“Ne şehittir ne gazi, pisi pisine gitti bizim Niyazi.” deyimini duyarız, ne anlama geldiğini de biliriz belki; ancak hikâyesini bilenimiz pek azdır:
Resneli Niyazi; Balkanlarda hürriyet meşalesini yakan veya isyan hareketlerini başlatan ilk kişidir. Osmanlı’da hürriyetin ilan edilmesinde öncü rol oynamış İttihatçı bir kahramandır. Balkan dağlarında bir kurtarıcı olarak önüne çıkan geyiği de en az kendisi kadar hatta kendisinden çok daha meşhurdur. Zira halkın büyük bir çoğunluğu, ne olduğunu bilmedikleri hürriyetin geyik tarafından ilan edildiğini düşünür. Bu yüzden uzun süre İstanbul’da geyik muhabbeti yapılır. “Geyik muhabbeti” deyimi de bize onun geyiğinden yadigârdır. Resneli Niyazi; kahramanlığı ve geyiği ile birlikte romanlara, öykülere ve şiirlere konu olmuştur. Ama ne yazık ki istibdada son vererek hürriyeti ilan ettiren Resneli Niyazi’nin sonu, kendisi gibi kahramanca olmamış; o, İttihat ve Terakkî’nin muhafızlık edip korumalık yapmakla görevlendirdiği kişi tarafından vurulmuştur. Öldürülme sebebinin karanlıkta kalmış ve kendi koruması tarafından vurulmuş olması “Ne şehit oldu ne de gazi; pisi pisine gitti Niyazi!” deyiminin kaynağı olmuştur
Niyazi’ye yazık mı olmuştur, yoksa Niyazi kendisine yazık mı etmiştir? Kahraman olmak ve ihanete uğramak, buna rağmen şehit veya gazi olamamak. Olaya hangi gözlükle baktığımız, nasıl bir inanç ve düşünceyle yaklaştığımız önemli.
Yazık; hata, günah anlamlarına gelen; hayıflanma, kınama, üzülme, pişmanlık gibi duygularımızı dillendirmede kullandığımız eski bir kelime. “Yazık oldu, yazık etti” fiillerini sık kullanırız. “Yazık ol-” bileşik fiili, kendiliğinden olan, irademiz ve gücümüz dışında gerçekleşen üzüntülü olaylar için kullanılır. “Yazık et-” bileşik fiilinde ise bir kılış, bir durum söz konusudur. Bu eylemin gerçekleşmesi irademiz, sorumluluğumuz, gücümüz dâhilindedir. İstem dışı ve istemli gerçekleşen eylemler diyebiliriz her birine. Kişiyle ilgili kötü bir sonucu kişi kendi hazırlamışsa kişi kendine yazık etmiştir. Kötü sonuç, kişinin gücü dışındaki etkenler tarafından gerçekleştirilmişse biz o kişiye “yazık oldu” deriz. Birinde “masumiyet”, diğerinde “suçlama” söz konusudur. Ona hep kahraman gözüyle bakanlar için Niyazi’ye yazık olmuştur, hain gözüyle bakanlar için ise Niyazi kendine yazık etmiştir.
“Yazık” ifadesini; acımayı, istenmezliği, beğenilmezliği anlatan pek çok durum için kullanabiliriz. 1999 Marmara Depremi’nde yıkılan beş katlı binasının önüne gelen avukatın söylediği “Kırk beş yıllık emeğim, kırk beş dakikada heba oldu.” cümlesi, yazık olan emeğin ifadesidir. Bir babanın veya annenin, varlığını adayarak yetiştirdiği göz nuru çocukları tarafından vefasızlığa uğraması ümitlere yazık olmasıdır. Bir iş adamının, sırdaş kabul ettiği yöneticisi tarafından kuyusunun kazılması sonucu müflis olması, bir sanatçının, büyük ümitlerle ve satış beklentisiyle açtığı sergisinin bir nedenle hiç ilgi görmemesi birer yazık olma durumudur. Herkesin kendisiyle ilgili yüksek beklenti içinde bulunduğu kişinin, beklenenin çok altında bir profildeki kişiyle evlenmesi yine bir yazık olma durumudur.
Kapsama alanındaki eşyaya, kişiye, yetkiye, hatta kendisine; haksızlık, saygısızlık yapan, değersizlik gösteren, kötü davranan kişi, “yazık etmiş” olur. Kişi, vatanına, bedenine, itibarına, mesleğine, nesline yazık edebilir. Her yazık etmede, kişiye ait sorumluluk vardır, günah vardır, vebal vardır. Yılların emeğiyle değer üretip popülerlik kazanan birinin, ahlaki olmayan bir davranışta veya söylemde bulunduğu için itibarını kaybetmesi kendisine yazık etmesidir. Bir evladın babadan kalan mirası, mirasyedi tiplemesiyle berhava etmesi, mirasın yazık edilmesidir. Yetenekli veya zeki bir çocuğun, yeteneğinin veya zekâsının kıymetlendirilememesi çocuğun yazık edilmesidir, ziyan edilmesidir. Yazık etme vebali, çocuğun vesayetini üstlenenlere aittir.
Bir deyimin oluşmasına neden olan Resneli Niyazi, halkın nazarında kendine yazık etmiş görünüyor. Bu kadar mücadeleye rağmen, dini ve milli ayrıcalık olan şehitlik ve gazilik niteliklerinden mahrum olarak ölmek, kendine yazık etmektir. Şehit veya gazi olabilseydi, kahraman isim olarak tarihteki yerini alacaktı.
Ömür, geçip gidiyor. Kendimize yazık etmemeliyiz. Kendisine yazık eden, başkalarına da yazık eder. Başkalarına değer vermek, öncelikle kendine değer vermekten geçer. Hayat, bize lütfedilen en değerli hediyedir, onunla barışık yaşamalıyız. Bir hadiste “Her konuda ifrat ve tefritten sakının. Zira helaklerden sakınmanın en iyi yolu, itidalli olmak ve orta yolu tutmaktır.” tavsiyesinde bulunur Peygamber’imiz. Nisa suresi 29. Ayette “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin; ancak karşılıklı rızanıza dayanan ticaret böyle değildir ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.” buyrulur. İnsanın kendi hayatına zarar vermesi ya da kendisine yazık etmesi, bu ayetle kınanmakta; yaşamın değerli olduğu ve korunması gerektiği hatırlatılmaktadır. Yine bireylerin kendi davranışları ile kendilerine zarar vermemeleri gerektiğinin “Allah yolunda harcama yapın; kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin, kuşkusuz Allah iyilik edenleri sever.” cümleleriyle Allah tarafından Bakara suresi 195. ayette vurgusu yapılır.
Neyimizi ve neyimize yazık ettik, neyimiz yazık oldu? Muhasebe etmek, cesur ve samimi insanların işi. Atı alan Üsküdar’ı geçmeden…


