“Türk edebiyatı” İfadesinden Rahatsız Olmak

46

Hukuku, ekonomiyi, siyaseti,
edebiyatı, dili, dini, sosyal hayatı ıslah etmekle sorumlu olanlar; ıslah
görevini yerine getirmedikleri halde neden bulunduğu veya sorumlu olduğu alanda
kargaşaya yol açar, bir bozulma ve kokuşmaya sebep olur? Bunda bir art niyet,
kompleks, ihanet olmadığını iddia etmek saflıktır, diye düşünüyorum.

Bir din adamı, dinde fitneye yol açamaz; bir hukukçu, vicdan
ve adalete ters düşecek uygulamalara yönelemez; bir siyasetçi, toplumu
ayrıştıracak ve infiale düşürecek eylem ve söylemde bulunamaz; bir baba aile
düzenini bozacak davranışlardan kaçınmak zorundadır. Birlikteliğimizdeki
iletişimimizi sağlayan dilimizi dilciler, dille eser veren edebiyatçılar
bozamaz, korumak zorundadırlar. 

Şu işe bakar mısınız? Bir üniversitenin kütüphanesinde
kitapların yerleştirildiği bölüm başlıklarına “Alman edebiyatı”, “Rus
edebiyatı”, “Fransız edebiyatı” yazıldığı halde, Türk yazarlarının eserlerinin
yer aldığı bölüm başlığına “Türkçe edebiyat” yazılmış. Buradan tartışma çıkmış.
Kimine göre Türkçe edebiyat, kimine göre Türkiye edebiyatı, kimine göre
Türkiyeli edebiyatı denmeliymiş. Bazı yayınevi sahipleri de bu tamlamaları
ciddi ciddi savunuyor, kendilerince gerekçeler üretiyorlar. Bu gerekçelerin
hiçbirinin ayaklarının yere basmadığını, ön yargı, hatta art niyet taşıdığını,
ortaya koyduğu tezlerin çürüklüğünden anlamak mümkün. 

Türk sözcüğü; ahlakıyla, diliyle, estetik anlayışıyla,
folkloruyla, tarihiyle zengin bir olguyu ifade eder, sadece bir ırkın adı
değildir.  Türk kelimesinin arkasına
getirilen “-e” mekân ekiyle türetilen Türkiye kelimesi, sadece sınırları belli
bir yerleşimin adıdır. Diğer Türkler de Farsça “-ıstan” yapım ekiyle kendi
ülkelerine Türkistan demişler. Onlar da Türk medeniyet yapısının bileşenidir.

“-ce, -çe”; dil, yer, bitki, hayvan ismi yapan Türkçe yapım
ekleridir: Türkçe, Almanca; Çamlıca, Taşlıca; kokarca, yumuşakça …
kelimelerinde olduğu gibi.

“-lı, -li” yapım eki, soyut ve somut isimler, sıfatlar türetir:
Ankaralı, köylü; yeşilli, huylu, bilgili, sözlü, irili ufaklı… kelimelerinde
olduğu gibi…

Sözcüklerin arkasına getirilen her ek, sözcüğün kökündeki
anlama bir nitelik katar ve anlamı daraltır. Bir sözcükte ne kadar ek varsa
anlam o kadar daralmış ve özelleşmiştir. Türk kelimesi kök olarak daha
kapsamlıdır, kuşatıcıdır. Türk edebiyatı tamlamasının muhtevasını ne Türkiye ne
Türkçe ne de Türkiyeli tamlayanları verebilir. Türk edebiyatını, sözü edilen
tamlayanlarla tanımlamaya çalışmak, Türk edebiyatına hem haksızlıktır hem
saygısızlıktır. Türkiye edebiyatı, Türkçe edebiyat, ifadeleri; doğrusu bana çok
iğreti geliyor.

Mevlana, yaşadığı dönemdeki edebiyat geleneğine uyarak bütün
eserlerini Fars diliyle yazmıştır, şimdi Mevlana Celalettin Rumi’ye Fars edebiyatçısı
mı diyeceğiz? Onu Türk edebiyatının temsilcisi kabul etmeyecek miyiz?
Türkiye’de yaşayan bir bilim insanı, yaptığı çalışmaları bilim dünyasına
tanıtmak için İngilizce yazsa onu İngiliz bilim insanı mı kabul edeceğiz? Bir
Rus yazar, tamamen Rus kültürüyle, ahlakıyla, dünya görüşüyle ele aldığı bir
romanını Türkçe yazsa biz ona Türk edebiyatının temsilcisi, eserine de Türk
roman örneği diyebilir miyiz? Türk kelimesi de Rus, Alman, Fransız, Arap, Hint
kelimelerinde olduğu gibi sadece bir dilin, mekânın adı değil; bir geleneğin,
folklorun, tarihin, anlayışın, dünya görüşünün adıdır. Dil, tarih, gelenek;
orkestradaki enstrümanlardır. Bu orkestranın adı, Türk’tür. Türk, bütün
bileşenlerin adıdır, paydasıdır.

Bir eserin verildiği, bir üretimin yapıldığı yer; bir
resimde kullanılan fırçanın markası, rengin türü, bir roman ya da hikâyede
kullanılan dilin, lehçenin adı ona kendine mensubiyet hakkı vermez, o adla
adlandırmaya yetmez. Yıllardır, Türkiye’de otomobil üretilmektedir; ama Türk
otomobili denecek bir araç yoktur, Silahlı Kuvvetler’de Amerikan silahları
kullanılmaktadır; ama adı Amerikan değil, Türk Silahlı kuvvetleridir. Selimiye,
Süleymaniye gibi camilerin her bir malzemesi, bir başka ülkeden getirilseydi bu
eserlere herhalde biz “Bunlar Türk eseri sayılmaz.” diyemezdik. Bir eserin
aidiyet adını koyabilmek için, eserin yapıldığı malzeme, yer gerekli olmakla
birlikte, tek başına yeterli değildir. Eseri birine ait kılan, tescilleyen;
onun arkasındaki tarihtir, zihniyettir, kültürdür, emektir, ekonomidir, ümittir.
Türk kelimesinin altında yatan, bütün bu bileşenlerdir.

Edebiyat için kullanıldığında Türkiye kelimesiyle eserin
yazıldığı coğrafyayı, Türkçe kelimesiyle yazıldığı dili belirtmiş olabilirsin;
fakat bu Türk edebiyatındaki genişliğis, derin manayı vermeye yetmez.

Sıra dışı olma kompleksi kişileri çok kere saçma sapan işler
yapmaya yöneltebilir. Bu da onlardan biri. Yapılan tartışma, havanda su dövmek,
akıntıya kürek çekmek.

Hainleri çok, tarihin her döneminde ihanete fazlaca uğramış
bir ülkeyiz. Ortaya konan tezleri bu perspektiften değerlendirmek istemiyorum,
ancak göz ardı da etmemek gerektiğini düşünüyorum.

Türk olarak dünyaya gelmek elimizde değildi, fakat bu
toprağın insanına hizmet sunmak, bizde hakkı olanların haklarını ödemek,
insanlığın huzuruna katkıda bulunmak; taşıdığımız bu sıfata sahip çıkmakla
mümkündür.

Türk kelimesi bize ne eziklik ne kibir verir. Ders de ibret
de alırız, örnek de oluruz. Biz kendimizi “Türk” kelimesi ile ifade ederiz,
edebiyatımızın adı da “Türk edebiyatı”dır.