Siyasetin aktörlerinin birbirlerine karşı duyduğu güvensizlik en basit sorunları çözümsüzlüğe mahkûm ederken, siyasi aktörlerin birbirlerine güveni en karmaşık sorunları çözüme götürebilir.
Çatışma çözümlerinde en büyük engel, aktörlerin birbirini “sıfır toplamlı bir oyunun” (birinin kazancı diğerinin kaybıdır) parçası olarak görmesidir. “Benim kazanmam için onun kaybetmesi lazım” mantığı yerine “birlikte kazanabiliriz, çatışma yerine işbirliği ile hepimiz kazanabiliriz” anlayışı gereklidir.
Francis Fukuyama güveni, sadece ahlaki bir kavram olarak değil, ekonomik ve siyasi başarının temelindeki “sosyal sermaye” olarak tanımlar.
Fukuyama’ya göre güven, bir toplumun veya grubun üyeleri arasında paylaşılan dürüstlük ve işbirliği beklentisidir. Bu beklenti, ortak normlara dayanır.
Siyasette güven olduğunda, her adımın hukukla veya zorla denetlenmesi gerekmez. Aktörler birbirine güvenmediğinde, her mutabakat için onlarca sayfalık protokoller, garantörler ve denetim mekanizmaları gerekir; bu da süreci hantallaştırır. Çoğu zaman da bu belgeler işe yaramaz.
Almanya, Japonya gibi bazı toplumlar yüksek güvenlidir. Kurumlara duyulan güven sayesinde krizler kolay aşılır. Siyasi kültür “uzlaşma ve ortak çıkar” odaklı oluşmuştur.
İtalya, Rusya, Çin ve Türkiye gibi düşük güvenli toplumlarda ise kurumlara değil, liderlere olan kişisel sadakat ön plandadır; siyasi kültür “Biz ve Onlar” ayrımı veya kutuplaşma ekseninde oluşmuştur.
Bu bakımdan ülkemizde ittifak arayışlarında, aktörler “kendiliğinden” bir araya gelemez çünkü aralarında güven düşüktür. Aktörler seçim barajı veya 50+1 zorunluluğu gibi bir tehdit karşısında yan yana gelebiliyor. Bu gerçek bir güven değil, stratejik bir zorunluluktur. Stratejik zorunluluklar ise ilk fırsatta bozulmaya mahkumdur.
*********************************
Çıkarlar İttifakı
Aktörler aynı değerler yani “demokrasi” veya “anayasal sadakat” tanımında buluşmazlarsa sadece kendi mahallesine güvenirler, Fukuyama’nın deyimiyle “yarıçapı dar bir güven” içinde hapsolurlar.
Türkiye’de AKP ve MHP temel değerlerde eskiden hiç anlaşamazken son dönemde her konuda uyumlu bir görüntü veriyor. Bu iki partinin de diğer partilerin de DEM veya PKK çizgisindekilerle temel değerleri uyuşmaz.
Buna rağmen MHP geleneksel çizgisinden tamamen saparak Öcalan üzerinden bir “çözüm süreci” yürütüyor. Öcalan’a övgüler düzüyor, tahliyesini savunuyor (umut hakkı), PKK talepleri doğrultusunda milli üniter yapıyı bozmaya yönelik anayasa değişiklikleri için olumlu yaklaşıyor.
MHP liderliğinin Öcalan çıkışı gibi keskin dönüşleri, kitlelerde “bilişsel çelişki” yaratır. Eğer bir kitle yıllarca “mutlak düşman” olarak kodladığı bir figürün aniden “muhatap” kabul edilmesini izlerse liderine duyduğu kişisel güveni (sadakat) korusa bile, sisteme ve değerlere olan güveni sarsılır.
Bu durumda tepede liderler anlaşsa bile bu partilerin, güven alanlarını genişletebileceklerini sanmıyorum.
Çünkü AKP+MHP birlikteliği, değerler üzerinden değil, gücünü devam ettirme hesabından kaynaklanıyor.
*********************************
Değerler İttifakı
“Sürece karşı çıkan milliyetçi partilerin” (İYİ Parti, Zafer Partisi- Anahtar Parti, Kutlu Parti vd) temel değerleri arasında çatışma yok ancak liderler arası bir güvensizlik söz konusu.
Siyaset bilimcilerin kullandığı “Küçük Farkların Narsisizmi” kavramına göre, birbirine en çok benzeyen gruplar, kimliklerini korumak için en çok birbirleriyle kavga ederler.
İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti, Kutlu Parti ve diğer yeni oluşumlar arasındaki bu anlamda bir kavga olmasa da bir rekabet duygusu olduğu görülüyor.
Güvensizlik “Sinan Oğan tecrübesinden” veya “benim kazanmam onun kaybetmesiyle mümkün” bakış açısından kaynaklı olabilir.
Bu liderler arasındaki bakış açısını değiştirmek ve “Kazan-Kazan” modeline geçmek için bazı “Güven Artırıcı Önlemler” uygulanabilir.
Mesela kitleler önünde birbirlerini eleştirmeyi yasaklayan, eleştirileri kapalı kapılar ardındaki “Koordinasyon Kurulları”na bırakan bir mekanizma oluşturabilirler.
Farklı partilerin araştırma merkezleri ortak bir “Sorunlar ve Çözümler” raporu yayımlar ve ortak bir veri setini kullanırlar. Bu, tabana “biz aslında aynı dili konuşuyoruz” sinyali verir.
İttifakın kimliğini tek bir lidere hapsetmeden, mesele bazlı sözcülükler geliştirerek “ben” yerine “biz” algısı yaratılabilir.
*********************************
Milliyetçi Partilerin Eylem Birliği
Milliyetçi partiler (MHP’yi artık başka bir sınıfta değerlendiriyorum) birbirlerinden oy çalmaya odaklanırlarsa, toplam milliyetçi seçmen kitlesi büyümez.
Bu partilerin tek parti çatısı altında toplanması şimdilik mümkün değil. Ancak “temel meselelerde eylem birliğine gidebilirler; Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinde işbirliği” yapabilirler.
Her parti farklı kitlelere (örnek: Zafer Partisi seküler-milliyetçi gençliğe, İYİ Parti merkez sağa, Anahtar Parti muhafazakâr milliyetçilere) hitap eder ve bir ittifak yapısı altında birleşirlerse, “Siyasi Sinerji” oluşur.
Mevcut anket trendlerine göre, milliyetçi-muhafazakâr-seküler eksendeki seçmen kitlesi toplam oyun yaklaşık %25-30’unu oluşturuyor.
İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti ve Kutlu Parti seçmenleri arasında “ikinci tercih” olma oranı %70’in üzerindedir. Yani bir partiden kopan seçmen, diğer milliyetçi partiye gitmektedir.
Liderler birbirini sert eleştirdiğinde, seçmen “bunlar daha kendi aralarında anlaşamıyor, ülkeyi nasıl yönetecekler?” duygusuyla kararsızlara çekilmekte veya sandığa gitmemektedir.
Bazı anketlere göre, İYİ Parti ile Zafer Partisi ayrı ayrı seçimlere girerse toplam yüzde 10 civarında oy alabiliyor. Bu durumda iki partiden biri veya ikisi de baraj altında kalabilir. Ancak bu iki partinin birlikte seçime girmesiyle %18 gibi bir oy oranı ile güçlü bir grup kurabileceği görülüyor. Bu sonuçla iktidar ortağı olma ihtimali de büyük olur. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de destekledikleri adayın kazanma şansı yüksek olur. (Zaten Mansur Yavaş Cumhurbaşkanı adayı olursa liderler ve tabanlar tereddütsüz Yavaş’ı destekler.)
1+1>2 (bir ve birin toplamının ikiden büyük olması) formülünün işlemesi için, her aktörün kendi “egemenlik alanından” küçük bir feragat yapması gerekiyor. Bu feragat akılcıdır, çünkü karşılığında “iktidar ortağı olma” gibi daha büyük bir kazanç vaat ediyor.
Liderler, diğerinin kendisine “ihanet” edeceğinden (arkadan iş çevireceğinden) korkarsa ve en kötü seçenek olan “karşılıklı saldırı” pozisyonunu seçerlerse hepsi kaybeder.
Seçmen, “liderlerin egosu” nedeniyle birleşilemediğini düşündüğü an, partiye olan bağlılığı biter, ilk fırtınada parti değiştirir.
Aslında sadece liderler değil, vatan ve millet kaybeder.


