7.7 C
Kocaeli
Pazar, Mart 15, 2026
Ana SayfaGüncelİran Savaşının Türkiye e Kıbrıs’a Etkisi…

İran Savaşının Türkiye e Kıbrıs’a Etkisi…

      Amerika ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaş, hem Ortadoğu’nun, hem de Doğu Akdeniz’in yeniden ısınmasına neden olduğu gibi bu hassas gelişmeler Kıbrıs adasına da yansımıştır.

     Zaten yıllardan beri uygulanan Büyük Orta Doğu projesi ile Orta Doğu ülkelerinin yeni baştan dizayn edilmesi hedeflenirken, Kıbrıs adası üzerinde oynanan türlü oyunlarla adanın tamamen Hristiyan âleminin eline geçmesi de bu planın esas hedefleri arasındadır.

      Orta doğuda İran’a yapılan bu saldırı ile BOP ’un sondan bir evvelki halkası da tamamlanmak üzeredir. Geriye henüz telaffuz edilemeyen son halka/son hedefin yeniden dizayn edilmesi kalacaktır.

    Telaffuz edilmese de Amerika’da harp akademisinde günü geldiğinde nasıl ele geçirileceği harp oyunlarına konu olan bu son halka da vatanımız Türkiye’dir.

  Devletimizin bugüne değin Orta Doğu’da yaşanan tüm savaşlara tarafsız bir politika ile yaklaşması, yaşanan savaşlar nedeniyle sadece çaresiz insanları sığındığı bir ülke olarak bu insanlık dramına kucak açması ile süreç doğru bir şekilde yönetilmiş; sınırlarımızın dışında yaşanan, bizi hiçbir şekilde ilgilendirmeyen bu insanlık facialarına taraf olunmamıştır.

  Amerika ve onun Orta Doğu’daki piyonu İsrail’in çoluk, çocuk, kadın, yaşlı, hasta demeden yıllardan beri katlettikleri Müslümanların yaşadığı bu zulme karşı birkaç ülkenin dışında dünyanın hiçbir yanından tepki gelmemektedir.

  Gazze’de yaşanan savaşın insanlık dışı görüntüleri hafızalarımıza kazınmışken İran’da okulların, hastanelerin füzelerle yerle bir edilmesi, masum çocukların, hastaların katledilmesi nasıl kabul edilebilir?

  Bu kritik süreçte ifade edilmesi gereken en önemli husus ülkemizin Orta Doğu’da yaşanan bu savaşların hiçbirisine katılmamış olması, bu yönde kurulan hiçbir tuzağa düşmemiş olmasıdır.

  Yaklaşık 15 günden beri süregelen Amerika/İsrail – İran savaşında da aynı hassasiyet devam etmekte özellikle Türkiye’yi de savaşa çekme tuzakları dikkatle takip edilmektedir.

  Savaş başladığından beri Türkiye’ye yönelik üç füzenin atılması, bu füzelerin NATO’nun hava savunma sistemleri tarafından etkisiz hale getirilmesi değerlendirilecek olursa ülkemizin bir şekilde savaşa katılmasını tetiklemek amacıyla yapılmış olduğu da düşünülmelidir.

  Diğer taraftan Amerika henüz İran’a karşı tam olarak bir üstünlük sağlamış değildir. Bugüne kadar kara harekâtını hiç dillendirmeyen Trump, Körfeze doğru Amerikan Deniz Piyadelerini gönderme kararı almıştır.

  Amerika’nın İran’da istediğini elde edebilmesi sadece hava harekâtıyla mümkün değildir. Bu savaşın ancak kara harekâtıyla kazanılabileceği giderek dillendirilmektedir.

  Amerika ilk planda binlerce kilometre uzaktan, binlerce askerini İran savaşına göndermek istemeyeceğine göre, bu coğrafyaya en yakın dost ve müttefik ülkesi Türkiye’ye müracaat etmesi kaçınılmaz olacaktır.

 İşte tam da bu noktada hassas olmak, ülkemizi böylesi bir oyunun içine sokmamak adına ülke yönetimin çok dikkatli olması gerekmektedir.

  Amerika’nın 2003 yılında Irak’ı işgal için 80000 Amerikan askerinin Türkiye’de konuşlanması, buradan Irak’a girmesi 250 Amerikan uçağının İncirlik üssünü kullanmak isteği 4 liman ve 6 havaalanının Amerika’ya tahsis edilmesi isteği unutulmuş değildir.

   Bu dayatma TBMM’de 1 Mart 2003 tarihinde reddedilmiş, dolayısıyla Türkiye savaşın tarafı olmamıştır.  Bugün de Amerika’nın olası böyle bir teklifine hayır denmeli, savaşın tarafı olunmamalıdır. 

   Bu savaş hiçbir şekilde bizim savaşımız değildir. Olamaz da. Amerika’nın Orta Doğu petrollerini ele geçirmek adına uygulamış olduğu BOP ne karşı dik durmamız, oyunlara gelmememiz ülkemiz için hayati önemdedir.

  İran’da yaşanan savaş tüm coğrafyayı etkilerken, özellikle Kıbrıs’ta yaşanan gelişmeler de dikkatle takip edilmektedir.

   Kıbrıs’a gelince:

    Güney Kıbrıs Rum Kesiminin adanın garantörlük ve güvenlik anlaşmalarının hilafına pek çok ülkeye üs vermesi, savaşın başlamasıyla birlikte Güney Kıbrıs Rum kesimi, İran’dan İngiliz üssüne atılan füzelerin hedefi olmuş, bunu fırsat bilen Rum kesimi güvenlik bahanesi ve burası AB’ne üyedir gerekçesi ile toplamda 7 ülkenin savaş gemilerinin, uçaklarının adaya gelmesini sağlamıştır.

    Bu arada İran’dan atılan füzenin KKTC’nin hemen dibindeki Larnaka’daki Dikelya üssüne değil de Liamasol’daki Agratur üssüne atılmasını da düşünmek gerekir…

    Adanın güneyine yapılan bu yığınak oldukça anlamlı ve dikkate değerdir. 1960 garantörlük anlaşması ortadayken bu yığılma ne anlama gelmektedir.

  Yoksa Rum tarafı Yunanistan’la birlikte yeni bir oyunun peşinde midir?

    Amerika, İran’a yapacağı kara harekâtı için Türkiye’den asker talep eder de Türkiye buna evet diyerek savaşa girerse, Kıbrıs’ın güneyine yapılan bu yığınağa güvenen Rum tarafı 1974’te kaybettiği toprakları geri alabilmek adına bir çılgınlığa kalkabilir mi? Diye düşünmek gerekir!

   Böylesine bir çılgınlık Trakya’da Türkiye – Yunanistan cephesine de sıçrayacak, Türkiye bir taraftan İran, bir taraftan Kıbrıs, bir taraftan da Yunanistan cephesinde savaşla burun buruna gelecektir! Bugün için bir komplo teorisi gibi görünen bu gelişme, hiç beklenmedik bir anda gerçeğe de dönüşebilir.

    İşte bu nedenledir ki, ülkemizin savaşın dışında kalması, Amerika’nın Orta Doğu tuzaklarına düşmemesi. Hem devletimizin geleceği hem de KKTC’nin yaşaması açısından çok önemlidir.

 Yüce Atatürk; ‘’Yurtta Sulh Cihanda Sulh’’ ilkesini boşuna söylememiştir.

Atilla Çilingir
Atilla Çilingirhttp://www.atillacilingir.com/
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.

Seçtiklerimiz

spot_img