– Kur’an, hayatî ve ebedî ihtiyaçlarımızı, asrımızın fehim ve anlayışına uygun ve ikna edici bir tarzda ders veren, itimat ve güvenimize mazhar olmuş, en muteber ilahî / kutsî bir kitaptır.
– Kur’an, kâinatta en yüksek hakikati bildirir ve gösterir. Taklidî / sözde inancı, tahkikî / özde olan asıl ve gerçek inanca çevirir. Çünkü iman / inanç, sadece tasdikten ibaret değildir. Tahkikî hâle getirmek lâzım.
– Zira, tahkikî iman; sarsılmaz, sönmez bir kuvvettir. Tahkikî imanı / inancı ders vererek, imanı kuvvetlendirip; insanı ebedî saadet ve selâmete götürecek Kur’an ve iman hakikatlerini içeren eserleri; sebat, devam ve dikkatle okumalıdır.
– Çünkü: “Hakla meşgul olmayanı, Bâtıl istilâ eder.”
– Bu asırda küllî / bütüne ve genele ilişkin ve umumî bir rehberlik görevi yapacak eser, ancak Kur’an olabilir ve olmalı.
– Çünkü Kur’an, hakikî ilimlerin özünü içinde barındıran kutsal bir kitaptır.
– Çünkü Kur’an’ın en büyük mucizelerinden biri, tazeliğini devam ettirmesi ve her zamanın ihtiyacını karşılayan bir hususiyet arz etmesidir.
– Çünkü Kur’an hakikatleri; hem aklı, hem kalbi, hem ruhu, hem de vicdanı aydınlatır ve tatmin eder. İşte bu yüzden, halâskâr / kurtarıcı ve hakikî rehber olarak Kur’an yeter.
– Çünkü Kur’an, İslâmiyetin gayet keskin ve elmas kılıcıdır. Bundan dolayı kurtuluşun tek çaresi, Kur’an’a sarılmaktan geçer.
– İnsanların, rahat nefes almaları için, gereken tüm deva ve dermanlar Kur’an’da mevcuttur.
– Yeter ki, gözün; şu büyük kâinat kitabının mütalâacısı ve şu âlemdeki; Rabbin ilahî san’atının bir seyircisi olması gerektiğini bilsin.
– Yeter ki, gözün; Kur’an’la barışık müspet felsefenin gerçek düşkünü bir feylesof gözüyle, benzersiz bir sosyolog, bir psikolog / bir ruhiyatçı ve bir pedagog / bir terbiyeci gözüyle etrafa bakabilsin.
– Nasıl ki, su getirmek için, ya su borusu ile uzaklardan, dağlar altından kazarak su getirilir. Ya da, her yerde kuyular açarak su çıkarılır. Birincisi çok zahmetlidir. Tıkanabilir, kesilebilir. Fakat, her yerde kuyular açıp su çıkaranlar; zahmetsizce, her yerde suyu bulabilirler. Kur’an’ın hakikî yolunu seçenler ise; ikinci yolu tercih edenler gibi, her yerde suyu bulup çıkarırlar.
– Kur’an mânen der: Kâinattaki zevâl, firak ve adem görünüştedir. Aslında firak / ayrılık yok, visâl / kavuşma var. Zeval / sona eriş ve adem / yokluk yok, teceddüd / yenilenme var. Çünkü, kâinatta / evrende her şey, bir çeşit bekaya mazhardır. Ölüm, bu fâni âlemden bâkî / kalıcı ve devamlı olan bâkî âleme gitmektir.
– Ölüm, Kur’an için, öteki âleme gitmiş eski dost ve ahbaplara kavuşmağa vesiledir. Hakikî / asıl vatanlarına gitmeye bir vasıta ve araçtır. Dünya zindanından cennet bahçelerine bir dâvettir. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın fazl ve kereminden, kendi hizmetine karşılık ücret almakta sıranın kendine geldiğine bir işarettir. Üstelik, hayat külfetinden bir terhis ve kurtuluştur. Kulluk imtihan ve sınavının tâlim ve tâlimatından bir paydostur.
– Kur’an, insanı sefahet ve dalâletten / sapık yollardan kurtaran manevî bir koruyucudur. Kalp ve ruhunu menfî hislerine mağlup olmaktan muhafaza edip korur.
– Kur’an, küfür ve dalâletin bir cehennem zakkumu taşıdığını, dünyada bile cehennem azâpları çekdirdiğini nazara verir. İman, İslâmiyet ve ibadette ise, bir cennet çekirdeği bulunduğunu; bunun da, lezzetli cennet meyveleri ve zevkli neticeler verdiğini müjdeliyen bir kutsal muştu kitabıdır.
– Kur’an, elmas hakikatleriyle insana musallat olan maddî – mânevî her türlü engelleri en kısa ve en müstakim / en doğru yolla tâmir eder. Özellikle insanın mânevî yaralarını sarıp sarmalayarak; en büyük eczahâne hükmünde olan içeriği ile, mânevî devalar sunarak insanı mânen tedavi edip iyileştirir.
– Sözün kıymeti kısalığındadır. Kur’an da imanî mes’eleleri ders verirken veciz / kısa ve öz ifadeler kullanarak, daha fazla yararlanmayı bu şekilde sağlamış olur.


