Teftiş Yalnızlığı

277

Teftiş Kurulu Başkanlığından emekli olan Fazlı Köksal, 13,5 X 21 santim ölçülerinde 476 sayfalık Teftiş Yalnızlığı isimli eserinin birinci cildinde; İktisâdî ve Ticârî İlimler Akademisi’den mezun olduktan sonraki çalışma hayatının başlangıcından Yenişehir Türk Telekom Müdürlüğünün teftişine kadar olan dönemine âit hâtıralarını anlatıyor.

Kitabın arka kapak yazısından:

PTT, Türk Telekom ve Orman Genel Müdürlüğü Teftiş Kurullarında ‘müfettiş yardımcısı’ ‘müfettiş’ ve ‘başmüfettiş’ olarak 36 yıl görev yapan, 81 vilâyetin 80’ine giden, bir dönem de kamuda görev yapan denetim elemanlarının çatı kuruluşu olan DENETDE Genel Başkanlığını yürüten Fazlı Koksal, hâtıralarını ‘Teftiş Yalnızlığı’ adıyla kaleme aldı. Bu kitap; ‘Teftiş Yalnızlığı’nın 1982-1999 yıllarını kapsayan birinci cildi.

Hâtıraları okurken: Zaman içinde kamudaki yolsuzluk algısının, iş ahlâkının, yönetim anlayışının ve kurumlarla alâkalı bağlılığın nasıl değişime uğradığını göreceksiniz. Yolsuzluklara, adam sendeciliğe, boş vermişliğe, şâhsî çıkarını kamu çıkarının önüne koyanlara şâhitlik edeceğiniz gibi; dürüst, Yunus’un odunları kadar dosdoğru, kamu çıkarını kendi çıkarının önüne koyan fedakâr, vefakâr, cefakâr insanları da tanıyacaksınız… Bâzen gülecek, bâzen ağlamaklı olacaksınız. Bâzen şaşıracaksınız, bâzen okuduklarınıza inanamayacaksınız… Yer yer ‘bu meslek çekilir mi?’ diye düşüneceksiniz ama ‘ne güzel bir meslekmiş’ diye düşündüğünüz anlar da olacak…

Yazar yalnızca hâtıralarını aktarmakla kalmıyor. Birilerine iğne batırırken; meslektaşlarına ve de kendisine çuvaldızı batırmaktan çekinmiyor. Yolsuzlukların, hatâların, aksaklıkların sebepleri üzerinde de duruyor. Çarpık yönetim anlayışını eleştirdiği gibi, denetim sisteminin yanlışlarını, aksaklıkları da cesâretle dile getiriyor. Tâbir câizse arı kovanına çomak sokuyor.

Ön söz başlıklı bölümden, arka kapak yazısını tamamlayan satırlar:

Müfettiş yalnız adamdır. Teftişlerde, özellikle soruşturmalarda tesir altında kalmamak, tesir altında kaldığı/kalabileceği izlenimi vermemek için mesleğini seven bir müfettiş yalnızlığı bir hayat tarzı olarak kabul etmek mecbûriyetindedir. Yalnızlık, hayatın en gerçek, en acı, bâzen de güzel duygusudur. Yalnızlık; bâzen mutluluğun, bâzen de hüzünlü hayatın zirvesidir, bâzen kendini anlamak, bâzen kendinden kaçıştır, bâzen üretmenin, bâzen kısırlığın zirvesidir. İster Hilton’da ister Bit Palas’ta olsun, uzun süre kalınca her şey benzeşir ve yalnızlık sizi sarar sarmalar. Ve yalnızlığı/yalnızlığınızı önce kabullenmeye sevmeye başlarsınız. Bu sebeple kitabıma ‘Teftiş Yalnızlığı’ ismini vermenin uygun olacağını düşündüm.

Hâriçten gazel’ sayılmayacaksa burada düşüncelerimi yazmak ihtiyacındayım: Yalnızlığın hüznü, zayıf karakterli insanları daha da zayıflatır. Yalnızlığını gidermek için sigara ile arkadaş olan, sigara içiyorsa, akşamları efkâr dağıtmak için kadehleri parlatan müfettişlere de rastlanmaktadır.  Yalnızlık, sağlam karakterli müfettişlerin bâzılarını filozof, kimilerini şâir, birkaçını da müellif, mütefekkir ve muharrir yapar. Onlar, iğvaya mukavimdirler. Çalışkanlığı ve dürüstlüğü; iftihar vesilesi olarak değil, mecburiyeti olarak düşünürler. Devletimiz onların omuzlarında yükselecek, ellerinde güçlenecek; milletimiz refaha ve huzura kavuşacaktır. Aksi takdirde Türkiye gemisi daha sittin sene ‘gelişmekte olan ülkeler’ limanında demirli kalacak, asla gelişmiş ülkeler limanına giremeyecektir.

Fazlı Köksal ile tesadüflerle ve gıyaben tanışabildim. Görüşmediğimiz gibi duyuşamadık da… Yine tesadüflerle öğrenilen, üç-beş kişi ile sınırlı kalan müşterek dostlarımız var. Bütün kitaplarını okudum. Bir tânesi hâriç hepsi mükemmeldi.

Sayın Köksal’ın iyi bir âile ortamında yetiştiği yazılarından ve hâtıralarından belli oluyor. Tahminim ve temennim odur ki, kendisi de iyi bir âile reisidir. Şüphe edilmez ki kendisi gibi evlâtlar yetiştirir. İyi yetişmiş insanların her biri, kendileri gibi on kişi yetiştirmelidir. Bu vazife Farz-ı ayn kabilinden mükellefiyetimizdir: Her birimiz öğretmen, eğitici ve mürebbi olmalıyız.  Bu böylece ve iyice biline…

Çok eski bir atasözümüzdür: Bilenler öğretmeli, bilmeyenler öğrenmeli…

Sayın Köksal’ın eserine dönersek efendim…

Fazlı Köksal 1982 yılında imtihanı kazanır ve Müfettiş Yardımcısı olarak göreve başlamak üzere Ankara’da PTT Genel Müdürlüğüne gider. Burada Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı’ndan iyi bir müfettişte bulunması gereken vasıfları öğrenir. Bu satırlar aynı zamanda müfettiş olacaklara verilmiş ön eğitimdir: ‘Müfettiş tarafsız ve objektif olur. Soruşturulan kişinin siyâsî görüşü, etnik yapısı ve mezhebi müfettişi ilgilendirmez. Müfettiş hukuk ve mevzuat çerçevesinde konuları değerlendirir. Etki altında kalmaz. Görevler gizlidir. Görev yerine gidene kadar kimseye haber vermez. Devlet malını özel işlerinde kullanmaz. Davranışları, dürüstlüğü tutum ve davranışları ile örnek olur. Kurumun kör kuruşunun hesabını sorar. Personelle mesâfelidir ama tepeden bakmaz. Personeli dinler konuşur ama yüz göz olmaz. Kadın personele sarkmaz. Mesâiye devama özen gösterir. Ama mesâiye bağlı kalmadan gerekirse gece yarılarına kadar çalışır. Müfettiş yalnız adamdır. Personelle özel ilişki kurmaz. Eğilip bükülmez. Siyâsetçilerden uzak durur. Şahsî beklentisi olmaz. Müfettiş Türkçeye hâkimdir. Türkçeye hâkimiyetini güçlendirmek için çok okur. Yürüttüğü soruşturmalarda taraflardan birisiyle, bir yakınlığı, ilişkisi varsa görevden çekilir. Özetle müfettişlik zor meslektir. Dürüst adamın, vatansever adamın mesleğidir. Çoğu zaman özel hayatı bile yoktur. Gün gelir işi için âilesini bile ihmal eder.’ (s: 46, 47)

***

Briç oynarken mors alfâbesinden faydalanarak rakiplerini hezimete uğratanların memnuniyeti, mors alfâbesini dâha iyi bilenlerin karşında, ağır bir mahcubiyete dönüşür. (s: 61, 62)

***

Kitap bir müfettişin hâtıraları olmakla birlikte yer yer Türkçe Dil Bilgisi bahislerini de ihtiva ediyor. Ayrıca bir dönemin siyâsî, askerî ve idârî hususiyetlerinin özeti veriliyor. Teftişler sayfalarca devam ederken Anadolu; şehir şehir sayfalardadır: Van, Gerciş, Bitlis, Ahlat, Âdilcevaz, Malatya ve ilçeleri… Her satırda, her sayfada ayrı bir renk, farklı bir hava… Okuyucu adını duyduğu fakat bilmediği şehirler hakkında bilgi ediniyor. Bâzı sayfalar (tâbir yerinde ise) şehir biyografisidir.

Her bölümde ayrı bir şâirin şiirlerinden dörtlükler, uzun otobüs yolculuklarında çay-kahve molası gibi…

Yer yer heyecanlı sahneler var: Mâcerâ, Fazlı Köksal’ın; içinde cüzdanının, müfettiş çek karnesinin, kredi cüzdanı (kendisinin tâbiri ile ve tabîi ki sigara paketi) bulunan çantası kayıptır. Neyse ki çantanın bulunduğu yer tespit edilir ve ertesi gün sâhibine ulaştırılacağı müjdesi verilir… se de sinir sistemi yıpranmıştır. Sistem intikamını kâbus hediye etmekle alır:  Kendisinden dinleyelim:

Gece yarısı yıllarca kâbusum olacak rüyânın sonunda fırlayarak uyandım. Terden pijamam yamyaş olmuştu. Rüyâmda Arguvan PTT Merkezi’nde sayıma başlıyorum. ‘Sayım var’ deyince veznedarın beti benzi atıyor. Tuvalete gitmek için izin istiyor ve bir türlü dönmüyor. Müstahdeme, dağıtıcılara veznedarı bulmaları talimatı veriyorum. Biraz sonra dağıtıcılardan birisi ‘Veznedar bodrumda, kendini asmış’ diyor heyecanla… Müdür ile birlikte koşarak bodrum kata iniyoruz. Arkamızdan da bütün memurlar… Gördüğümüz manzara korkunç: veznedar atık su borusuna bağladığı urganla kendini asmış. İntihar ederken kullandığı sandalyeyi tekmelemiş olmalı ki sandalye yerde devrilmiş olarak duruyor. Manzarayı seyreden memurların hepsi bana suçlayıcı bakışlarla bakıyorlar… Birisi elini kaldırsa beni linç edecekler. Memurlardan birisi ‘Hep senin yüzünden’ diye bağırınca uyandım… Rüyâyı çantanın kaybolmasına bağlasam da rüyânın etkisinden hiç kurtulamadım. Kurtulmak istesem de ‘Bugün de kurtuldun, dikkat et!’ uyarısı yapar gibi her sayım sonrasında yıllarca bu rüyâyı görmeye devam ettim. Bu rüyâyı, 1980’lerin son yıllarında bir üstadım aynen yaşadı. Sayım sırasında tuvalete gitmek için izin isteyen veznedar, PTT Merkezinin bodrumunda intihar etti. Ve o târihten sonra bu rüyâyı hiç görmedim. Sâdece o rüyâyı değil hiçbir rüyâ görmedim. Herkes, ‘Görüyor fakat hatırlamıyorsundur’ diyor. Bilemem…

Kâbuslu bölümden sonra iç açıcı bir başlık: Arguvan Türküleri

Pazar günü yine yürüyüşe çıktım, çok yanık sesli bir delikanlı türkü okuyordu:

Kapının önünde önlük dikiyi

Yürüdükçe ince beli büküyü  

Dedim güzel sen kimlerin yârisin

Söylemeden dolu gibi döküyü

Sokağın ortasında dikilmeyi hiç sevmem. Biraz da utanırım… Ama türkü o kadar güzeldi ki, türkü bitene kadar yolun ortasında dikildim kaldım…

Saçların yüzüne örülmüş perde

Seni kim uğrattı bu zâlim derde

Sordum ki güzele sevdiğin nerde

 Ah ettikçe ciğerimi söküyü

Havayı kapladı bir kara bulut  

 Verdiğim gülleri koynunda kurut  

Vefasız güzelden sana yar olmaz

Hayırsız biriymiş de onu unut

Sonradan öğrendim ki bir Arguvan türküsüymüş… Ve Arguvan halk müziği repertuvarına en fazla türkü hediye etmiş ilçelerden biriymiş…

Pazartesi günü müdür iznini keserek göreve başladı. İznini kullanamamış olduğu için kızgın olduğu her hâlinden belli oluyordu. Müdür biraz dağınık birisiydi. Biraz da Arguvan’dan bıkmış usanmış… Sanki ‘Müfettiş bir rapor yapsın da beni buradan alsınlar ve ben de buradan kurtulayım.’ havasında.

İstediğim belgeleri zamanında getirememesi, yanlış belgeler getirnesi gibi hareketleri teftişin 2-3 gün uzamasına sebep olmuştu. Arguvan PTT Müdürü aylık mizanları gecikme ile hazırlamayı ve dolayısıyla geç göndermeyi usul hâline getirmişti. Onun için teftiş raporu üzerinden Müdürün savunmasını istedim ve uyarma değil, kınama da değil, ‘Ücret Kesimi’ ile cezâlandırılmasını önerdim. Altı yedi yıl sonra uyarma cezâsı bile önermeyeceğim bir hatâlı işlem için ‘ücret kesimi’ ağır bir cezâydı. İşin alâka çeken tarafı, önerdiğim cezâyı Genel Müdürlük de uygun görecekti. 

Ve bir şikâyet: ‘Müfettişin parası pul, karısı dul…’ Ve devâmı: ‘Bu dünyâda helâlinden para kazanılmaz.’

Şikâyetler mihneti, şükürler nimeti artırır’ deyip bu bahsi kapatalım.  

***

Fakat işlerin aksadığı ortamlarda şikâyetlerin sonsuzluğu tabîi karşılanmalıdır. 224-226 sayfaların özeti aşağıdadır: (İsimler, tarafımdan rumuz ile belirtilmiştir. O.Ç.)

Başmüdür, Bay X, Fazlı Köksal’ı Başmüdür Yardımcısı olarak tâyin etmek istemektedir. Usulen genel müdür Bay Y’nin görüşünü almak ister. Bay Y ise, ‘elini sıkmadığım bir şahsın tâyinini imzalamam’ diyerek F. Köksal ile başbaşa görüşme şartını ileri sürüyor. Görüşme sırasında genel müdür Bay Y, şartını açıklıyor: ‘Bölgeye bağlı milletvekillerinden 7 veya 8’i beni aramalı. Bunlardan biri de mutlaka Sayın A.P. olmalı.’ Genel müdür böylece siyâsîlerle diyalog kurmak istemektedir: Geleceğine yatırım…

Neticenin ne olduğu önemli değil.  Önemli olan, devletin önemli bir kuruluşunda en üst seviyeye yükselebilmiş bir bürokratın, kirli hesaplarıdır.

Sayın Köksal’ın kitabında adı geçen Milletvekili A. P. Anavatan Partisi’nde Mustafa Taşar ve Halil Şıvgın gibi ülkücü kökenli, genç, sevilen ve sözü geçen, itibarlı bir milletvekili idi. Vekil olmadan önce milliyetçi çevrelerde Ankara Türk Ocağı’nda karşılaşır, sohbet ederdik.  Milletvekili olduktan sonra da dostluğumuz, 1994 yılında silahlı saldırıda şehit edilmesine kadar devam etti. Dürüst, mert ve iğvaya mukavim güçlü bir şahsiyetti.

Bay Y, PTT Genel Müdürü iken; iktidar değişikliği ve Süleyman Demirel Başbakan oldu, Ulaştırma Bakanı değişti. Bay Y, yeni bakan tarafından görevden alınmaması için; İstanbul Teknik Üniversitesi talebeliği döneminden tanıştığı ağabeyim Hulûsi Çetinoğlu’nu aradı. Ağabeyim; ‘Yeni Ulaştırma Bakanı, kardeşim Oğuz’un 25 yıllık dostudur. Kendisiyle görüş, sana yardımcı olur’ diyor. Aradı, isteğini söyledi. Bakan arkadaşıma, talebi ilettim. Aynen şunu söyledi: ‘Oğuz, Başbakanımdan ve bakan arkadaşlarımdan, belli bir ismin tâyin talebi gelmezse, kendisini görevden almam.’ Bir müddet sonra gazetelerden okuduğuma göre görevden alındı ve cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından Radyo Televizyon üst Kurulu (RTÜK) üyeliğine tâyin edildi. Turgut Özal’ın vefatından sonra o görevinden de alındı, ismi de anılmaz oldu.

Bu hâdise ve benzerleri Türkiye’nin gelişmiş ülkeler sıfatını elde edememiş olmasının başlıca sebeplerinden biri ve belki de en önemlisidir.

Gelişmiş ülkelerin bâzılarında siyâset (ancak ve en fazlasından) çok şeydir. Türkiye’de ise her şeydir. Geniş kapsamlı düşünüldüğünde Fazlı Köksal’ın Teftiş Yalnızlığı isimli eserinin, ‘demokrasiden zerrece tâviz vermeden siyâseti en az etkili konuma indirmemiz gerektiği’ tezini savunduğu düşünülebilir. Akl-ı selim sâhiplerinin bu düşünceye ‘hayır’ demeyecekleri ümit edilir.  

Bu yazının da (her ne kadar emekli olduysa da) alışkanlık gereği Müfettiş Bey tarafından teftişe tâbi tutulacağını düşündüğümden aksaklıklarımı artırmamak için ‘sonraki sayfalar, aynı minval üzere devam ediyor’ diyerek bitirmek niyetindeydim ki… 273. sayfada örnek babanın hikâyesini de yazmanın, millî bir vazife olduğunu düşündüm:

Paranın tahsilini sağlayabilirsem kendimi, görevimi tam yapmış hissedecektim… Veznedarın babası Hınıs’ın Kürt Beylerinden birisiymiş… Çok zenginmiş… O yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu insanının devlete ve devlet memuruna saygısı had safhadaydı. Veznedarın babasını arayarak bir kahvesini içmek ve ziyâret etmek istediğimi söyledim. Ayağıma çağırtmayıp ziyâretine gitmem çok hoşuna gitmişti. Uzun bir hal hatır faslından sonra ‘… Bey oğlunuz PTT’nin 73.000.000 lirasını zimmetine geçirmiş, incelememi tamamladım. Raporumu savcılığa verebilmek için ifâdesini almak mecbûriyetindeyim. Bir de zimmet miktarı Savcılıkça soruşturmaya başlanmadan önce ödenirse cezânın 2/3’ü, mahkeme bitmeden önce ödenirse 1/3’ü indirilir. Bu sebeple, oğlunuzu bulmamıza yardımcı olur, zimmet miktarını da öderseniz memnun olurum.’ dedim. Bu muhterem zatın cevâbı hâlâ kulaklarımdadır. ‘Müfettiş Bey, sağ ol, var ol. Şeref verdiniz. Onu bulup getirtmek boynumun borcu… Üç güne kalmaz, getirtirim ifâdesini alırsınız. Ama şimdi onun için beş kuruş vermem. Nefsi müdafaadan, namustan cinâyet işlese katil olsa bütün servetimi verirdim. Ama hırsızlık yapan birisi benim evlâdım olamaz. Hele benim evlâdım devlet malını çaldıysa cezâsını mutlaka çekmeli. Hem devletin malına el uzatacak, hem de cezâ indiriminden faydalanacak, benim gönlüm râzı olmaz. Devlet malında tüyü bitmemiş yetimin hakkı var. O sebeple parayı fâiziyle öderim. Ama başımı önüme eğdiren o şerefsiz cezâsını çeksin, indirimden yararlanmadan mahkûm olsun, ondan sonra kuruşuna kadar öderim’ dedi. Çok duygulandım, ağlamamak için gözyaşlarımı zor tuttum… Oradan çıktıktan sonra Hınıs Cumhuriyet Savcısını ziyârete gittim. Düzenlediğim ön raporu verdim. Savcı da ‘Müfettiş Bey, ifâde vermeye geldiğinde bana haber verirseniz, adam gönderip aldırırım. Sonra da tutuklarız’ dedi…

Nitekim iki gün sonra, süklüm püklüm veznedar geldi. Bütün yaptıklarını açık yüreklilikle anlattı. Zimmete geçirdiği miktarları günü gününe not almıştı. Benim tespitlerimle örtüşüyordu. Neden yaptığını sorunca, tek kelimeyle cevap verdi:  ‘kumar…’ İfâdesini aldıktan sonra ‘Şimdi seni görevden uzaklaştıracağım. Ve Savcıya haber vereceğim, seni götürecekler.’ dedim. ‘Müfettiş Bey bir şey rica edebilir miyim?’ dedi ve ilâve etti ‘Savcıya ben gideyim, oradan gelirlerse elime kelepçe takarlar, bütün Hınıs’a rezil olurum.’ Bunun üzerine savcıya haber verdim. Savcı sâdece ‘kefil misiniz?’ dedi. Kefil olduğumu söyleyince: ‘Tamam o zaman.’ dedi. Görevden uzaklaştırma yazısını imzaladıktan sonra elime sarıldı. Bir yandan elimi öperken, ‘babalık yaptınız, Allah Razı olsun’ diyerek duâlar sıralıyordu…

Olayın doğuşunda, yeterli bilgi birikimine ve deneyimine sâhip olmamasına rağmen, üst düzey bir bürokratın akrabası olduğu için umum müdürlüğe tâyin edilen müdürün de büyük payı vardı. Acemi olması sebebiyle kontrolleri yapamaması, deneyimli veznedara aşırı güvenmesi zimmetin artmasına sebep olmuştu… Savcılığa verdiğim raporda veznedarın zimmet, müdürün de görevi ihmal suçlarını işledikleri yolundaki kanaatini belirttim.

……………….

Zaman zaman düşünürüm; veznedarın babasının özelliklerini taşıyan, devletine bağlı, dürüst, vatansever Doğu ve Güneydoğu insanının bir bölümü nasıl oldu da, devletine başkaldıran teröristlere sempati duyar hâle geldi?           (s: 272-275)

Sonraki sayfalarda öncekilere benzer onlarca olay var. Hepsi okunmaya değer. (s: 276-462) Birinci cildi okuyanlar, ikinci cildi merakla bekleyecekler.

AKIL FİKİR YAYINLARI

  Alemdar Mahallesi, Alayköşkü Caddesi, Küçük Sokak Nu: 6/3 Cağaloğlu, Fatih, İstanbul 

Telefon: 0.212-514 77 77 e-posta: bilgi@akilfikiryayinlari.com  www.akilfikiryayinlari.com 

FAZLI KÖKSAL 1954 yılında âilesinin iş sebebiyle bulunduğu Boğazlıyan’da doğdu. İlk ve ortaokulu memleketi olan Kayseri’nin Talas ilçesinde okudu. Kayseri Lisesi’ni bitirdikten sonra girdiği Ankara İktisâdî ve Ticârî İlimler Akademisi’nden 1976 Yılında mezun oldu. Bir süre Kayseri’de özel sektörde muhasebeci olarak çalıştı. 1982 yılında PTT Genel Müdürlüğü’nün açtığı imtihana girerek müfettiş yardımcısı oldu. 1985’de yeterlilik sınavı sonucu müfettişliğe, 1993’de başmüfettişliğe tâyin edildi. 1995’de PTT’nin bölünmesi sonucu Türk Telekom’a başmüfettiş olarak geçti. Haziran 2000 – Temmuz 2003 arasında Türk Telekom Pazarlama Dâiresi Başkanlığı görevini yürüttü. Türk Telekom’un özelleşmesinden sonra 2008 yılı Ocak ayında Orman Genel Müdürlüğü’ne müfettiş olarak geçti. 2019 yılında OGM Başmüfettişi iken emekli oldu. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görev yapan Köksal; PTT Müfettişler Derneği ve Telekom Müfettişleri Derneği’nde başkan yardımcısı ve sekreter üye olarak görev aldı. Başkent İktisatçılar Derneği’nde Genel Sekreterlik görevlerini yürüttü. Kamu müfettişlerinin çatı kuruluşu DENETDE (Devlet Denetim Elemanları Derneği)’de Yönetim Kurulu Üyesi, Sosyal İşler Sekreteri ve Genel Başkan olarak görev yaptı, uzun yıllar Telekomcular Derneği’nde Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi. Halen DENETDE’de Onur Kurulu Üyesi ve Telekomcular Derneği’nde de Denetim Kurulu Başkanıdır. Yazı ve makaleleri; Akpınar, Başkent İktisat, Bizim Külliye, Çini Roman, Denetim, Erciyes, Kapı, Müdafaa-i Hukuk, Telepati, Telekom Dünyâsı, Temrin, Türk Boyları, Türk Telekom, Türk Yurdu, Orman ve İktisat, PTT Bülteni, Postel gibi çeşitli dergilerde yayınlandı. Birkaç mahalli gazetede köşe yazarlığı yaptı. Ayrıca, bazı internet gazetelerinde ve şahsî bloglarında düzenli olarak yazmaktadır. 2006 Yılında Başkent İktisatçılar Derneği Adına ‘Satılan Telekom’un T’si mi Türkiye’nin T’si mi?’ 2009 yılında da Telekomcular Derneği adına ‘Bir Talanın Hikâyesi’ve‘Türk Telekom’un Özellleştirilmesi’ isimli raporları hazırladı… Telekomcular Derneği tarafından 2011 yılında düzenlenen hâtıra yarışmasına katılan hâtıralardan oluşan, ‘Artık Telgrafın Tellerine Kuşlar mı Konmuyor – PTT ve Türk Telekom Hâtıraları’ isimli kitabın editörlüğünü yaptı. 2020 yılında ‘Ziya Şâkir’in Edirne Savunması Hâtıraları’nı yayına hazırladı. Her iki eser de Akıl Fikir Yayınları tarafından yayımlandı. ‘Posta ve Telekomünikasyon Târihinden Portreler’ isimli kitabı 2016 yılında, ‘Meyve Tadında Romanlar’ isimli edebiyat incelemesi 2019 yılında, ‘Simeranya’     isimli    denemeleri 2021 yılında Akıl Fikir Yayınları’ndan yayımlandı. Târih üzerine denemeleri ihtiva eden ‘Târihin Puslu Aynasında’ kitabı da 2022 yılında Gülnar Yayınları arasından yayımlandı. Evli ve iki çocuk babasıdır. Kendisini şu kelimelerle tanımlamaktadır: Mutluluğu okumak, yazmak, seyahat etmek olarak algılayan ve ‘Simeranya’ hayaliyle yaşayan yalnız bir adam.
Önceki İçerikMilli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey
Sonraki İçerikSivil Anayasa Tuzağı
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.