Türk Milleti (1)

85

     Türk milleti, bin
seneden beri İslâm âlemini kahramanlığına meftûn ve hayran bırakmıştır.

     Türk milleti,
İslâm vahdet ve birliğini, asırlarca muhafaza edip korumuştur.

     Türk milleti ve
Türkleşmiş olanların din kardeşleri; insanlık âleminin; mutlak küfür, yani
hiçbir imanî hükmü, delili kabul etmeyen, kesin ve tam bir inkâr ve dalâletten
/ iman ve İslâmiyetten ayrılarak, doğru yoldan çıkıp azma gibi durumlara
düşmekten, bir şekilde kurtulmasına vesile olmuştur.

     İşte bu Türk
milleti ve onların örnek ve öncü olmaları ile Hak dine geçenler; eski
zamanlarda olduğu gibi, kahramancasına Kur’ana ve iman hakikatlarına sahip
çıkmazlarsa, doğrudan doğruya Kur’an ve iman hakikatlarına, eskiden olduğu
gibi, bugün de sarılmazlarsa; İslâm âleminin muhabbet / sevgi ve uhuvvetini /
kardeşliğini kaybederler.

     Dehşetli bir
nefretle, kahraman kardeşin ve kumandanın olan Türk milletine adâvet ve
düşmanlıkla; İslâm âlemini mahva çalışan mutlak küfre, yani dinsizlik altındaki
anarşiliğe mağlup olduğun takdirde; İslâm âleminin kalesi ve şanlı ordusu olan
Türk milletinin parça parça olmasına yol açacak; kuzey-doğudan çıkan dehşetli
ejderhanın / materyalizm, maddiyyunculuk ve komünizm gibi zihniyet ve
akımların; bu güzel vatanı istila etmesine sebebiyet vermiş olursun!

     Oysa maksat ve
hedefimiz, ölümün ebedî idamından, tahkikî / hakikî iman ile biçareleri
kurtarmak; bu mübarek milleti de, her nevi anarşilik, kaos ve karışıklıktan
muhafaza etmek ve korumak olmalıdır.

     Türk milleti,
bütün asırlarda mümtaz / meziyetleriyle başkalarından farklı ve seçkindir.
Üstelik dünyanın neresinde bir Türk varsa Müslümandır.                                                                                                                              

     Sair / diğer
Müslüman unsur ve milletlerin, küçük de olsa yine bir kısmı; İslâmiyet dışında
kalmalarına rağmen; varlıklarını korumuş, sürdürebilmiş ve sürdürebilmektedirler.

     Türkler ise,
Türklüklerini ancak İslâmiyet sayesinde koruyabilmişler. Aksi takdirde
milliyetlerini kaybetmişlerdir.

     Nitekim Macar ve
Bulgarlar aslen Türk oldukları hâlde, bugün Türklüklerini kaybetmiş durumdadırlar.                                                                

     İslâmiyet bizim
hem dinimiz, hem de, milliyetimizin zırhı, muhafızı ve koruyucusudur.

     Bu bakımdan nerede
Türk varsa Müslümandır. Müslüman olmayanlar Türklüklerini de kaybetmişlerdir.

     İşte Türk milleti,
böyle pek ciddî ve hakikî dindar bir millettir.

     Bin sene kadar Hak
dinin kahraman ordusu olarak, yeryüzünde millî mefahirini / iftihar edilecek,
övünülecek millî hasletlerini, sayısız din kaynaklarından istifade ile
göstermesini bilmiştir.

     İşte Türk milleti, bu parlak sonucu;
kılıçlarının uçlarıyla yazan mübarek / hayırlı uğurlu ve kutlu bir
millettir. 

     Tarihte Hak
yolunda nam salmış, böyle yiğit, kahraman ve dindar bir milletten; dini    

reddetmesini, dinsiz olmasını bekleyen ve umanlar; özellikle
yakın geçmişte olduğu gibi, bugün de kısık sesle de olsa, bu menhus / uğursuz
plânlarını tatbik sahasına koymağa çalışanlar ne yazık ki var ve daima da var
olacaklar!

     Tarih boyunca Hak
– Batıl mücadelesi hep var olduğu gibi, bugün de hayal peşinde olan dış
mihraklar ile içerideki yalancı, dinsiz milliyetsizler; böyle bir geleceğin ham
hayali içinde, öyle ağır bir suç işliyorlar ki, cehennemin en aşağı tabakasında
ceza görmeyi hak ediyorlar.

     Türk milleti,
kaynağı hariçte / Türkiye dışında olan, dehşetli / ürkütücü, korkunç cereyan ve
akımlara karşı durmaya çalışmaktadır.

     İşte bu düşmanlara
karşı, bu kahraman Türk milleti; ancak Kur’an kuvvetiyle dayanabilir. Çünkü
Türk milletini millî, dinî ve tarihî görevinden uzaklaştırmak isteyenler;
amaçlarına bu asil milleti mutlak küfre sokarak, mutlak istibdat / tam bir
baskı altına alarak, mutlak sefahata çekerek ve ehl-i namusun servetini
serserilere ibahe ederek / mübah / sakıncasız göstererek gerçekleştirmek
istiyorlar!

     İşte Türk
milletine karşı böyle dehşetli bir kuvvetle gelen bir cereyanı / siyasî akımı
durdurmak, ancak İslâmiyet hakikatiyle mezç olmuş / yoğurulmuş, ittihat etmiş /
birleşmiş olan müspet Türk milliyetçiliğine sarılmak ve İslâma tutunmakla
mümkündür.

     Nitekim geçmiş tüm
şerefini İslâmiyette bulmuş olan Türk milletindeki bu din kuvveti ve iman
bütünlüğüdür ki, şimdiki iç-dış yıkım projelerini de akamete uğratmakta ve
sonuçsuz bırakmaktadır.

     Bunun içindir ki
bu milletin hamiyet-perver / hamiyet sahipleri, milliyet-perver /

vatan-severleri, her şeyden evvel bu mümteziç / mezç olmuş /
kaynaşmış, müttehit / ittihat etmiş milliyetin can damarı hükmünde olan Kur’an
hakikatlerini; heva ve hevese hizmetkâr menfî medeniyetin yerine ikame etmek /
geçirmek ve hareket düsturu / prensibi yapmakla o cereyanı, o akımı
durdurabilir.

     Yoksa bu kahraman,
dindar ve İslâm ordusu sayılan, geçmiş asırlarda milyarlarca gazi ve şehitler
veren büyük Türk milletine; büyük bir muhalefet / aykırılık etmiş, ervahına /
ruhlarına bir manevî azap ve şerefsizlik kondurmuş olur.

     Bu milletin yüzde
doksanı bin seneden beri an’ane-i İslâmiye / İslâmî geleneklere tüm ruhu ve
kalbiyle bağlanmıştır. Zahiren / görünüşte fıtrat ve yaratılışına muhalif /
aykırı emre itaat cihetiyle boyun eğse de, kalben bağlanmaz.

 

     “Ne büyüksün ki
kanın kurtarıyor Tevhîdi.”

     Yine Türk
milletidir kurtaracak olan bu dini.

 

     Öyleyse,
gerektiğinde imanı kurtarmak ve Kur’an’a hizmet için, Mekke’de olsak da buraya
gelmek lâzım. Çünkü en ziyade burada ihtiyaç var. Binler ruhumuz olsa, binler
hastalıklara müptela da olsak ve zahmetler çeksek, yine bu milletin imdadına ve
saadetine hizmet için burada kalmaya mecburuz. Zaten Kur’an’dan aldığımız
dersler; sırasında bize bu kararı aldıracaktır.

Önceki İçerikBüyük Kafkas Soykırımı ve Sürgünü
Sonraki İçerikVarsayılan Ayarlarımız
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.