7.7 C
Kocaeli
Pazar, Ocak 11, 2026
Ana SayfaGenelSevginin Gücü Üzerine

Sevginin Gücü Üzerine

Öncelikle vurgulayalım; Sevgi “doğaya, insanlara ve tüm canlılara karşı, iyi, güzel, dürüst, hoşgörülü, erdemli, sevecen, çıkarsız, özverili, yardımsever, adil, cömert, saydam, yürekli, merhametli, şefkatli… Vs’’ yapar olduğunu kavrayalım.
Dinimiz İslam’ın vurguladığı ana unsur sevgiyle beslemek değil mi?
O halde inancımızın esası sevgidir; insana ve tabiata iyi muameledir. Bunun dışındaki yorumlar, inancımız İslam’ın ruhuyla uyuşmaz. Allah, iyiliği ve kötülüklerden uzak durmayı emretmiyor mu? Her Cuma hutbesinde imam bu ayeti okumuyor mu? Öyleyse iyi bir Müslüman iyi bir insandır aslında. Eşine, çocuklarına, komşularına iyi muamele eden insandır. Tarihimiz bunun sayısız örnekleriyle doludur. Tabii aksi örnekler de çoktur ama biz iyiliği esas almak durumundayız.
Şunun bunun emrinde olan yöneticiler var ama Tanrıya şükür hâlâ kendi irademize sahip durumdayız. Bunun değerini bilmeliyiz. Hür irade, insanın en büyük değerlerinden biridir. Başı dik olmak, başkasına bağımlı olmamak, kişinin kendisini insan olarak hissetmesinin temelidir. Başka bir deyişle insan olabilmenin şartı, irade hürriyetine sahip olmaktır.
Özgür insan, başkasının özgürlüğüne ve insanlık haklarına da saygı duyan insandır. Başı dik, özgür bir insan aslında kendinden emindir ve eski tabirle mutmaindir. Mutmain, “tatmin olmuş” demektir. Hayatta edindiklerini yeterli bulmuş, onlarla tatmin olmuş, mutlu olmuş insan demektir mutmain. Ne kadar malı olursa olsun, ne kadar makamı olursa olsun doymayan insan mutlu da olamaz, iyi bir insan da olamaz. Böyle insanlar daha fazlasını elde etmek için şiddete de eğilimli olurlar. “Daha fazla”nın içinde sadece, mal, para, makam, mevki yoktur. Daha fazla bencillik, daha fazla otorite, daha fazla güç gösterisi vardır.
*
Bugün üzülerek belirtmek isterim ki siyasete alet edilmiş İslam Dini dindar geçinenlerin elinde kirlendi. Dindarlığımızın içtenliği azaldı. Dini hayatta bile yüzeysellik ve görsellik yükseldi. Söz düştü, imaj yükseldi. Dil, ırk, mezhep, grup ve siyasal tercihlerle kamplara bölünmek ve çatışmanın derinleştirilmesinin istendiği, vahdetten, birlikten ve beraberlikten bahsetmenin bile anlamını yitirdiği bir dönemi yaşıyoruz.
Huzur ve barış özlemiyle yanıp tutuşan İslam Coğrafyası çalkantılı sularda yol almaktan yorgun, bir o kadar da bezgin, ümitlerini çarçur edenlerden de bıkkın…
*
Ülkemiz uzun yıllardır küresel bir ihanet projesinin yaptırımı karşısında kan kaybetmektedir. Gerçek şu ki Türkiye’yi parçalamak için iç ve dış düşmanlar atağa kalkmıştır. Artık bunu görmemek ya geri zekâlılık ya da hainliktir. İç ve dış hainlere, iç gafiller eklenmiştir. Gafiller hainlerle birleşmekte olduklarını artık anlamalıdırlar. Gaflet devam ettikçe hainliğe eş olur. Türk düşmanlığının dış gücü de iç damarı da devam ediyor. Şimdide Lavrenslerle karşı karşıyayız. Üstelik İslam istismarı ile aldatılarak…
Unutulmasın ki, üç kıtaya yayılmış Osmanlının enkazı arasından kendisine vatan edindiği bu mukaddes vatan toprakları üzerindeki oynanan bütün oyunları bozacak yüksek duygu: ‘’Söz konusu vatansa gerisi teferruattır’’, duygusu kültür genlerimizde saklıdır ve milli kültürümüzün odağını teşkil eder. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyetinin temeli, yüce Türk kahramanlığı, yüksek Türk kültürü üzerine inşa edilmiş olduğunu bu ihanet odakları çok iyi bilirler.
Dini hayatımızı irdelemeye dönelim. Evet, dini hayatımızda bile yüzeyselliğin ve görselliğin öncelikli bir hal aldığını kolayca görebiliriz:
Kur’an bize ‘’ancak müminler kardeştir;’ diyor. Biz ise başkalarının elindeki silahlarla kardeşlerimizi öldürüyoruz. Kur’an bize ‘’Allah’ın ipine sımsıkı sarılın’’, tefrikaya düşmeyin’’; diyor. Bizler ise elimize aldığımız iplerle boğacak insan bulmak için suni tefrikalar, ötekileştirmeler vaat ediyoruz. Sevgili Peygamberimiz bizden yardımlaşmayı, dayanışmayı, rızkımızdan infak etmemizi istiyor, biz ise, kardeşlerimiz açlıkla yoklukla pençeleşirken mal ve servet biriktirerek güç elde ediyoruz. Kur’an bizden akletmemizi, bilgiyi ve hikmeti elde etmemizi istiyor, biz ise başkasının bilgisiyle yetinerek, aklımızı başkasına teslim ederek insanın bu yolla istismarına seyirci kalıyoruz. Kur’an ‘’emaneti ehline verin’’; diyor. Bizler ise ehliyete ve liyakate bakmaksızın mensubiyet duyguları ile kayırıyor, nüfuz kullanıyor pek çok kimsenin hakkına ve hukukuna tecavüz ediyoruz.
Hal böyle olunca, milli kültürümüzün odağını oluşturan diğer bir kavram ‘’birliğimiz dirliğimizdir’ kavramını gölgeliyoruz. Özellikle İslam Ülkeleri Coğrafyası üzerinde uygulamaya konulan ve kaynaklarını sömürmeye yönelik yıkım projesinde ayrımcılık, ötekileştirme, ırkçılık, şiddet, işkence, terör, savaş, gelir adaletsizliği, zulüm, sömürgecilik, eğitim eşitsizliği, emeğe saygısızlık, istismar, açlık ve kıtlık gibi onur kırıcı küresel sorunların kıskacındaki insanlığın içinde bulunduğu dramı, tarihte duyulmamış bir sınavdan geçiyor olduğunu görüyoruz.
*
İlahi bir sanat eseri olduğunu karayamayan insan, kendi eliyle ürettiği yapay sorunların açılmak bilmeyen kapıları önünde yorgun ve bitkin bir halde bekliyor. Bilim ve tekniğin son imkânlarıyla ürettiği en modern anahtarlar, kilitli kapıların açılmasında ona yardımcı olmuyor. Bu yüzden de özlediği aydınlığı, peşinden koştuğu idealleri ‘’nerede’ ve ‘nasıl’ araması gerektiğini yeniden düşünmesi gerekiyor.
Bu noktada samimi Kur’an Ehli, tespitleriyle hem şikâyetçi olduğunu vurguluyor ve hem de insanlığın peşinden koştuğu idealleri ‘nerede’ ve ‘nasıl’ araması gerektiğinin yanıtını veriyor: İnsan onurunu, haysiyet ve şerefini, her iki âlemde mutlu olması şuurunu merkezine almış Kur’an’ın dini ‘ diyor. Yüce Yaratıcıya iman etmenin merkezini oluşturan ’SEVGİ‘; diyor. Öyle ki ‘’sevgi’, insanlığın saadeti, huzuru, onuru ve güvenliği için kilitli kapıların açılmasında ona yardımcı olacak yegâne eylemdir, kavramdır. Diyor.
Her biri övülerek yaratılmış biz insanlar için ( Eşref-ül Mahlûkat ) baha biçilmez değer ifade eden onlarca hadis-i şerifler arasında etkisinde kaldığım ‘’iman etmedikçe cennete giremezsiniz, sevmedikçe tam iman etmiş sayılmazsınız’’. Diyor sevgili Peygamberimiz.
*
Sevgi birleştirir, kin ve düşmanlık ise ayırır. Gönüllerin her gün yeniden çiçek açması, kalpteki sevgi tohumlarının filizlenmesinden ötürüdür. Sevgiyi paylaşanlar, üreterek yaşama anlam verenler, bilginin ışığını yakalayanlardır. Bilgi, yürekleri; iyiye, güzele, doğruya götüren bir ırmaktır. Sevmekten hoşlananlar, paylaşmanın doyulmaz hazzını mutluluğa dönüştürür.
Manevi iklim kuşağında ‘sevgi’ diğer bütün olumlu duyguların, duyuşların ve eylemlerin kaynağıdır. Rahmetin, merhametin, şefkatin, acımanın, bağışlamanın,, affetmenin, adaletin, nezaketin, cömertliğin, vatanseverliğin, güçlü ve samimi imanın temelinde hep sevgi vardır. Daha doğrusu bu saydığımız eylemlerin aslısında sevgi yoksa korku ya da çıkar beklentisi vardır demektir ki, bu münafıklığın, dönekliğin ta kendisidir.
*
Sevgi olmaksızın, yapılan ticaretin, sanatın, eğitimin, siyasetin sıkıcı ve yorucu olmasından daha önemlisi, emeklerin kısa zamanda heba olmasından başka bir anlam ifade etmeyeceğini hayat bize öğretiyor. Özellikle yöneticilerin idrak etmesi gereken önemli bir eylem. Eğer dünyamıza sevgi hâkim olsaydı hiçbir suç ve günah işlenmez, ahlaksızlıklar, hapishaneler, intiharlar da olmazdı. Aynı zamanda ve her durumda insanı rahatsız eden çirkinlikler de yaşanmazdı.
O halde sevgiyi tanımamaktan, onu göz ardı etmekten daha büyük günah olabilir mi?
*
Sevgi birleştirir, kin ve düşmanlık ise ayırır. Gönüllerin her gün yeniden çiçek açması, kalpteki sevgi tohumlarının filizlenmesinden ötürüdür. Sevgiyi paylaşanlar, üreterek yaşama anlam verenler, bilginin ışığını yakalayanlardır. Bilgi, yürekleri; iyiye, güzele, doğruya götüren bir ırmaktır. Sevmekten hoşlananlar, paylaşmanın doyulmaz hazzını mutluluğa dönüştürür.

Ali Kemal Gül
Ali Kemal Gül
Kimya Mühendisi - Eğitimci
Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Seçtiklerimiz

spot_img