Öncelikle vurgulayalım;
Sosyal yapı bakımından Türkiye Cumhuriyeti bir kavimler ittifakı değildir. Türk vatanı ve milletinin ebedi varlığını ve yüce Türk devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen mevcut Anayasamız…” “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda…”. Daha girişinde kimleri rahatsız ediyor dersiniz?
Devamla ; Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı : “…fikir, inanç ve kararıyla anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere, Türk milleti tarafından, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.”
*
Değişime karşı çıkmanın bir gerekçesi olmalı, işte bu metnin ruhu ve Cumhur İttifakı’nın eski yeni üyelerinin sözleri ve istekleri bize anayasanın ruhuna dokunulacağı ve de bu ruhun gereği malum maddelerin ortadan kaldırılacağını gösteriyor. Haklı olarak insanlar yeni anayasa denilince mevcut anayasanın ilk dört maddesi, altıncı madde, 42 ve 66’ncı maddeler üzerinden tartışmaya başladılar. Cumhuriyet ve nitelikleri yanında Türk kimliğinin korunması üzerinden endişelerini dile getirdiler ki bunlara katılmamak mümkün değil.
*
Maalesef Türkiye gibi önü açılmış milli devletlerin üniter ve milli devlet yapılarına saldırıların olduğu dıştan dayatılan çoğulculuk merakının ortaya çıktığı, milli kimlikle uğraşıldığı, Cumhuriyetin kurucu değerlerini tartışmaya açmaya hazır işgüzarların siyasette önünün açıldığı bir dönemden mi geçiyoruz? Ne dersiniz.?
*
Siyasileri halk seçmektedir. Bu seçimler yapılırken siyasilerden beklenilen, vatandaşların huzur içerisinde, müreffeh bir vaziyette yaşamalarının teminidir. İnsanlarımız daha iyi imkânlar içerisinde birlik ve bütünlük içerisinde yaşamayı istiyor ve onun için oy veriyor.
Siyaset milletin kendisinden beklediği bu isteklerinin yerine kargaşa ve karmaşadan istifade ile oluşan huzursuzluk ortamında Türk milletine ayrımcılık dayatıyor. Türkiye’de sanki Türkler değil de bir sürü karışık toplumlar yaşamakta olduğu dayatılmaktadır.
TBMM’nin bizzat yürüttüğü Milli Mücadele Kurtuluş Savaşı, Türk Milleti ve devletinin içinden başka millet ve devletler çıkarmak için yapılmamış, kimsenin ön izni ile de gerçekleştirilmemiştir.
Ulusal Bağımsızlık Savaşımız ve onun tacı olan Cumhuriyet, Türkler ve Ulusal kimlik olarak kendilerini Türk olarak hisseden ve Türk Milletine mensup sayanlarca gerçekleştirilmiştir. O bir sınıf veya zümre hareketi değil, şerefli bir Ulusal Hareket olarak emperyalizme karşı bir mücadeledir.
Biz Büyük Önder Atatürk’ün Türk Gençliğine hitabının ilke ve devrimlerinin idrakinde olan vatansever Türk Milleti olarak onun gösterdiği yolda yürümeye devam edecek, yüreğinde tüm çıkarlardan uzak samimiyetle vatan sevgisi taşıyan insanımızla el ele verecek Emperyal güçlerin ve iç uzantılarının oyunlarını tüm kurumlarımızla görmeliyiz tasfiye edilmeleri adına ne gerekiyor ise yürürlüğe sokmak zorundayız.
Mustafa kemal in açtığı yolda, kurduğu ülküde, gösterdiği amaçta yol göstericimiz dir. Aziz milletimizi hep diri tutacak. Ondan aldığımız eşsiz mücadele gücümüz ve kararlılığımızla, her sendelediğimizde yeniden kendimize gelmeliyiz, her yorulduğumuzda ondan aldığımız güçle yeniden yola devam edeceğiz…
O, yok sayılmaya ya da unutturulmaya çalışıldığında ya da vatan, devlet, bayrak üzerinde kara bulutlar toplandığında her birimizin bir Atatürk olduğunu unutmayalım.
Bunun için de Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “ Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızda akan asil kanda mevcuttur!
*
Bilinen emperyal dış güçlerin iç uzantılarını da destekleyerek Türk Milletini bölme adına ‘’Kürt sorunu ‘’varmışçasına değişik adlarla çalışma içerisindeler.
Konuşma dili Kürtçe olan halkımızla yüzyıllardır Türk milleti iç içedir; aynı inanç ve kültürün insanlarıdır; birbirleriyle evlendiler çocuklar oldu milyonlarca. Konuşma dili itibarıyla Kürtleşen Türkler oldu; Türkleşen Kürtler oldu.
*
Yaşar Kemal’in Ağzından; izleyelim;
Diyarbakır ovasını dolaşırken tuhaf bir olayla karşılaştım: Diyarbakır’ın Köprü köyünde bir öğretmenle tanıştım. Öğretmen 1920’lerde Balkanlardan göç etmiş, Köprü köyünü kurmuş, köyünün öğretmeniydi. Çok güzel Kürtçe konuşuyordu. “Kürt müsün?” diye sordum. “Yok, göçmenim” dedi. Köye girdik, hep Kürtçe konuşuyorlardı. Türkçe biliyorlardı da yarım yamalak.
1865 Kozanoğlu başkaldırısında, yenilgiden sonra Türkmenler, dediklerine göre binlerce çadır Diyarbakır’a sürülmüşlerdi. “Nerede bunlar?” diye öğretmene sordum. “Var, dedi, istersen gidelim, bunlar sekiz köy hiç Kürtçe bilmezler.” Öğretmenle birlikte Büyük Kadıköyü’ne gittik. Gerçekten büyük bir köydü. Köylüler başımıza biriktiler. Bunlar Avşar Türkmenleriydi. Ağızları da tıpkı bizim Torosların Avşarlarının ağızlarıydı. Sekiz köydüler, Kürtçe bilip bilmediklerini sordum, bilmiyorlardı. Başkaldırıdan sonra binlerce Avşar sürülmüştü Diyarbakır’a. “Bize Çukurova’da söylediklerine göre Otuz bin çadır gönderilmişti buralara. Haydi, On bin çadır olsun, en aşağı yirmi köy eder, ötekiler nerede?” dedim. Bir yaşlı adam, “Onların hepsi Kürt oldu” dedi. “Siz niçin olmadınız?” diye sordum. “Bizler Aleviyiz” dedi yaşlı adam. “Ne var bunda?” dedim. “Şu var ki, dedi yaşlı adam, biz Sünni Kürtlerden kız alıp vermeyiz. Öteki Kürt olan Avşarların hepsi Sünniydi. Kürtlerden kız alıp verdiler, şimdi sorarsan hiçbirisi Avşar olduğunu söyleyemez, Türkçe de bilmezler. “Bize söylediklerine göre Sünni Avşarlar büyük çoğunlukmuş, belki bizim on mislimiz kadar” dedi.
Ve sekiz Avşar köyünü öğretmenle dolaştık. Birkaç Avşar ağıdı derledim oralardan. Tıpkı Toros Avşarlarının ağıtlarıydı.
Kaynak: YaşarKemal’in 1996 senesinde Yeni Yüzyıl gazetesinde yayımlanan mülakatı.
*
Unutma ve dört elle sarıl! Kuvayı Milliye kadrosuyla kurduğu Laik Türkiye Cumhuriyetinin temel yapısı adına koyduğu ilke ve inkılâplarıyla dünyada benzeri olmayan o büyük insan ebedi istiratgahı ANITKABİR’DEN ülkesini yönetmeyi sürdürmektedir.
*
Türk Genci şu ya da bu cemaatlerin, tarikatların ibadet adı altında uyuşturucu tuzağına düşerek kendini kullandırmadan, çağımızın artık özgürlük, çeşitlilik, liberal demokrasi, hukuk güvenliği gibi değerler olmadan ‘’orta gelir tuzağını’’ aşamayacağı noktasında bilinçlenmelidir.
Böyle bir çağda insanlarımıza, özellikle yeni nesillere ‘’falancaya’’ değil, ‘’filancaya’’ bağlanmalarını değil, bağımsız kişilik sahibi olmalarını, vicdanlarını geliştirerek hayatını kendilerinin tanzim etmelerini öğretmek ve ATATÜRK ilke ve inkılâplarına sadık KURT gibi yetişmelerini sağlamak Eğitim Sistemimizde bir zorunluluk olmalıdır.