100. Yılında Türkçülüğün Esasları

103

Geçen hafta sonunda, Ankara’da iki gün süren Türkçülüğün Esasları sempozyumu vardı. 2023, yalnız cumhuriyetimizin değil, cumhuriyetin fikir zeminini teşkil eden, Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları kitabının da 100. yılıdır. Kitabı 1923’te, Ankara- Matbuat ve İstihbarat Matbaası yayımlamış!

Yüzüncü yıl sempozyumunu Yeni Ufuk Dergisi etrafında toplanan ve bu yıl gayretlerine Töre-Devlet Yayınevi ve kitapçısını da ekleyen gençler düzenledi. Ev sahipliğini, Yunus Emre Kültür Merkezi’nde, Keçiören Belediye Başkanı Sayın Turgut Altınok yaptı. Tebliğcilerin listesi de konuya yakışıyor: Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, Dr. Alihan Limoncuoğlu, Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, Prof. Dr. Nadim Macit, Prof. Dr. Mehmet Akif Okur. Ben de konuştum. Sempozyum tebliğleri Yeni Ufuk’un özel sayısında yayımlanacak.

Malta’da sosyoloji dersi!

Töre-Devlet Yayınevi, yüzüncü yıla bir de özel Türkçülüğün Esasları baskısı hediye etti. Ciltli, kutulu ve numaralı özel bir baskı. Elimde 0007’ncisi var. Kitabın soldan-sağa yüzünde – şükürler olsun – sadeleştirilmemiş, Latin harfleriyle baskısı var. Sağdan-sola yüzünde ise orijinal, Arap harfleriyle basılmış hâli. Orijinalden yeni alfabemize transkripsiyonu tekrar ve dikkatle yapmışlar. Bazı hataları düzelttiklerini söylüyorlar. Eski yazıyı okumayı öğrenenler için de güzel bir kaynak olur Töre-Devlet baskısı.

Ben konuşmamda, Türk milliyetçiliğinin fikir tarihi boyunca bilime dayanmasına değindim. Yusuf Akçura’dan Ziya Gökalp’e, Gökalp’ten Sadri Maksudi’ye, bizim milliyetçiliğimizin fikir babaları hep “bilim, bilim, bilim” demiş. Bilim derlerken de sosyoloji öne çıkıyor. Sadri Maksudi Arsal’ın 1955 tarihinde yayımlanan eserinin adından belli: Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları.

Daha da ilginci var. İstanbul’u işgal eden İngilizler, milliyetçi direnişçileri tutuklayıp Malta’ya gönderiyor. Orda tutsaklar… Ziya Gökalp ne yapıyor biliyor musunuz? Bütün tutsakları toplayıp onlara sosyoloji dersleri veriyor!

Türkçülük ve ırkçılık

Bugün bu anlayışa ne kadar yakınız acaba? İstanbul’da, hem de yüksek düzeyde bir mecliste “Türkçülük” dediğimde dinleyicilerden biri, “Milliyetçilik tamam da, Türkçülük ırkçılıktır.” demez mi! “Türküm ama Türkçü değilim.” sözünü de hatırlarsınız.

Nedir işin aslı? Türkçülük ırkçılık hakkında ne düşünür? Bu sorunun baş muhatabı, Türkçülüğün ilk teorisini, ilk sistemini kurandır; Türkçülüğün Esasları’nın yazarıdır şüphesiz. Başkasına mı soracağız? Kitapta, ırkçılıkla ilgili bölümleri aldım. Buyurunuz, Ziya Gökalp’ten okuyunuz:

“İnsan için, maneviyat, maddiyattan mukaddemdir. Bu itibarla millîyette şecere aranmaz.”

“Filhakika, atlarda şecere aramak lazımdır, çünkü bütün meziyetleri sevk-ı tabiiye müstenid ve ırsi olan hayvanlarda da ırkın büyük bir ehemmiyeti vardır. İnsanlarda ise, ırkın içtimai hasletlere hiçbir tesiri olmadığı için, şecere aramak doğru değildir. Bunun aksini meslek ittihaz edersek, memleketimizdeki münevverlerin ve mücahitlerin birçoğunu feda etmek iktiza edecektir. Bu hâl, caiz olmadığından (Türküm) diyen her ferdi Türk tanımaktan, yalnız Türklüğe hıyaneti görülenler varsa, cezalandırmaktan başka çare yoktur.”

 “Irkın, bu suretle, içtimai hasletlerle hiçbir münasebeti kalmayınca, içtimai seciyelerin mecmuu olan millîyetle de hiçbir münasebeti kalmaması lazım gelir. O hâlde milleti başka bir sahada aramak iktiza eder.”

“Kable’t-tarih zamanlarda bile saf bir kavim bulunmazsa tarihi devirlerdeki kavmî hercümerçlerden sonra, artık saf bir kavmiyet aramak abes olmaz mı?”

Milliyet genetik değil

“Bundan başka sosyoloji ilmine göre, fertler  dünyaya gelirken (lâ-içtimai) olarak gelirler. Yani içtimai vicdanlardan hiçbirini beraberlerinde getirmezler. Mesela lisani, dinî, ahlaki, bedii, siyasi, hukuki, iktisadi vicdanlardan hiçbirini beraber getirmezler. Bunların hepsini sonraları terbiye tarikiyle cemiyetten alırlar. Demek ki içtimai hasletleri uzvi verasetle intikal etmez, yalnız terbiye tarikiyle intikal eder. O hâlde, kavmiyetin millî seciye noktayı nazarından da hiçbir rolü yok demektir.”

Pek açık değil mi?

Konuşmamın son bölümü, Gökalp’in doğruları ve yanlışları üzerineydi. Irkçılık ve siyasî ümmetçilik konularındaki tespitleri, hatta öngörüleri de diyebiliriz, kanaatimce güçlü doğrularıdır. Sert hars (kültür) – medeniyet ayrımı için aynı şeyi söyleyemeyiz. Bu başka konu.

Yukarıya aldığım pasajlar arasında da bilimin sonradan şüpheli hâle getirdiği, hatta yanlışladığı bir hüküm var. Doğrudur. İnsanda, millî diyebileceğimiz hiçbir miras genetik değildir. Millîlik terbiyeyle alınır, toplumdan alınır. Fakat son elli yıldaki araştırmalar, ahlaki, hukuki, iktisadi vicdanın bazı bileşenlerinin genetik olduğunu gösteriyor. İnsan toplum hâlinde yaşamak zorunda ve bu mecburiyeti sağlamak için fıtratına toplum hayatının bazı gereklilikleri kazınmış. Merhamet gibi, empati gibi, ahlâk gibi. Bu da başka bir konu. Gökalp’in, fertler dünyaya “la-içtimai” gelir hükmü tam doğru değil fakat kast ettiği anlamda, milliyetin genetiğe dayanmadığı iddiasında, haklı.