Yeni Türkiye Oyununa Anlamlı Tepki

42

Son günlerin en önemli sorusunu sormama gerek kalmadan,
Aydınlar Ocağı Genel Başkanı’nın yazısı devreye girdi. 128 Milyar ve hatta
belki de daha fazlasının nerede olduğunu zaten herkes biliyor, o nedenle,
bilinen ile her zaman ilgilenilir. Zaten bu konu, kısa sürede bitecek gibi
görünen bir konu da değildir. Toplumun neredeyse tamamının dikkat kesilmesine
neden olmuş bir konudur. Çünkü, nerede sorusuna cevap verilmedikçe, kamuoyu
NEREDE sorusuna olan ilgisini azaltmayacaktır. Çevremizde, hangi görüş ve düşüncede
olursa olsun, hemen herkes bu konuda bir tartışma ortamı içerisindedir.

 

Bu nedenle, 17 Nisan 2021 günü Aydınlar Ocağı Genel Başkanı
Sayın Mustafa Erkal Hoca’nın yazısını olduğu gibi yayınlamayı zamanlama
açısından daha uygun ve önemli gördüm.

 

 

Yazı Şu:

 

“Yine defolu mallar piyasaya çıktı. Bir ara yine Türkiye
Cumhuriyeti’nin ve hemen hemen her ülkede genç nesillere yönelik vatandaşlık
şuuru aşılayan andımızın kaldırılması, madalyalardan Atatürk resminin
çıkarılması, rahmetli Atatürk’ün isminin yeni havaalanlarından ve yeni yapılan
statlardan silinmesi, devleti yeniden kurma ve ismini de Yeni Türkiye olarak
koyma bazılarının gündemindeydi. Yeni Türkiye’ye yeni anayasa teranesi altında
bunlar tekrar piyasaya sürüldü. Bazı siyasetçilerin ve yargıdaki bazı
bürokratların amacı herhalde ülkedeki kamplaşmaları genişletip hızlandırmak
olmamalıdır. Eğer 15 Temmuz 2016’da FETÖ işgal ve darbe teşebbüsü başarılı
olsaydı onlar da bu ve benzeri değişiklikleri yapıp sözde Yeni Türkiye’ye
varacaklardı. Türkiye’den Yeni Türkiye’ye belki birkaç devletçik de
kurulabilecekti.  

 

Tükiye’nin isminin başına yeni ve eski şeklinde kelimeler
konması tamamen yanlış bir değerlendirmedir. Türk tarihi şerefli bir süreç ve
bir bütündür. Türkiye, yeni kurulmakta olan bir gecekondu devlet değildir. Yeni
Türkiye konusunda sözde dost ve müttefiklerimizin çok gayreti oldu. Patron aynı
olunca tezgâhtarlar sahibinin sesini haykırıyor. Graham Fuller bu isimle bir
kitap yazdı ve bize tavsiyelerde bulundu. Paul Henze ve AB Milletvekili İngiliz
Andrew Duff da aynı tavsiyelerde bulundular. Bu tavsiyeler Millî Devlet’in,
üniter yapısını bozması, çokkültürlülük virüsünü anayasaya sokması idi.
Kendileri için bitmeyen Ulus Devlet döneminin sona erdiğini bize hep
hatırlattılar.

 

AB Temsilcisi sarışın Karen Fogg’u da unutmayalım.
Kumkapı’da demlenip açıldıkça ne tavsiyelerde bulunurdu? Yeni Osmanlıcılık
modelini geliştirerek tekrar ağabeyliğe soyunun ve yanımıza ufalanarak gelin
dediler. Atatürk resimleriyle uğraşan AB yetkilileri Kumkapı’da içkiyi biraz
fazla kaçırınca kaldırın bu resimleri deyiverdiler.

 

İçeride ve dışarıda Atatürk ile bu derece uğraşmak üzerinde
iyi durulmalıdır. İçeridekiler şunu iyi bilsin ki; Atatürk’ü ve Cumhuriyet
Türkiye’sini içinize sindireceksiniz. Bunun başka bir yolu yok. Cumhuriyet
Türkiye’sini içe sindirmek de hiçbir zaman 1923 öncesini inkâr olamaz.
Tarihimiz örnek ve önemli bir süreçtir ve bir bütündür. Sözde dost gözüken, dün
Osmanlıyı Balkanlardan, bugün de Türkiye Cumhuriyeti’ni kuşatıp Ortadoğu’dan
çözmeye çalışanlar hilal-haç mücadelesini sürdürüyor. Ankara’dan kaçıp
Brüksel’in ve Washington’un şefaatine sığınmayı kurtuluş sanmayın. Biz kimseyi
zorla vatandaş yapmadık. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından rahatsız olanlar
kendilerini fazla yorup zorlamasınlar. Vatandaşlıktan çıkmak da kolaydır.

 

Bir soru ile yazıyı bitirelim: Yeni dedikleri anayasa’dan
Türk Milleti ve millî kimliği çıkarmayı kafalarına koyanlar, ülkeyi etnik
parsellere bölmeye çalışanlar, acaba Türk Dünyası’na ne diyecekler ve onlardan
utanmayacaklar mı? Herkes kendisine çeki düzen vermeli; yanlışları tekrar
etmemeli, olmadık adamlarca aldatılıp yeni çözümler merakına
katılmamalıdırlar.”

 

 

Olduğu gibi aktardığım Prof. Dr. Mustafa Erkal Hoca’nın bu
yazısı, Aydınlar Ocağı’nın kamuoyundaki algısı ve ülkemizin bugün, içinde
bulunduğu durumda hangi ana noktalarda birlik, beraberlik sağlamak gerektiğini
göstermesi açısından son derece önemlidir. Mutlaka dikkate alınması gereken
uyarılarla dolu bu yazı, aynı zamanda, MİLLÎ, YERLİ ve BAĞIMSIZ olmanın da bir
göstergesi ve ŞARTLARI olarak değerlendirilmelidir.

 

Duymayanlara ve görmeyenlere benim kanalımla da ulaşmasını
sağlamayı bir görev bilerek davranma gereği hissettim.