0.5 C
Kocaeli
Salı, Ocak 20, 2026
Ana SayfaGüncelAmerikan Lebensraum’u

Amerikan Lebensraum’u

Dünya barış ve güvenlik zamanlarından geçmiyor. Hakkın, hukukun, bırakın kendisini ne iddiası ne hikâyesi var. Günümüzü dünya tarihinin hangi dönemine benzetebiliriz? Belki ikinci dünya harbi öncesine. Ama birinci dünya harbi öncesine de yakın gibi geliyor bana. Hangisi olursa olsun. İkisi de gücü yetenin, yetmeyeni yenip, ezip menfaat sağladığı zamanlar. Sömürge çekişmesinin dünya siyasetini belirlediği zamanlar. Ve felaketlerle son bulan zamanlar.

Niçin böyle oldu? Sovyetler çöküp Batı’nın da Doğu’nun da koalisyonları dağıldığı için. Soğuk harp sırasında blokların iç dayanışması güçlüydü. Düşman yenilince o dayanışma ortadan kalktı. Max Planck Enstitüsü ekonomistlerinin 2013 tarihli bir yayınında şu ifadeler var: “Tarih, düşmanın yenilmesinden sonra ittifakların dağılma eğilimine girdiğini gösteriyor… iç-grup dayanışması müşterek düşman yenilir yenilmez çözülür.”  Batı ve Doğu etiketleri anlamsız hâle gelince, her gücün kendi çıkarı peşinde koştuğu bugünkü dünyaya geldik. Geldiğimiz dünya, tıpkı iki harp öncesi dünyaları gibi. Okuyucularım “hür dünya” sözünün yükselişi ve çöküşü grafiklerimi hatırlayacaktır.

Dost iktidarlar ve enerji

Trump, Amerika’nın etrafını kendine dost ülkelerle, yani dost iktidarlarla çevirmesi gerektiğini söylüyor. O ülkelerin kimi iktidara getirmek istediği önemli değil. Önemli olan Amerika’ya dost iktidarların olması. “Sonra”, diye devam ediyor, “enerji yollarını da kontrol etmeliyiz.”

Neyi hatırlıyorum biliyor musunuz? “Lebensraum” lafını. Hayat alanı! Kimin? Hitler Almanya’sının hâkim dış siyaset anlayışıydı “hayat alanı”. Avusturya, Çekya, Polonya, hepsi, Almanya’nın hayat alanıydı.

Birinci dünya harbi de daha ziyade “Büyük oyun”, “Doğu meselesi” yüzünden çıkmıştı. Doğu meselesinin en büyük lokması bizdik. Bizim kimin sömürgesi olacağımız, parçalandığımızda her bir parçamızı kimin sömüreceğinin kavgası…

Zonguldak’ın kömürü Fransa’ya

Mondros Mütarekesi’nden sonra Fransa’nın Zonguldak’a asker çıkarıp Ereğli kömürünü Fransa’ya taşımasını hatırlıyorum. İlk okuduğumda ağzım açık kalmıştı. Nedense bize bu konu okutulmamıştı. Fransa ile dost olduğumuzdan mıdır ne?

Efendim, Zonguldak, Ereğli kömür madenlerini 19. asırda bir Fransız şirketi açıp işletmeye başlamış. Onun için orada Fransız sermayesi varmış. Üstelik karışıklık da çıkmış. Neymiş karışıklık? Bartın’da hapisten kaçan mahkumlarla Pontus Rum çeteleri köyleri basıyormuş. Tam Mondros’un işgal için tarif ettiği gerekçe! Fransa, hemen el koyup hem medeniyet getirecek hem de kömürü götürecek. Önce 8 Mart 1919’da Afrika’daki Fransız sömürgelerinden 400 siyahî asker getirip Ereğli’yi ve limanı işgal ediyorlar. Sonra Fransa’dan da asker geliyor. Fransızlar güneyimizde milliyetçilerin direnişinden bunalınca 12 Nisan’da Fransa kökenli askerleri oraya kaydırıp Ereğli’de sadece Afrikalıları bırakıyorlar. Ancak Akdeniz sahilinde de Karadeniz sahilinde de Müdafaayı Hukuk hızla yükseliyor ve kömürü şöyle ağız tadıyla sömüremiyorlar. Kömür Ankara’daki milliyetçi kuvvetlere akmaya başlıyor. (S. Shaw, From Empire to Republic, 2. Cilt s. 597, Türk Tarih Kurumu, 2000)

Bugün olup bitenle karşılaştırınca o günkü gerekçeler daha “medeni” geldi bana. Bugünün Lebensraum sebepleri daha açık, daha doğrudan. Bu sefer demokrasi, barış falan gibi sloganlar bir zahmet telaffuz bile edilmiyor. Amerika’yı yeniden büyük yapacağız, vesselam. Bu hayat alanı çok büyük. Dünyanın tamamını kapsıyor. Etrafımızı ki etrafımız bütün dünyadır, dost ülkelerle çevirecek ve enerji yollarını da kontrol edeceğiz. Şirketlerimizin sermayelerini ve çıkarlarını savunacağız… Bu sonuncusu Zonguldak’a benzemiyor mu?

Ümmet sebep Trump sonuç mu?

Venezüella bize uzak ama Irak yakındı, Suriye de öyle. Hele İran. Piyango çevre ülkelere vuruyor. Bir o, bir diğeri.

Birçok aklı evvelin sık sık, “Hangi devirdeyiz. Bu dünya başka dünya. Millî menfaat falan artık olmaz. Globalleşen post modern ve post saire dünyada…” diye başlayan tiratlarına rağmen 21. asrın başı ile 20 asrın başı beni endişelendirecek, korkutacak kadar birbirine benziyor. Düveli muazzama aynen düveli muazzama. ABD ve Çin başı çekiyor. Avrupa’nın güçlüleri artık en güçlü değil. Temel değişiklik bu.

Türkiye’nin gerçekleri bütün çıplaklığıyla görüp ona göre hareket etmesi; ehemi, mühimi ayırt etmesi lazım. Ekonomide hata yaparsanız, Necip Fazıl, Necmettin Erbakan gibi rahmetli dahi ekonomistlerin “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur” gibi vecizelerinin peşinden giderseniz nihayet on, on beş yılınızı kaybedersiniz. Sonra toparlanıp yeni bir vecize bulana kadar. Ama Zbigniev Brzezinski’nin Büyük Satranç Tahtası’nda şah-mat olursunuz maazallah. Benim korkum, “Ümmet sebep, Trump sonuçtur.” falan gibi doğrudan milletlerarası güç dengesinde yolu sapıttıracak vecizeler icat etmemiz.

Bol vecize dolu bir yazı oldu. Henry Kissinger’in bir vecizesiyle kapatayım. Danimarka ve Grönland için anlamlı bir espri: “Amerika’nın düşmanı olmak, tehlikeli olabilir fakat dostu olmak ölümcüldür.”

İskender Öksüz
İskender Öksüz
İskender Öksüz 14 Eylül 1945 tarihinde İzmir'de dünyaya gelmiştir. 1966 yılında Ege Üniversitesi Kimya-Fizik Bölümü'nde lisans eğitimini tamamlamıştır. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun yurtdışı bursuyla ABD'de Yale Üniversitesi'ne kabul edilmiş, burada, Oktay Sinanoğlu'nun danışmanlığında, 1968'de yüksek lisansını 1969'da da doktora derecesini almıştır. İskender Öksüz 1968-1979 yılları arasında; Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde bölüm başkanlığı, rektör yardımcılığı ve rektör vekilliği görevlerinde bulunmuştur. Yine aynı yıllarda senato üyeliği (ADMMA), Türkiye Atom Enerji Komisyonu 7. Dönem üyeliği, Atom enerjisi konusunda bakan danışmanlığı ve Töre-Devlet Yayınevi yöneticiliği yapmıştır. Öksüz, 1981-1987 yılları arasında, Suudi Arabistan'da bulunan University of Petroleum and Minerals'da akademik ve idari görevler, bilgisayar destekli öğretim koordinatörü, yeni öğretim üyesi seçimi ve terfi komitesi üyeliği yapmıştır. 1987 yılından itibaren sağlık, bilişim ve eğitim sektörlerinde çeşitli firmalarda üst düzey yöneticilik yapan Öksüz, çeşitli şirketlerde yönetim kurulu üyeliği, genel müdürlük ve holding genel koordinatörlüğü yaptı. İskender Öksüz 2012 yılında Gazi Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümünden emekli oldu. Otuzun üstünde bilimsel yayını yedi yüzün üzerinde atıfı bulunan Öksüz, KÜBİTEM (Kültür, Bilim ve Teknik Merkezi) kuruculuğu, Türk Ocağı Hars Heyeti ve Yönetim Kurulu üyeliği, Millî Düşünce Merkezi Yönetim Kurulu üyeliği; Töre, Devlet, Bozkurt, Türk Yurdu dergilerinde makale ve başka yazıları yayımladı. Üniversiteler de dâhil olmak üzere çeşitli platformlarda konferans, söyleşi ve röportajlarda bulundu.[5][6] Ayrıca Son Havadis, Yeni Ufuk ve Ayyıldız gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Karar gazetesinde köşe yazarlığına devam etmektedir. İskender Öksüz, 5 Mayıs 2021 tarihinde vefat eden ünlü romancı Emine Işınsu ile evliydi. Eserleri[7] Millet ve Milliyetçilik Bilim, Din ve Türkçülük Alt Akıl: Aptallar ve Diktatörler Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi Türk'üm Özür Dilerim Niçin Geri Kaldık? Çin Dünyayı Ele Mi Geçiriyor? (Konuralp Ercilasun ile birlikte)
Önceki İçerik

Seçtiklerimiz

spot_img