Yoruluyor Türkiye

54

Yoruyorlar demek daha doğru.

Her biri, kuralları, sahaları, takımları farklı maçlar oynuyor Türkiye.

Sahaya çıkarken stadyumdan yükselen anonsa bakılırsa, bu maçın kesin galibi dediğimiz Türkiye, her oyunun sonunda farklı mağlubiyetlerle ayrılıyor sahadan.

İzlenen dış politika, Dışişleri Bakanı’nın öğretim üyesi olduğu yıllarda hayallerini süsleyen “Bölgesinde etkin bir Türkiye” projesine uygun.

Ancak,  ister siyasal, ,ister seküler romantizm deyin buna, romantizmin dış politikadaki izdüşümü olan bu siyaset, ülkeyi beklemediğimiz bir anda, Ortadoğu bataklığının tam ortasına götürür.

Ortadoğu politikalarını Türkiye’nin hamiliğinde oluşturma gayreti,  Amerika’nın çıkmaya çabaladığı bu bataklığa,  git gide Türkiye’nin hızla ilerlemesine yol açabilir.

Türkiye’nin esas oyuncu olma hayali,  ben de dâhil, bu ülkede yaşayan herkesin gururunu okşayan bir talep de olsa, romantizmin bir an önce terk edilerek, oluşturulan politikaların, olası sonuçları açısından irdelenmesi gerekmektedir.

Başbakan’ın,  “arkasında durmaya devam edeceğim” dediği, “Uranyum Takas Anlaşması” nı boşa çıkaran Viyana Gurubu kararından sonra, bu gün de bu takas anlaşmasını yok farz eden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi‘nin aldığı,” İran’a yaptırımların daha da ağırlaştırılması” kararı karşısında, Türkiye, İran ve Brezilya ile git gide yalnızlığa doğru itilmektedir.

Amerika‘nın ilk açıklamalarına bakılırsa, İsrail’deki Hükümet’i götürmek için levye olarak kullandığı Türkiye’ye hakkında,  Birleşmiş Milletler Güvenli Konseyi’nde kullandığı “red” kararı karşısında, çok hoşnut olmayan düşüncelere sahip olduğunu söylemek yanlış olmaz.

İsrail konusunda bırakın dünyayı arkamıza almayı, gemide vatandaşları bulunan 32 ülkenin hiçbirinden en ufak bir ses çıkmadı bu güne dek.

Buna rağmen Türkiye, Gazze ısrarını tek başına sürdürmeye kararlı.

İsrail’in ablukayı gevşeteceği haberlerine güvenip de başarılı olduğu sanılmasın.

Bunu,  Yahudilerin, ısınan suyu soğumaya bırakma taktiği olarak değerlendiriyorum ben.

İran’a yaptırımlar konusunda alınan kararda, Rusya’nın da kendisi ile hareket edeceğini bekleyen Türkiye, bu tezinde de boşa çıkmıştır.

Rusya, silah ambargosunun kendisi için delinip,  İran’a silah satılması izni karşısında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde, Amerika ile birlikte hareket etmiştir.

 İran’ın da bu konudaki beklentisi boşa çıkmıştır.

Rusya, kopardığı bu tavizle ülkesine ekonomik bir kazanım sağlamakla birlikte, dünyadan kopmamıştır.

Ya Türkiye?

Türkiye’nin bu konudaki kazanımı nedir peki?

Davutoğlu Hoca’nın “Stratejik Derinlik” kitabındaki hayallerinin tatmininden öte bir şey görünmemektedir şu anda.

Daha önce belirtmiştim, Türkiye’nin AB’den çok daha önemli bir kozu var diye.

Bu da; İran, Türkiye ve Rusya ile oluşturulması mümkün olan güçlü bir ittifaktır demiştim.

Ama Rusya’nın içinde yer almadığı bu ittifakın iki parçalı hali, yani yalnızca İran ve Türkiye,  “yeşil” bir birliktelikten öteye geçemez.

Dünya’daki yeni ekseni Ön Asya olmasına rağmen, Türkiye’yi Ortadoğu ekseninde tutma gayreti de dünyayı iyi okuyamamanın işareti.

 Amerika’nın boşaltmak için çaba sarf ettiği Ortadoğu bataklığına doğru yol alırken, Yahudi Lobisi’nin finans çevrelerindeki etkinliğini göz önünde bulundurarak, yakın dönemde karşımıza çıkacak meçhul faturalara da hazır olmak lazım.

Bu ülkenin bu faturaları ödeyecek gücü yok!

Hükümetin de romantik duyguları için, ülkeyi bilinmezliğe doğru sürüklemeye hakkı yok!