Yunus Emre’nin Hayatı ve Hayata Bakışı (1)

20

“Geldi geçti ömrüm benüm,

Şol yil esüp geçmiş gibi

Hele bana şöyle geldi

Şol göz yumup açmış gibi.”

Diyerek, hareketli ve o nispetle verimli ömrünü, çekirdek misâl bir dörtlüğe sığıştırabilen Yunus’un sesi, Anadolu’nun sesidir. Bizim sesimizdir, hepimizin sesidir. Yunus’la Anadolu dün olduğu gibi bugün de, beden ve ruh gibi, birbirleriyle sarmaş dolaştır. Biri birisiz olamazlar.

Yunus’u lâyıkıyla anlatmak ne mümkün? Derya destiye sığar mı? Yunus anlatmakla biter mi? Katre ummandan haber verir. Biz de bunu yapmaya çalıştık. Bir nebze anlatabilirsek, sebep, Yunus’un kendisi ve ölmez şiirleri sayesindedir. Zaten söyleyeceklerimi güzelleştirecek olan da budur.

Medine-i Münevvere’de bulunmuş mühim bir âlimin dediği gibi:

“Büyüklerin tarih-i hayatları okunurken, ulvî menkıbeler söylenip, aziz hatıraları anılırken, insan, başka bir âleme girdiğini hissediyor. Gönlünü, tertemiz sevgi hislerinin ulvî ateşi yakıyor ve İlâhî feyzi sarıyor.

“Tarih, öyle büyük insanlar kaydeder ki, birçok büyükler, onlara nisbetle küçük kalır.”

ve bu tespitini şu dörtlükle perçinliyor âdeta:

“Tarihe şerefler veren erler anılırken,

Yükselmede rûh, en geniş âlemlere, yerden…

Bin rayihanın feyzi sarar rûhu derinden,

Geçmiş gibi, Cennetteki gül bahçelerinden…”

(Tarihçe-i Hayat, İstanbul, 1976, s.7)

Yine o zât-ı muhterem der ki:

“Büyük ve eski bir Arap şairinin, bir beytiyle çok derin bir hakikati ifade ettiğini öğrendim:

“Bütün âlemi bir şahsiyette toplamak, Cenab-ı Hakka zor gelmez…” (a.g.e., s.8)

Gerçi o, bu teşhisini, asrın âlimi için söylemiştir. Fakat Yunus Emre de, kendi asrının kalbi yanık, Allah âşıkı bir şâiridir. O da bir Asr-ı Saadet Müslüman’ı gibi yaşamış, bir Sahabe gibi, gönlü, bütün insanların ebedî saadete kavuşmaları için çırpınıp durmuş, hep bu uğurda insanın iki cihan saadeti için yanıp tutuşmuştur.

Yunus Emre de, gecelerin çok karardığı bir zamanda gelmiş, çok kararan gecelerin yakın olan aydın sabahlarını müjdelemiştir. Yunus Emre de “dağlardan daha sağlam, denizlerden daha derin, semalardan daha yüksek ve geniş olan iman”ıyla (a. g. e. s.9) halkın kararan ufuklarını aydınlatmış, sönen ümitlerini alevlendirmiş, korkuya dönüşen yarınlarını emniyete almıştır. Kalbinin feryadını, ruhunun münacatını önce kendine sonra halka duyurmak için Anadolu’yu arşınlayıp durmuş, bitmek tükenmek bilmeyen bir azim ve enerjiyle halkın yüreğine soğuk sular serpmiştir.

Karanlık gece dalgalarını andıran, korkunç hâdiselerin cereyan ettiği Anadolu’nun dört bir tarafını Moğol zulmü sardığı, devlet otoritesinin azaldığı, fitne fesat ve tefrika dalgalarının dağlar gibi ortalığı kapladığı, o tehlikeli ve buhranlı günlerde, âdeta yatağından fırlayan bir arslan gibi, yanardağları andıran bir kükreyişle, mânevî cihat meydanına atılmış:

“Kasdım budur şehre varam

Feryâd u figan koparam!”

Diyerek, bütün rahat ve huzurunu bu mukaddes dâvâ uğruna feda etmiştir.

 

 

 

Önceki İçerikYaşar Nuri Öztürk
Sonraki İçerikYapılaşma Anlayışımızdaki Yanlışlarımızdan Birisi Üzerine Değerlendirme
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.