İnsan sosyal bir varlıktır. Bu sebeple hayatını idame ettirmek için birbirine ihtiyacı vardır.
Zamanın su gibi akıp gittiği bu FANİ dünyada, üzüntü ve sevincimizi paylaşarak hayatımızı daha mutlu kılmak gerekmez mi?
Birbirimize saygı ve sevgi göstererek, hayatı paylaşmak kuşkusuz saadete giden yolu açar. İnsanoğlu, günümüzde ne yazık ki hayatını zorlaştıran ve mutsuz olmasını sağlayan her olumsuz ortamı kendi hazırlamaktadır.
Bunun nedeni ise; bencilliği, kıskançlığı, hırsı, sabırsızlığı ve hoşgörüsüzlüğüdür. İnsanı felakete sürükleyen, mizacındaki benzeri kötü huylardır.
Helal kazanmanın, çalışmanın, paylaşmanın, kanaatin tadını ve anlamını bilmeyenler, bedavadan geçinmenin yollarını aramaktadırlar.
Bu duygular; hırsızlığı, gaspı, aldatmayı, kumarı teşvik etmektedir. Bu gibi vakalar da toplumun çöküşünü hazırlamaktadır.
Saygı ve sevginin, hürmet ve hatırın, merhamet ve şefkatin, ilgi ve alakanın, dayanışma ve yardımlaşmanın yollarını aramalıyız.
Mutlu olmak için, mutlu olmanın yollarını bulmalıyız. Mutluluk ne uzaklarda, ne de para puldadır. Mutluluk aslında yanı başımızda.
Bir yetim başı okşamada, azıcık tevekkülde, bir yudum şükürde, ufacık bir gülümsemede gizlidir bazen.
Bazen bir tebessümde, sıcacık bir tesellide, bir acıyı, ya da sevinci gönülden paylaşmaktadır belki.
Bazen de bir dostu aramakta, bir yaşlıyı karşıya götürmekte, bir garibin kapısını çalmakta, bir huzur evini ziyarette, bir hastayı yoklamakta gizlidir.
Mutlu olmak, mutlu etmekle başlar. Mutluluğun gücü, “sevgi”de gizlidir. Sevgi; hoşgörüyü, iyilik yapmayı, affetmeyi, kusur görmemeyi, “ben” duygusundan kurtularak “biz” olmayı, paylaşmayı, yardım etmeyi, samimiyeti, tevazuu, herkese ve her canlıya yardım etmeyi sağlar.
Sevgiyle yoğrulan yüreklerde, kin, öfke, nefret, kıskançlık, haset, kötülük, küçümseme, kırma, üzme, kendini beğenme vb. gibi kötü duygular asla barınamaz.
Şimdilerde toplumda hoşlanmadığımız davranışları görüyorsak, kendimizi sorgulamamız gerekmektedir. “Biz nerede yanlış yaptık” diye. Çünkü toplumun huzurlu ve mutlu olması, bireylerin davranışları ile yakından ilgilidir.
Huzurlu bir yaşam için saygı ve sevgiyi, dayanışma ruhunu, ahlaki değerleri yeniden tesis etmek ve yaşatmak zorundayız.
Çünkü bu bizim özümüz, öz değerlerimiz. Özümüzü kaybedersek duygusuzlaşır, robotlaşırız. Her kötü rüzgâr bizi felakete savurur. Değerleri korumak emek ister, ama saadeti de dünyaya değer.
Yarından tezi yok. Sabah kalktığımızda yeniden dünyaya geldiğimizi düşünerek şükredelim. Herkese selem verelim, hayata ve insanlara gülümseyelim, küskünsek barışalım, hal hatır soralım.
Ufacık iyilikler yapalım. Bir çocuk sevindirelim, kuşlara yem atalım, uzun süre aramadığımız bir sevdiğimize telefonla hal hatır soralım, asansörlerde merhabalaşalım, iyi günler dileyelim. Komşumuza sıcacık bir tas çorba gönderelim.
Hoş görülü, tebessümlü, bağışlayıcı olalım… “ Eğer”, “ancak”, “oysa” dolambaçlı kaçamak sözcükleri hayatımızdan çıkaralım.
Geleceğe bir iz bırakmak, bir hoş sada ile anılmak istiyorsak, bu düşüncenin gereklerini yapmaya çalışmamız gerekir.
İnsan neden geleceğe bir iz bırakmak ister? Bu dünyadan göçüp gittiğinde hayırla yâd edilmek ister de ondan.
Bu, arkasından bırakabileceği hayırlı bir evladı olduğu gibi, bir eser, bir hayır işi, bir iyilik de olabilir. Böyle olunca huzur içinde görevini yerine getirmenin gururunu yaşayarak veda eder bu dünyaya.
Dünyada bâkî olmanın gereği; ardında hoş bir sadâ bırakmaksa. Bu da iyi bir insan olmanın gereklerini yapmaktan geçmektedir.
İnsan olmanın, mutluluğun ve huzurun sırrı da budur galiba…
Sevgiyle kalın…


