tartışılmalı, belli nedenlerle belki bir dönem için zorunlu görülen bu sistem mutlaka değiştirilmelidir.

İnsanın olduğu her yerde sorun vardır. İnsan, müşkül varlıktır. Eğitim, müşkülatın en yoğun alanıdır. Bu alanı, iyi niyetten, insan fıtratı bilgisinden, usulden yoksun insanların işgal ettiğini görüyoruz. Batı ahlak anlayışı ve pedagoji perspektifiyle eğitim ve öğretim yapıldığı sürece sıkıntılar bitmeyecektir. Doku uyumsuzluğu sadece biyolojik değil, aynı zamanda kültürel bir kavramdır.

Bir yerden başlamak lazım: Kendimizden, sorumluluğunu taşıdığımız en yakınımızdan…

Seçtiklerimiz

spot_img