3.8 C
Kocaeli
Pazartesi, Ocak 26, 2026
Ana SayfaGüncelİmralı Tutanağı Neden Şimdi Açıklandı?

İmralı Tutanağı Neden Şimdi Açıklandı?

TBMM’den 3 milletvekilinin İmralı’da Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeye ait 16 sayfalık tutanak yayınlandı. Görüşme 24 Kasım 2025’te gerçekleşmişti. Tutanağın, iki ay sonra, tam da Suriye’de PKK/SDG’nin tasfiyesi veya Şam rejimi ile entegrasyon sürecinin hızlandığı bir dönemde yayımlaması tesadüf değildir.

Nitekim Prof. Dr. Ümit Özdağ da “İmralı Tutanakların şimdi yayımlanmış olmasının politik bir hedefi var” dedi ama bu hedefi açıklamadı.

Zamanlama yani TBMM tarafından şimdi yayımlanması stratejik bir hamle olarak değerlendirilebilir.

****

Peki, bu hamle hangi politik amaçla yapılmış olabilir?

Bu hamle, devletin “psikolojik üstünlüğü” tamamen ele alma ve sahadaki fiili durumu “kurucu önder” dedikleri Öcalan üzerinden meşrulaştırma çabasıdır.

Devlet, örgütün “ideolojik meşruiyetini” kendi liderinin sözleriyle yıkarak bitirmek istemektedir.

Tutanakların yayımlanması ve içeriğindeki “silah bırakma/entegrasyon” vurgusunun, Kandil’in “savaş gerekçelerini” elinden alacağı öngörülmüş olabilir. Böylece PKK üst yönetimi ile tabanı arasında ciddi bir güven krizi yaratmak istendiğini düşünebiliriz.

Türkiye, SDG’yi PKK uzantısı olarak gördüğü için tasfiye sürecini destekliyor; Bahçeli’nin “SDG tamamen feshedilmeli” çağrısı bu yaklaşımı yansıtıyor.

Tutanağın yayımlanması muhtemelen Suriye’deki gelişmeleri Türkiye’deki çözüm sürecine yansıtmayı hedefliyor.

Devlet, Öcalan’ın SDG üzerindeki var olduğunu düşündüğü etkisini kullanarak tasfiyeyi hızlandırmayı, sınır güvenliğini sağlamayı ve bölgesel nüfuzunu artırmayı amaçlıyor.

Bu yorumlarım “Türk Devlet aklına” güvenen birçok kişinin iyi niyetli değerlendirmelerini yansıtıyor.

Ben kurumlar iyi çalıştırıldığında binlerce yıllık devlet tecrübesi ve devlet aklının etkili olduğunu, ancak kurumların zayıfladığı dönemlerde “beka sorunu” olan konularda bile yanlış işler yapıldığını düşünenlerdenim.

Bu sebeple objektif verilerden hareketle analiz yapmaya devam edelim.

***********************************

PKK ve Öcalan’ın Gerçek Talepleri

Öcalan’ın tutanaklardaki açıklamaları devletin/ iktidarın istediği sonucu verecek netlikte ve nitelikte değildir.

Daha önceki “İmralı Tutanakları” (özellikle 23 Şubat 2013 tarihli BDP heyeti görüşmesi) olarak yansıyan metinlerde, Abdullah Öcalan’ın Türkiye’nin mevcut üniter yapısını, ulus-devlet modelini ve anayasal vatandaşlık tanımını dönüştürmeye yönelik, federasyon veya özerklik kapısını aralayabilecek ifadeler kullanılmıştı.

Türkiye’nin idari ve siyasi yapısını değiştirmeye yönelik talepleri arasında şöyle maddeler vardı:

 Anayasa’nın 66. maddesindeki “Türk” tanımının değiştirilmesini talep ederek, vatandaşlığın etnik bir kimlik saydığı TÜRK’ten arındırılmasını önermekte idi. Bu, üniter devletin “Türk Milleti” esasını reddeden bir tavırdı.

Mevcut merkeziyetçi yapının terk edilip, yetkilerin yerel parlamentolara/meclislere devredilmesini savunmakta idi. Bu model, federasyona geçişin ilk basamağıdır.

“Kürtlerin kendi öz savunma güçleri olmalı. Bu, yerel güvenliği sağlayan, yasal statüsü olan bir yapı olmalı” diyordu.

“Misak-ı Milli’yi güncelleyerek ele almalıyız. Türkler ve Kürtler, suni sınırlarla ayrılmamalı. Kuzey Suriye ve Kuzey Irak ile Türkiye’nin ilişkileri, stratejik bir birlikteliğe dönüşmeli. Sınırlar anlamsızlaşmalı” diyordu.

Suriye ve Irak Kürtleri ile Türkiye Kürtlerinin siyasi/hukuki birleşmesini öngören bu model Lozan’ın fiilen aşılması anlamına geliyordu.

Bu talep, Türkiye’nin önce büyütülerek, arkasından küçültülmesini öngören ABD planının aynısıydı. Türkiye’nin 26 şehri ve bölgede Türkiye’ye iliştirilmiş Kürdistan özerk bölgeleri savaşmadan Türkiye’den koparılabilecekti.

****

24 Kasım 2025’te yapılan görüşmenin tutanağında, 2013 tutanağındaki radikal taleplerin tamamı bu açıklıkta ve sertlikte yer almıyor.

“Devlet”in süzgecinden geçmiş, kamuoyunun (özellikle milliyetçi hassasiyetlerin) sindirebileceği bir kıvama getirilmiş bir metindir. Ses kaydının aynen metne dönüştürülmüş hali değildir, düzenlenmeye (redaksiyona) tabi tutulmuştur.

Milliyetçi kesime yedirmek için, “Ninem Türkmen”, “Siyasete Ülkü Ocaklarında başladım”, “Türkiye artık benim devletim” gibi soslarla lezzetlendirilmiştir.

“Öz savunma gücü, Anayasa’dan Türklük kavramının çıkarılması, Kürdistan’a statü” gibi konular daha teknik ve masum görünen bir dille anlatılmıştır. “AF” talebi tutanakta “konuya özgü bir kanun”, “umut hakkı” ve “siyaset kanallarının açılması” şeklinde ambalajlanmıştır.

Suriye/SDG modelinde olduğu gibi; Öcalan, silahlı gücün ve ayrılıkçı yapının “imkânsız” olduğunu gördüğünden, “Sisteme entegre olarak içeriden dönüştürme” stratejisine geçmiştir.

Bu, taleplerden vazgeçmek değil, kaleyi içten fethetme planıdır.

Türkiye’nin terörle mücadelesi, Öcalan’la müzakere ederek değil; sınırlarını, hukukunu ve üniter yapısını koruyarak kazanılır.

**********************************

İhtiyatlı İyimserlik ve Muhtemel Riskler

ABD’nin SDG/PKK’dan desteğini çekmesi, örgütün tasfiyesi ve Suriye devletine bireysel entegrasyonu aşamasına gelinmesine ihtiyatlı bir iyimserlikle bakıyorum.

Kısa vadede sınırlarımızda bir PKK devletinin kurulması ihtimali kalkmıştır. Bu elbette Türkiye için iyidir.

Şu an itibarıyla SDG dedikleri yapı, Arap aşiretler ayrıldığından, YPG olarak iki bölgede muhafaza ediliyor ve Suriye yönetimine de ortak ediliyor.

Önümüzdeki süreçte PKK/YPG’nin bu iki bölgeden de çıkarılması, bu alanda da Suriye devletinin (Ahmed El Şara’nın) otoritesinin sağlanması gerekiyor.

****

Ancak şunu unutmayalım: Şara Türkiye’nin adamı değil. ABD tarafından eğitilmiş ve ABD/İsrail iş birliği ile Suriye devlet başkanı yapılmış bir eski terörist.

Suriye’de yaşanan bunca dramın kazananları sadece ABD ve İsrail oldu. Bunlar Suriye’yi kendi toprakları gibi kullanabiliyor. Bu iki devlet, mevcut kazanımlarını koruyacak, geliştirecek ve (İran ile savaş gibi durumlarda) kendilerine maksimum faydayı sağlayacak olanın -SDG/PKK değil- Şara ve yeni Şam rejimi olduğuna karar verdi.

Türkiye’nin, ABD Başkanı Trump ve ABD’nin desteklediği taraf olan Şara ile iyi ilişkileri, SDG’nin tasfiyesine olumlu etki yaptı. Muhtemelen Türkiye ABD’nin Şara’yı tercih etmesinde etkili de olmuştur. (Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın “bu başarıda” etkili olduğu söyleniyor.)

Şu an için kazançlı çıkmamızın temel sebebi bu.

Ama unutulmasın ki; Trump da Şara da güvenilir devlet başkanları değildir.

İleride Trump’ın (ABD’nin) Şara ve yönetimini Türkiye aleyhine kullanmayacaklarının garantisi yoktur. Ancak, Türkiye’nin kurup donattığı Suriye Milli Ordusu ve Türkmen komutanların yeni Suriye ordusuna monte edilmiş olması bu tür riskleri azaltıyor.

Ruhittin sönmez
Ruhittin sönmez
Ruhittin Sönmez 1956 Bucak/ Burdur doğumludur. 1980’den itibaren Kocaeli’de yaşamaktadır. EĞİTİM: İlkokul, orta okul ve lise eğitimlerini Bucak’ta yaptı. 1973’te İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi - Kimya Yüksek Mühendisliğinden ve 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. İŞ HAYATI: 1978-1980 Akyazı/Sakarya Yonca Süt Fabrikası İşletme ve Laboratuvar Şefi 1980-1995 Petkim A.Ş. Yarımca Kompleksi (İşletme Mühendisi, İşletme Şefi, Başmühendis.) 1995-2001 Satış Müdür Muavini 2001’de 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Kauçuk Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Başkanlığı yaptı. 2001-2004 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdür Yrd. 2004 - 01.02.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdürü. 01.02.2007 - 30.09.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi İnsan Kaynakları Müdürü. 01.01.2008 - 30.10.2008 Yantaş Yavuzlar Plastik A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı. 03.03.2010’den itibaren Serbest Avukat 2018’den itibaren Arabulucu Sosyal Faaliyetler: Yaklaşık 16 yıl Türk Sanat Müziği korolarında korist olarak çalıştı. (İstanbul Üniversitesi Korosu, Kubbealtı Musiki Cemiyeti ve Tüpraş Türk Sanat Müziği Grubu) 250 Mühendis üyesi bulunan Petkim Mühendisler Derneği'nde 4 yıl başkanlık yaptı. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nda Başkan Yardımcısı, Yönetim Kurulu Üyesi ve 7 yıl Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. 2001-2002 yıllarında Kocaeli TV' de "Geniş Açı" adlı siyasi, sosyal, kültürel tartışmaların yapıldığı programın yapımcılığı ve sunuculuğunu yaptı. Ocak 2023’ten itibaren aynı programı noktaTV’de devam ettirmektedir. Halen Kocaeli Gazetesinde haftada 2 gün köşe yazısı yayınlanmaktadır. Bu yazıların tamamı kocaeliaydinlarocagi.org.tr sitesinde yer almaktadır.

Seçtiklerimiz

spot_img