Yeni Vakıflar Yasası Ve Getirdikleri

46

Hayır sahibi tarafından belirlenmiş bir hizmetin kendisinden sonrada sürüp gitmesini sağlamak için, kişilerin kendi arzu ve istekleriyle bağışladıkları ekonomik değere sahip her türlü para, mülk ve haklara kısaca  öğretide Vakıf denir.


Türk Medeni Kanunun 101.maddesin de “Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır.


Bir malvarlığının bütünü veya gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklar vakfedilebilir.” Diye tanımlanmıştır.


İslamda Vakıf


Vakıf Arapça bir kelime olup (va-ka-fe) kökünden gelmektedir. Sözlük anlamı ise ; hapsetmek ve alıkoymak demektir.Çoğulu EVKAF’tır.


İslâm hukukunda vakıf bir hukuki terim olup bunun yerine bazan  “Habs veya Hums” ve “Sadaka” kullanılmıştır.


Teknik olarak Vakıf kelimesi “vakfedilen mal” anlamına gelir.


Sadaka; yoksullara Allah rızası için verilen bir şey demektir. Bu kelimeye muharreme (dokunulmaz hâle gelen), müebbede (ebedî kılan) veya câriye (devam eden) gibi sıfatlar eklenerek vakıf anlamı kazandırılmıştır.


İslam Hukukunda  Vakıf şöyle tanımlanmıştır: kendisinden yararlanmak mümkün ve caiz olan bir malı, devamlı olarak Allah’ın mülkü olmak üzere temlik ve temellükten menetmek ve menfaatını (gelirini), Allah rızası için bir hayır cihetine tasudduk etmektir.                                                          


Burada mal, vakfedenin mülkiyetinden çıkar ve Allah’ın (toplumun) mülkü haline gelir. Böyle bir malın yönetimi artık vakıfnamedeki şartlara ve genel esaslara göre olur.


Vakfın Tarihçesi


Vakıf müessesesinin tarihi çok eskilere dayanır. Yeryüzünde bilinen en eski vakıf Mekke’deki Kâbe’dir. Kâbe, yeryüzünde ilk mabed olup ve temeli Hz. Âdem tarafından atılmıştır


Kâbe bugünkü şeklini Hz.İbrahim ve oğlu Hz.İsmail tarafından eski temelleri üzerine inşa edildiği Kur’ân-ı Kerîm’de bildirilir (el-Bakara, 2/125; Ali İmran, 3/96-97; el-Maide, 5/97; el-Hac, 22/26).


İslâm’da vakıf Kur’ân, Sünnet ve İcmâ’ (İslâm bilginlerinin görüş birliği) delillerine dayanır. Kur’ân da doğrudan vakıfla ilgili görülen âyet şudur: “Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça tam hayra erişemezsiniz” (Ali İmran, 3/92).


Bir hadiste de: “Ademoğlu öldüğü zaman, amel defteri kapanır. Üç kimse bundan müstesnadır. Devamlı sadaka (sadaka-i câriye) meydana getirenler, topluma yararlı bir ilim (eser) bırakanlar ve kendisine hayır dua eden hayırlı çocuk bırakanlar” şeklinde ifade edilmiştir.Hadiste geçen “sadaka-i câriye” vakfı da kapsar.


Peygamberimiz Medine’deki yedi parça mülkünü vakfetmiştir. Hz. Ömer, arazisini; satılmamak, bağışlanmamak ve mirasla da geçmemek üzere, yoksullara, yakın hısımlarına, miskinlere, yolda kalmışlara, Allah yolunda savaşanlara ve azatlık anlaşması yapan kölelere vakfetmiştir. Mütevellinin de bundan örfe göre yiyebileceğini şart koştu. Bu konuda bir vakıfnâme düzenleyerek kızı Hafsa’ya, sonra da nesline teslim ve vasiyet etmiştir.


Bir çok Ashâb-ı kiramda mallarını vakfetmişlerdir. Bunlardan Hâlid bin Velid  zırhını ve savaş atlarını, Hz. Ali Yenbu’daki bir arazi ve çeşmeyi,Hz. Osman susuzluk çekildiği bir sırada, Medineli bir Yahudi’den Rume kuyusunu satın alıp, suyunu vakfetmiştir.


Hukuki Gelişimi


1.Evkaf-ı Hümayun Nezareti ve Gelişimi


Vakıf müessesesi İslam Hukukunda önemli bir yer işgal eder. İslam Hukukuna göre vakıf “Menafi insanlara aidolur vechiyle bir aynı Allah’ın mülkî hükmünde olmak üzere temlik ve temellükten meneylemektir. ”


İkinci Mahmut  vakıfların yönetimini düzenlemek, dağınıklığını gidermek ve yolsuzlukları önlemek amacıyla 1826’da Evkaf Nezaretini kurdurmuştur.


Evkaf-ı Hümayun Nezareti imparatorlukta mevcut sekiz vakıf dışındaki bütün vakıfların denetimini üstlenerek mazbut ve idaresi mazbut vakıfların hem mütevellisi hem nazırı, mülhak vakıfların ise tek yetkili idarecisi haline gelerek muhasebelerini yapmaya başlamıştır.


Osmanlı toplum hayatında sosyal, siyasi ve kültürel açıdan derin izler bırakan vakıflar, Türk istihdam ve iktisadi hayatında önemli yer tutmuştur.


Evkaf-ı Hümayun Nezareti 1921 tarihli Teşkilatı Esasiye kanununa göre Ankara’da TBMM hükümeti içinde Şeriye ve Evkaf Vekaleti olarak kurulmuş, bu vekalet de 3 Mart 1924’te kaldırılarak Başbakanlığa bağlı genel bir müdürlük haline getirilmiştir.


Osmanlı imparatorluğu döneminde tüzel kişilerin mal edinmesi söz konusu olmadığından edinilen taşınmazlar tapuya değil Defter-i Hakani’ye kaydedilirdi. 1912’de çıkarılan bir kanun ile tüzel kişilere mal edinme hakkı verilmiştir.


Vakıflar Cumhuriyetten sonra da toplumsal hayatımızda etkin bir yere sahip olagelmiştir.                          5 Haziran 1935’te çıkarılan bir kanunla “Vakıflar Genel Müdürlüğü” kurulmuştur. Ülkemizdeki vakıfların yönetim ve denetimi bu teşkilata verilmiştir.


Aralık tarihleri arasında “Vakıf Haftası” kutlanmaktadır. Görüldüğü gibi vakıflar İslam dininin tavsiye ve emirlerinden kaynaklanan dini temelli yararlı müesseselerdir.


2.Türk Medeni Kanununa Göre Vakıflar:


a)Mazbut Vakıflar


Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulmuş bulunan ve 13.06.1935 tarihinde yürürlüğe giren 2762 sayılı Vakıflar Kanunu hükümlerine göre Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yönetilen vakıflardır. Bu vakıfların malları üzerindeki hukuki tasarruflarda özel hukuk hükümleri geçerlidir. Bu tür vakıfların ayrı ayrı tüzel kişilikleri bulunmayıp, bir bütün halinde tüzel kişiliğe sahiptirler.


b)Mülhak Vakıflar


Bu vakıflar Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulmuş bulunan ancak mütevellileri veya seçilmiş heyetleri tarafından yönetilen vakıflardır. Bu vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün denetimi altındadır. Mülhak vakıfların ayrı ayrı tüzel kişilikleri vardır. Ayrıca hukuki işlemler yönünden kendi taahhüt ve borçlarından kendileri sorumludurlar. Hangi vakıfların mülhak vakıflar olduğu 2762 sayılı Vakıflar Kanununda açıkça sayılmıştır. Buna göre:


Mütevelliliği vakfedenlerin ferilerine şart edilmiş vakıflar


Cemaatlerce idare olunan vakıflar


Bazı sanat sahiplerine mahsus vakıflar (esnaf vakıfları)


Cemaat Vakıfları, ülkemizde yerleşik bulunan, azınlıklara (Hıristiyan ve Yahudî) ait olan vakıfları, Esnafa mahsus Vakıflar ise belirli meslek gruplarına yönelik kurulan vakıfları ifade etmektedir.


Konuşmamızın temeli vakıflar hakkında bilimsel açıklamadan ziyade ısmarlama bu yeni yasanın ülkemize getirmesi muhtemel zararlarını ortaya koymaya çalışacağız.Bu nedenle yeni vakıflar yasasının stratejik yönü derlenmiştir.


Stratejik Açıdan Cemaat Vakıfları


Osmanlı İmparatorluğundaki gayrimüslimlerde dinî ve hayrî nedenlerle vakıflar (Cemaat vakıfları) kurmuşlardır.


Vakıfın en önemli özelliği özgülenen mal ve hakların Devlet dahil hiçbir kimse tarafından bunlara dokunulmamasıdır.Osmanlıda bu amaçla gayrimüslimlerde  bir çok vakıf kurmuşlar ve bunlara Cemaat vakıfları denmektedir.


Vakıflar Ekonomik ve Kültürel yönleri ağır basan sosyal müesseseler olduğundan Osmanlının zayıfladığı dönemlerde Batının müdahaleleriyle karşılaşılmıştır. Bunun için cemaat vakıfları  stratejik önem kazanmıştır.


AKP hükümeti iç dinamiklerde tartışmaya açmadan ve bir çok itirazlara rağmen TBMM deki mutlak çoğunluğuna dayanarak ülke aleyhine hükümler içermesine rağmen yeni vakıflar yasasını meclisten geçirmiştir.


5737 sayılı Yeni Vakıflar yasası çok önemli  iki hususu getirmiştir.


1) Cemaat vakıflarına eskiye oranla daha fazla imtiyaz tanınarak Anayasadaki eşitlik ilkesi zedelenmiştir.


2) Eski yasalarda olmayan yeni bir düzenleme olarak yabancılara da Türkiye’de vakıf kurma ve bunlara ticaret hakkı tanınmıştır.Diğer bir anlatımla Türk Ticaret Hukukuna göre şirket kuramayacak yabancılar vakıf kurarak istedikleri gibi ticaret yapabileceklerdir.


Bilindiği gibi Türkiye dünya jeopolitiğinde çok önemli bir yere sahiptir. Anadolu coğrafyasına sahip olan güçlü bir devlet dünyaya hükmeder


Tarih şuurundan yoksun olarak ve Türkiye’nin bu jeopolitiğini iyi tahlil etmeden atılacak her siyasi adım ülke ve geleceğimiz aleyhine vahim sonuçlar doğur.İşte yeni Vakıflar yasası da bunlardan biridir.


Osmanlıyı içten çökerten dış bağlantılı örgütlenmelerin başında birer ajan okulu olan yabancı okullar gelmekteydi. Yeni vakıflar yasası ile bunlarında önü açılmak istenmektedir.Bu nedenlerle stratejik açıdan vakıflar Hukuku önem taşımaktandır. 


Vakıflar Yasası Ülke Güvenliğini Tehdit Ediyor


Vakıfların sorunlarına çözüm getireceğiz diye yola çıkanlar çözüm yerine, Türkiye’nin başına yeni gaileler getirdiklerinin farkında olmadıklarına hükmetmek istiyoruz.


Yeni Vakıflar Yasası tasarısı Soroz vakıflarından TESEV tarafından hazırlanıp azınlık vakıfları konusu sonradan AB ilerleme raporlarına da yerleştirilmiştir.


Batı Trakya’da Türk vakıfları Yunan hükümetinin tayin ettiği kayyımlar tarafından idare edilirken, bizde bu yasa ile milli hasletler gözardı edilerek yasa çıkartılmıştır.


Bir önemli hususta AB ülkelerinde azınlık hakkı bireysel haklar arasında mütalaa edilirken, Türkiye bu yasayla, cemaat vakıflarına AB ülkelerinde tanınan azınlık haklarının bi tarafa bırakıp onlara  kolektif haklar tanımıştır. ”


Onları daha fazla güçlü hale getirip Anayasadaki eşitlik ilkesini zedelemiştir.


Kanunda yer alan “mütekabiliyet” Lozan’da yer alan bir ilke olmasına rağmen, Yunanistan’daki Müslüman Türk cemaatine yapılan haksızlıkların bu yasa hükmüyle giderileceğini düşünerek bu yasası çıkaranlar en hafif tabirle safdillik yapmışlardır.


Genelde yasalarımız yabancıların mülk edinmesini bazı şartlara bağlarken bu yasayla yabancılara sınırsız gayrimenkul edinme hakkı dolaysısıyla tanınmıştır. Bu yeni düzenleme kanunlara karşı kanuni bir hiledir. Bu durum ülke güvenliğini tehdit edicidir.


Türk Medeni Kanununa göre kurulan vakıfların yöneticilerinin Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda olmaları zorunluluğu vardır.Yeni vakıflar yasası ise yabancılara da Türkiye’de vakıf kurma, yönetme ve mevcut vakıflara yönetici olma hakkı tanınmaktadır.Medeni Kanun genel kanundur.Vakıflar Kanunu ise özel kanundur.Hukukumuzda özel kanunlar genel kanunların önüne geçer.


Günümüzde dayanağını Lozan Antlaşmasından alan Cemaat vakıflarının amaçları da sınırlı idi. Bu amaçlar mensuplarının “dini, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanması” olarak belirlenmişti.        Yeni düzenlemede ise cemaat vakıflarının bu amacını değiştirilip, Vakıflara uluslararası faaliyetlerinde bulunma yetkisi verilmiştir. Yurt içinden ve dışından ayni ve nakdi bağış ve yardım almaları sağlanmıştır


Lozan Anlaşması’nda ‘Gayrimüslim Türk tebaa’ azınlık olarak tanımlanmış ve Türkiye’nin azınlıklara tanıdığı hakları, mütekabiliyet ilkesi uyarınca Yunanistan’ın da Müslüman Türk azınlığa tanıması şart koşulmuştu.Yeni Vakıflar Yasası ile Lozan Antlaşması’nın dengeleri bozulmuş Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi de tartışmaya açılmıştır. Bundan böyle, vakıf senetlerinde yazılı amaçlarını gerçekleştirmek üzere, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne sadece beyanda bulunmak şartıyla istedikleri yerde ve sayıda şube ve temsilcilik açabilecek.!      Yabancılar, Türkiye’de hukuki ve fiili mütekabiliyet esasına göre yeni vakıf kurabileceklerdir. Azınlıklara imtiyazlar tanıyan Vakıflar Yasası ile kiliseler ihya  olurken, Fener Patrikhanesi de Türk Ortodoks Kilisesi malları dahil trilyonluk mülklerin kontrolünü ele geçirecektir.


Dernekler Kanunu,Medeni Kanun,Vakıflar Kanunu ve Eminönü İlçesinin Fatih İlçesi ile birleştirilmesi yasalarının birlikte değerlendirilmesi ve adım adım ilerleyen büyük resmi mutlaka görmeliyiz.Kanaatimiz şudur ki bunlar insan hakları,özgürlükler gibi süslü kelimeler ardına sığınmış truva atlarıdır.


Yeni yasayla Vakıflar, izin almadan mal edinebilecek, malları üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilecek. Kurucularının çoğunluğu yabancı olan vakıfların, taşınmaz mal edinmeleri hakkında, Tapu Kanunu hükümleri ne derece etkili olacak şimdiden kestirilemez. Vakıfların vakfiyelerindeki şartların yerine getirilmesine fiilen veya hukuken imkan kalmaması halinde; vakfedenin iradesine aykırı olmamak kaydıyla mazbut vakıflarda, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün; mülhak, cemaat ve esnaf vakıflarında vakıf yöneticilerinin teklifi üzerine şartları değiştirmeye, hayır şartlarındaki parasal değerleri güncel vakıf gelirlerine uyarlamaya, Vakıflar Meclisi yetkili olacak


Genel Müdürlük tarafından değerlendirilemeyen veya işlev verilemeyen hayrat taşınmazlar, fiilen asli niteliğine uygun olarak kullanılıncaya kadar kiraya verilebilecek. (İstismara açık)


Taşınmazlar, Genel Müdürlük tarafından işlev verilmek amacıyla vakfiyesinde yazılı hizmetlerde kullanılmak üzere, onarım ve restorasyon karşılığı kamu kurum ve kuruluşlarına veya benzer amaçlı vakıflara veya kamu yararına çalışan derneklere tahsis edilebilecek ancak tahsis edilen taşınmaz, ticari bir faaliyette kullanılamayacak; tahsise aykırı kullanımın tespiti halinde taşınmaz tahliye edilecek. (İstismara açık)


Vakıflar, vakıf senedinde yer almak kaydıyla, amaç ve faaliyetleri doğrultusunda, uluslararası faaliyet ve işbirliğinde bulunabilecek, yurt dışında şube ve temsilcilik açabilecek, üst kuruluş kurabilecek ve yurt dışında kurulan kuruluşlara üye olabilecek. (Hangi ülkede bir Türk vakıf kurup faaliyet gösterecek.Oturma izni veya vize nasıl alacak)


Vakıflar, yurt içi ve yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan, ayni ve nakdi bağış ve yardım alabilecek, yurt içi veya yurt dışındaki benzer amaçlı vakıf ve derneklere ayni ve nakdi bağış ve yardımda bulunabilecek. (Soroz ve benzerleri siyasi parti ve kuruluşlara dolaylı yardım yapabilecek ) Ancak yurt dışı nakdi yardımlar, banka aracılığıyla alınabilecek.! (Banka havalesi bir aldatmacadır.Kontrolü mümkün değildir.)


Vakıflar; amaçlarını gerçekleştirmek için Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bilgi vermek şartıyla iktisadi işletme ve şirket kurabilecek, kurulmuş şirketlere ortak olabilecek. Bu ticarî faaliyetten elde edilen gelirler, vakfın amacı dışında bir amaca tahsis edilemeyecektir.!(Kontrolü mümkün değil)


Kurucularının çoğunluğu yabancı olan vakıfların kurduğu yahut paylarının yarıdan fazlasının bu nevi vakıfların sahip olduğu şirketlerin mal edinmeleri hakkında, aynı vakıfların mal edinmelerini düzenleyen hükümler uygulanacak. Şirket hisseleri ve hakların, daha yararlı olanları ile değiştirilmesi, paraya çevrilmesi, değerlendirilmesi ve bunlara bağlı her türlü hakkın kullanılması ile ortaklık paylarına bağlı hakların kullanılması, Genel Müdürlük tarafından yürütülecek


Vakıflar Meclisi, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün en üst seviyedeki karar organı olarak görev yapacaktır.


10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer,yeni vakıflar yasasının veto gerekçesinde Lozan’ın delindiğini ifade ederek  “Yasa Koyucunun, kabul ettiği yasalarda Lozan Antlaşması kurallarını göz önünde bulundurması hukuksal gerekliliktir” ifadesini kullanmıştı. Sezer yasayla; cemaat vakıfları mülhak vakıf statüsünden uzaklaştırılarak yeni vakıf statüsüne yakınlaştırıldığından, bunların yönetim organının oluşturulamaması durumunda mazbut vakıflar arasına alınmasına imkan bulunmadığı gibi, cemaat vakıflarının tüzel kişiliklerinin sona ermesine ilişkin herhangi bir düzenlemenin de bulunmadığı, başka bir anlatımla, bu konunun boşlukta bırakıldığını gerekçe göstermişti.


Türkiye’de Hangi Vakıf Soros Vakıflarıyla Boy Ölçüşebilir?  


Bu yasa ile vakıflara uluslararası faaliyet ve işbirliğinde bulunma, yurt içi ve dışında şube ve temsilcilik açma, üst kuruluş oluşturma ve yurt dışında oluşturulan kuruluşlara üye olma hakkı verilmekte ve mal edinimine de kolaylıklar getirilmiştir. Bu durumda  Soros Vakıfları gelip Türkiye’den arsa alırsa, (mütekabiliyet var, biz de alırız) mı diyeceksiniz. Türkiye’den hangi vakıf ekonomik açıdan Soros vakıflarıyla boy ölçüşebilir” Bu Kanun  Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine, Lozan Barış Antlaşması’na ve Anayasa’nın “Kanun Önünde Eşiklik ilkesine aykırıdır. “Vakıflar Yasası. Sevr’le alınamayanları, yasal zeminde vermeyi kolaylaştırmıştır. Kanunda Vakıflar Meclisi’nin oluşumunda da değişikliğe gidilerek vakıflardan temsilcilerin yer almasını öngörüyor. Bu durumda Fener Rum Patriği Bartholomeos’a bile Vakıflar Meclisi’ne seçilmesi imkânı sağlanmıştır.


AB’liğine uyum yasaları adı altında, AB’liğinin dayatmaları sonucunda kabul edilen yeni vakıflar yasası ülkemizin geleceği ile ilgili olarak ülke bütünlüğüne zarar vericidir.


“Türkiye’yi tam bir “din” savaşlarının yapıldığı ve denetim ve kontrolü mümkün olamayacak bir ortama sürükleyecektir.


Bu Kanun genel olarak hem Vakıf Kanunu’nu hem de Vakıflar Genel Müdürlüğünün görev ve hizmetlerini düzenlemektedir. İlk 27 maddesi vakıfları, diğerleri ise Vakıflar Genel Müdürlüğünü ilgilendirmektedir. Bu kanunun ilk 27 maddesinde iki temel yaklaşım göze çarpmaktadır.


1-Medeni Kanunun kabulünden önceki vakıflarla Medeni Kanun’a göre kurulmuş vakıflar aynı statüde düzenlenmiştir.


2- Statüsü eşitlenen bu vakıflara yurt içi ve yurt dışında sınırsız bir örgütlenme faaliyet ve bağış alma özgürlüğüne sahip kılınmasıdır.


3- Görüldüğü gibi bu kanunun en temel yanlışı, eski ve yeni vakıfların aynı kanunla ve aynı statüde düzenlenmesidir.


4-Vakıflar Kanunu 2002 den itibaren AB, 2004 den itibaren de ABD’nin ısrarlı talepleri üzerine hazırlanmıştır. Yasa daha önce AB’ye uyum için iki kez değiştirilmiş ve Azınlık Vakıfları’na mal; mülk edinme hakkı verilmiştir. Bunun sonucunda Azınlık Vakıfları’nın kendilerine ait olduğunu öne sürdükleri taşınmaz mülkler, idari bir kararla iade edilmiştir.


5-Buna göre AB ve Fener Rum Patriği Bartholomeos 2500’ün üstünde mülkün iadesini istemektedirler.


6- İadesi istenilen ve olmazsa olmaz denilen, üçüncü şahısların elinde bulunan 297 gayrimenkulün tamamı İstanbul surlarının içinde bulunmaktadır.


7- Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün şu günkü hesaplarına göre, Azınlık Vakıflarına iade edilecek mülklerin değeri 150 trilyon liradır.


8- Vakıflar Genel Müdürlüğü Türkiye’de Rum Ortodoks, Ermeni ve Yahudi vakıfları başta olmak üzere toplam 161 Azınlık Vakfı tanımaktadır. 161 vakfın tanınması ve yapılan yasal düzenlemeler sonucu şu ana kadar 364 mülk iade edilmiştir).


9-Yasanın amaç ve kapsamını düzenleyen ilk iki maddesi, hukuki bünyeleri birbirinden tamamen farklı eski ve yeni vakıfları aynı statü içerisine dâhil etmektedir.


10- Tasarıya göre; Vakıf kurmada sermaye sınırlaması, malları edinme amaçlarının belirtilmesi şartı kaldırılıp, bunların başka amaçlarla kullanılabilmesi ve vakıflar arasında mal değişimine imkân verilmektedir.


11-Tasarıyla, yabancılar vakıflarda görev alabilecek, uluslararası kuruluş ve vakıflardan yardım alınıp verilebilecek ve şirket kurulabilecektir.


12- Vakıfların malları haczedilemeyecek ve kamulaştırılamayacak, yöneticileri sadece mahkemelerce görevden alınabilecektir.


13- Vakıflar yabancı kuruluşlardan yardım alabilecektir. Türk kuruluşu sayıldıkları için sınırsız mülk edinebileceklerdir.


14- Yasada vakıflara herhangi bir ayrım yapmadan sınırsız şube açma imkânı tanınmaktadır.


15- Yasayla yabancılara ülkemizde vakıf kurma hakkı tanınmaktadır.


Görülüyor ki: Bu kanunla yabancılara vakıf kurma ve yönetme yetkisi yasal dayanağa kavuşturulurken, öbür taraftan şube adı altında dernekler gibi sınırsız şube, temsilcilik açma imkânı sağlanması, Türkiye’yi tam bir “din savaşları alanı” haline getirecek, bunun denetimi de mümkün olmayacaktır.


Vakıfların denetimsiz ve sınırsız bağış toplayabilmeleri, ticaret yapmaları yurt dışından yabancıların yöneticilik yapmaları, Cemaat Vakıfları’nın Vakıf Meclisi’nde temsil edilmeleri gibi hususlar Türkiye’yi ileride sıkıntıya sokacaktır. İkinci maddede öngörülen karşılıklılık ilkesinin uygulanması da uygulamada mümkün değildir.

Cemaat Vakıflarına özel hukuk tüzel kişiliği tanınarak Türk Medeni Kanununa tabi vakıflarla eşitleyen, ayrıca yabancıların Türkiye’de vakıf kurmaları hakkına kavuşturduktan sonra, hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın vakıfların yurt içi ve yurt dışı bağış alabilmelerine ve örgütlenebilmelerine imkân sağlayan bu yasa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni Lozan’da üstlendiklerinin ötesinde yükümlülükler altına sokmaktadır.

Yeni yasa Cemaat Vakıfları’nın Türk Hukukundaki istisnailik özelliğini ortadan kaldırmakta, Lozan Anlaşması’ndaki sınırlamalar yok sayılmaktadır. Batı Trakya da ki Müslüman cemaatlere vakıf kurdurulmadığından her türlü hukuki çözümde eşitlik ilkesi de ihlal edilmiş olmaktadır.


Kanunun şube veya temsilcilik adı altında birimler açmasını sadece beyana bağlaması, vakıfların, şube veya temsilcilik adı altında ülke çapında örgütlenmeleri konusunda denetim mekanizmasının tamamen devre dışı bırakılması, zararlı vakıfların kurulmasına ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açacaktır


Vakıfların şube açmasında sınır getirilmemesi aynı zamanda yabancıların da Türkiye’de vakıf kurabilmelerinin yine bu kanunla yasal dayanağa kavuşturulması göz önüne alındığında, siyasi ve ideolojik gerekse dini örgütlenmeler (tarikat yahut misyonerlik örgütü şeklinde) vakıf tüzel kişiliğini hoyratça kullanacaklar, vakıf kurumu aracılığıyla Türkiye tam bir ideolojik mücadele ve dinler mücadelesi alanına dönüşecektir.

Bu kanun ile vakıfların yurt dışı örgütlenme ve faaliyetlerine, mutlak ve sınırsız bir serbesti getirilmektedir. Buna göre Türkiye’de kurulu olan cemaat vakıfları, o cemaatin tüm dünyadaki mensuplarını, vakıf tüzel kişiliği çerçevesinde örgütleyebilecektir. Türkiye’de kurulu bir cemaat vakfının, böylesi bir örgütlenme gücüne erişmesi, Türkiye açısından hiç de olumlu sonuçlar doğurmayacaktır. Cemaat esasına dayalı bu tip bir örgütlenme, sınırsız bağış ve yardım alabilme imkânlarıyla birlikte, Türkiye’nin Milli Güvenlik ve çıkarları açısından da büyük bir söz konusudur.

Anayasamızın 69. maddesinde “Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan siyasi partiler temelli olarak kapatılır” denmektedir. Yabancıların Türkiye’de kuracakları vakıflar Türk Vakıfları sayılacağına göre, bir siyasi partinin böyle bir vakıfla işbirliği görüntüsü çerçevesinde maddi yardım sağlaması hukuken mümkün olabilecektir.


Vakıflar Yasasası Lozan Antlaşması’na Aykırı      


Hükümet, Vakıflar Yasasının AB uyum yasaları çerçevesinde hazırlandığını öne sürmekte ancak, hukukunda vakıf mevzuatı olmayan Avrupa Birliği’nin mevzuatına nasıl uyum sağlanacaktır.                             Yeni düzenlemeye göre, vakıflar, yurtiçi ve yurtdışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan ayni ve nakdi bağış ve yardım alabilecek, aynı amaçlı vakıflara bağış ve yardımda bulanabilecek.                                


Amacını gerçekleştirmeye yardımcı olmak ve vakfa gelir sağlamak amacıyla iktisadi işletme kurabilecek ve mevcut işletmelere ortak olabilecek. Cemaat vakıflarına ait kısmen ve tamamen hayrat olarak kullanılmayan taşınmazlar aynı cemaate ait başka bir vakfa aktarılabilecek. Yabancılar, Türkiye’de hukuki ve fiili mütekabiliyet esasına göre yeni vakıf kurabilecek, şube ve temsilcilik açabilecek. Vakıf senedinde yer alması durumunda vakıflar uluslararası faaliyet ve işbirliğinde bulunabilecekler.           


Yasa birçok yönden hukuka aykırılıklar taşımaktadır.Göze çarpan eksiklik ve olumsuzlukları maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz.                                               

MADDE-2. Bu kanunun uygulanmasında milletlerarası mütekabiliyet ilkesi saklıdır.        

İkinci maddenin değerlendirilmesi: Bu madde hükmü yabancılar hukuku açısından bir anlam ifade etse bile, cemaat vakıfları açısından hiçbir anlam ifade etmemektedir. Çünkü mütekabiliyet ilkesi yabancılar hukuku kapsamında bir ilkedir. Cemaat vakıflarının yöneticileri Türk vatandaşlarıdır Tasarı metnindeki mütekabiliyet tartışmasının başlangıç noktası, Lozan Antlaşması’dır. Lozan Antlaşması’nın 45’inci maddesinde, “Bu kesimdeki hükümlerle (Lozan Antlaşması’nın azınlıklarla ilgili kısımlarından bahsedilmektedir.) Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıklarına tanımış olduğu haklar, Yunanistan tarafından kendi ülkesinde bulunan Müslüman azınlık için de tanınmıştır” denilmektedir.                                             
Dolayısıyla Türkiye’deki Rum vakıfları ne kadar hakka sahipse Lozan’a göre, Yunanistan’daki Türk vakıfları da o kadar hakka sahip olacaktır. Ancak Yunanistan’da, Batı Trakya’daki Türk vakıflarına bu hükümleri uygulamamakta çeşitli engeller çıkarılmaktadır.                               

Üçüncü maddenin değerlendirilmesi: Vakıflar Yasa Tasarısı’nın Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulmuş vakıflar için tercih ettiği “yeni vakıf” terimi tartışmaya açıktır ve hukuki kavramın içeriğini açıklamaktan da uzaktır. “Yeni” sıfatı zaman itibarıyla bir başka olguya göre yakın tarihte ortaya çıkan olguları ifade etmektedir. Osmanlı hukukundan miras kalan vakıflar için “eski vakıf” teriminin kullanılması, Türk Medeni Kanunu’na göre kurulan vakıflar için “yeni vakıf” teriminin kullanılmasını haklı göstermez. Yeni vakıf kavramı, Türk hukuk sisteminin temel yasalarından olan Türk Medeni Kanunu’nun öngördüğü vakıf tüzelkişiliğinin niteliğini açıklamak için yerinde bir tercih değildir.             

Azınlık vakıfları: Eski mazbut ve mülhak vakıflar ile tüzelkişiliğini Lozan Antlaşması’ndan alan cemaat (azınlık) vakıflarını, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulan vakıflar ile aynı kanun kapsamında düzenleme gayretinin, kavram kargaşası yaratarak kafaları karıştırmak suretiyle Lozan Antlaşması’na ve anayasaya aykırı birçok düzenlemeyi kamufle ederek kamuoyunda tartışma çıkarılmadan kanunu sessiz sedasız bir şekilde yürürlüğe koymak için bir yöntem olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.                                     
Zira Avrupa Birliği’nin Türkiye’den Vakıflar Yasası gibi bir talebi bulunmamaktadır. Avrupa Birliği Türkiye’den cemaat vakıfları boyutu ile bir düzenleme beklemektedir. Ancak hükümet yeni Osmanlıcılık anlayışını, Avrupa Birliği rüzgârından istifade ederek Meclis’e dayatmaktadır. Vakıflar Yasa Tasarısı bu bakımdan toplumu cemaatlere, tarikatlara bölen gerici bir kanundur.                              

MADDE-4.  Vakıflar, özel hukuk tüzelkişiliğine sahiptir.

Dördüncü maddenin değerlendirilmesi: Eski hukukumuzda tüzelkişilik sadece vakıflara tanınmıştır. Osmanlı toplumundaki gelişmiş vakıf uygulamalarına karşın, kişi birlikleri tüzelkişiliğe sahip değildir.


Bilindiği üzere 2762 sayılı Vakıflar Yasası’nın 1. maddesi uyarınca mazbut vakıf olarak adlandırılan vakıfların yönetimi Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçmiş ve bu vakıfların ayrı ayrı tüzelkişiliklerini kaybederek “mazbut vakıflar” tüzelkişiliği içerisinde ermişlerdir.                                               


Diğer taraftan mülhak vakıflar da ayrı tüzelkişiliğini korumakla beraber, bunlar mütevellileri tarafından yönetilmektedir. Ancak yöneticileri Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kontrolü altındadır. Bunu idari vesayet olarak nitelendirmek de mümkündür.                                         
Tasarının bu hükmüyle Vakıflar Genel Müdürlüğü, mazbut ve mülhak vakıflar üzerindeki hukuki hâkimiyetini yitirmektedir. Böylece ileride mazbut vakıfların, Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinden ayrılarak mevcudiyetini ayrı bir tüzelkişilik olarak sürdürmesinin, arzu edildiğini söylemek abartı olmayacaktır. Tasarıyı çıkarmaya çalışan zihniyet tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi mazbut vakıfları kamu bünyesinden alıp özel hukuk zeminine çekmeye çalışmaktadır. Bu tür uygulamalar, modern hukuk sisteminden uzaklaşıldığı ve şer’i hukuk sitemine duyulan özlemin bir işareti olarak değerlendirilmelidir.


Hukukunda vakıf mevzuatı olmayan Avrupa Birliği’nin mevzuatına uyumun mümkün değildir.            

Yabancıların yeni vakıf kurmaları                               


MADDE-5.Yabancılar, Türkiye’de, hukuki ve fiili mütekabiliyet esasına göre yeni vakıf kurabilirler.


Beşinci maddenin değerlendirilmesi: “Farklılığın giderilmesi adına bu hüküm konmuş olsa bile, Yunanistan’daki Müslüman Türk cemaatine yapılan haksızlıkların bu yasa hükmüyle giderileceğini düşünmek anlamsızdır. Yabancıların Kuracağı Vakıflar Küresel Sermayeye Hizmet Edecektir. Kanunun 5 ve 6 ncı maddeleri ile yabancılar, Türkiye’de hukuki ve fiili mütekabiliyet esasına göre, yeni vakıf kurabilecek. Bu vakıfların yöneticilerinin çoğunluğunun, Türkiye’de yerleşik bulunması yeterli görülecektir. Yabancılar Türkiye’de kurulan vakıfların yönetim organlarında da görev alabileceklerdir. Bu vakıf ve kuruluşları yöneten yabancılar, yönetici sıfatıyla, her türlü Anayasal hakka sahip olan vakıf üzerinden hareketle, vakfın anayasal haklarının kullanımında ciddi bir inisiyatifi ele geçirmiş olacaktır. İnisiyatifin potansiyel gücü, salt ekonomik olmaktan çok stratejik önem de arz etmektedir. Yasa yürürlüğe bu şekliyle girdiği takdirde, büyük bir ihtimalle, Türkiye’de vakıf kurmak isteyen yabancıların pek çoğunun küresel sermayenin önde gelen isimleri olacağı açıktır”