12 Haziran 2011 seçimleri Cumhuriyet tarihinin en önemli seçimi olmaya namzettir. Çünkü sistemin kökten değiştirilmesine kapının açılıp açılmayacağını belirleyecek bir seçim olacak.
Sistemin kökten değişmesinden kastımız, devletimizin kurucu iradesinin ortaya koyduğu Cumhuriyetin tasfiye edilerek, yerine etnik federe devletçiklere ayrılmış bir federasyon yapılanmasına geçişin sağlanmasıdır. Bunun için ilk şart mevcut Anayasa’nın kaldırılması ve yeni bir Anayasanın kabul edilmesidir.
Sistemin genel olarak değiştirilmesi konusunda AKP ve BDP/PKK inançlı ve kararlı görünüyor.
Başbakan’ın Başkanlık sistemi ve “ılımlı İslami çizgide” bir devlet özlemi biliniyor. BDP/PKK ise Barzani devleti gibi bir yapılanma kurmak istiyor. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında Türkiye için, Irak modeli bir yapılanma tasarladığı anlaşılıyor. İmralı’dan gelen bilgilere göre, federal bir Türkiye devletine götürecek çeşitli hususlarda, AKP ve BDP/PKK arasında bazı mutabakatlar sağlanmış, bazı konularda ise müzakereler sürmektedir. Öcalan’ın İmralı’dan gönderdiği bu yöndeki mesajlara devletimizin ve hükümetin üst kademelerinden herhangi bir yalanlama gelmiş değil.
CHP, eski milli çizgisinde tutmak isteyenlerle, partiyi bu çizgiden uzaklaştırarak bazı konularda AKP, bazı konularda BDP/PKK çizgisine çekmek isteyenlerin mücadelesi içinde.
MHP ise TBMM’ne girmesi muhtemel partilerden, “devletimizin temel niteliklerinin korunması” konusunda en kararlı partidir. Bu bakımdan devletin yapısını değiştirmek isteyenlerin ilk hedefi MHP’yi barajın altına düşürerek Meclis dışına çıkarmaktır.
Ak Parti‘ye oy veren büyük kitlelerin de, Meclis dışındaki partiler DP, SP, Has Parti, BBP ve diğer partilerin de “devletimizin temel niteliklerinin korunmasını” istedikleri kanaatindeyiz. Ancak bunlardan bazılarının yeni anayasa sonrası “ılımlı İslam” modelinin öngördüğü oranda, “inançlarını yaşama özgürlüğünün genişleyeceği” oltasına takılma ihtimali vardır.
Tunus, Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn‘de uygulanmakta olan ve pek yakında Suriye‘de (daha sonra muhtemelen İran ve Suudi Arabistan’da) uygulanacak modellerin bir başka versiyonunun Türkiye için uygulanmakta olduğunu söylemek mümkün.
- 1. “Devletin temel niteliklerinin” korunması konusunda en şiddetli direnci göstermesi beklenen Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde yapılan psikolojik operasyonla ve Ergenekon ve Balyoz Davaları ile bu direnç kırıldı.
- 2. Yazılı, görsel basın ve internet medyası’nın yarısı yandaş hale getirilirken, diğer yarısı yine Ergenekon Davası, vergi cezaları, “basılmamış kitap soruşturmaları” gibi usullerle sindirildi. Kitleler yoğun bir propaganda ile tepkisizleştirildi.
Bu operasyonların arkasında ABD’nin olduğunu yandaş yazarlar açıklamıştı:
Hükümete ve Cumhurbaşkanına yakın gazeteci Fehmi Koru, Kasım 2007’de Başbakan Erdoğan ve Başkan Bush arasında yapılan toplantıda, “Ergenekon operasyonuna başlanması kararı çıktığını” yazdı.
Başta Altan kardeşler olmak üzere eski sosyalist yeni liberal yazarlar, “Dünya sistemi, ABD, NATO, birlikte Ergenekon’u tasfiye ederek Türkiye’yi tedavi ediyor” dediler.
Çengiz Çandar, “Ergenekon operasyonu olmasaydı, AKP Hükümetinin Kürt Açılımını yapması mümkün olmazdı” diye yazdı.
Tarafsız bir çizgide olan Cüneyt Ülsever ise, Ergenekon Operasyonunun amacının “kurucu unsurlarının Türkler olmadığı yeni bir Türkiye’nin formatlanması” olduğunu ifade etti.
Peki, bu operasyonlara karşı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak bizler yeterince bilgili ve bilinçli miyiz? Seçimlere kadar şu soruların cevabını bulmamız lazım:
- TÜSİAD’ın hazırlattığı yeni Anayasa taslağının İmralı’dan taleplerini bildiren terör örgütü PKK’nın lideri Öcalan’ın istekleriyle nasıl ve neden uyuşmakta olduğunu açıklayabiliyor muyuz?
- 12 Eylül 2010 Anayasa referandumu öncesinde açıkça “evet” demediği ve hükümete destek vermediği için, Başbakan Erdoğan tarafından ‘bîtaraf olan bertaraf olur’ sözleriyle eleştirilen TÜSİAD, seçimlere az bir zaman kala bu taslağı niye tartışmaya açtı?
- AKP ve Hükümet, “devletin temel niteliklerinin” değiştirilmesine kapı aralayan bu taslağa niçin hiç tepki vermemektedir?
- 12 Haziran seçimlerinde, Anayasasından “Türk” kelimesinin çıkarıldığı, etnik temelli federal bir devletin vatandaşları olmayı isteyip istemediğimizin oylanacağının farkında mıyız?
- Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu’sunda, İmralı’daki caninin liderliğinde (Irak’taki Barzani yönetimindeki devletçik gibi) bir devletçiğin oluşmasına ‘evet’ diyebilecek miyiz?
Daha fazla soru sormayı içim kaldırmıyor. Biliyorum çoğunuzun bu tür yazıları okumayı da içi kaldırmıyor.
Ama ne yapalım ki, ülkemizin bölünmesi tehlikesi karşısında her türlü ekonomik, sosyal politika ikinci planda kalır. Kaldı ki, bölünerek küçülen bir Türkiye sadece güvenlik ve bağımsızlık açısından tehlikeli olmakla kalmayıp, yürütülecek her türlü sosyal ve ekonomik politikaların da başarısız olması demektir.