Tarihte Bir-İnci Halife Ders Veren Altın Bir Sahife (2)

49

     “Fedek arazisi,
Resûlullah’ın elinde idi. Vâridatını / gelirlerini Allah’ın gösterdiği mahalle
/ yere sarf ederdi. Ebu Bekir ve Ömer de, o veçhile / o şekilde amel / hareket
ettiler. Sonra ceddim Mervan, onu mukataa etti / kira karşılığında kesime
verdi. Şimdi bana kaldı. Halbuki benim malım değildir. Şahit olunuz ki, ben onu
ahd-i Resulullah’da / Resulullah zamanında olduğu hâle irca ettim / döndürdüm.”
dedi.

     Ondan sonra
Ömerü’l-Adl, Hz. Ömer ibni’l-Hattab gibi yevmiye / günlük beytü’l-mâlden /
devlet hazinesinden nafaka alır oldu. Fakat aldığı şey pek cüz’î / az idi.
Hattâ bazı rivayetlere nazaran aldığı nafaka yevmiye, ikişer dirhemden ibaret
imiş.

     Zâtının ve
hânesinin idaresini bu hâle koyunca, halkın dahi ona uygun hareket eylemesi
tabii idi.

     Fakat hak
sahiplerinin, özellikle Nübüvvet hânedanının hukukunu ifada asla kusur ve
noksanlık etmezdi.

     Hattâ Fâtıma binti
Hüseyin ibni Ali hazretleri: “Ömer ibni Abdülaziz kalsaydı, biz bir şeye muhtaç
olmazdık” diye buyurmuştur.

     Lâkin
Ömerü’l-Adl’in bu şer’î / şeriata, dine uygun tavırları, bunca yıllardan beri
refah ve sefahate alışmış olan Ümeyye oğulları emîrlerine dehşet vermekle
hanedanlarının en büyüğü olan Fâtıma binti Mervan’ın yanına toplanıp feryât
eylediler. O da gelip Ömer ibni Abdülaziz ile görüştü, söyleşti. Ondan çıkar
yollu bir cevap istedi.

     Halife hazretleri
ona cevaben “Allah Teâlâ Hz. Muhammed’i âleme rahmet olarak gönderdi, azab
olsun diye göndermedi. Resul-i Ekrem, âlem-i ılliyyine / cennetteki en yüksek
bir makama gitti. İnsanlara içme hakkı müsavi / eşit olan büyük bir nehir bıraktı.
Ebu Bekir ve Ömer; mucibince / gereğince amel ve hareket eylediler. Sonra Yezid
ve Mervan ve oğlu Abdülmelik ve onun oğulları Velîd ve Süleyman bu nehirden
müsteski oldular / su almış oldular. Nevbet / sıra bana geldi. Halbuki nehr-i
azim / büyük nehir kurumuş idi. Hâl-i aslisine / eski durumuna irca olunmadıkça
/ döndürülmedikçe eshabını / sahiplerini kandırmaz” deyince Fâtıma: “Ne demek
istediğini anladım. Tafsile hâcet yok. Fakat Benî Ümeyye bir gün fırsat bulup
sana bir zarar ederler!” dedikte Halife hazretleri gazaba gelip: “Her korktuğum
gün, kıyamet gününden daha korkunç değildir.” dedi.

     Aktar-ı arzda /
yeryüzünde olan Müslümanların hâllerini düşünür. İçlerinde aç, muhtaç, alil
/  sakat ve fakir olanları aklına
getirir. Mazlûm ve makhur / kahra uğramış, garîp, esîr olan ve daha nice
muhtac-ı iane / yardıma muhtaç biçareler gözü önüne gelir. Yevm-i kıyamette /
kıyamet gününde Rabbinin onları kendisinden soracağını, davacısının bizzat Hz.
Muhammed olacağını hayal eder. “Kendimi kurtaramazsam halim nereye varacak?”
diye düşünür, kendi kendine ağlardı.

     Ömer ibni
Abdülaziz, âbid / çok ibadet eden, zâhid / züht sahibi biriydi. Onun zamanında
da halk ibadet ve tâat yoluna girdi. Meclislerinde: “Bu gece evradın /
virdlerin / okuman gerekenler ne idi? Kur’an-ı Kerim’den kaç âyet hıfz ettin /
ezberledin? Bu ay kaç gün oruç tuttun?” gibi sözler söylenir oldu. Zaten
“İnsanlar meliklerinin yolundadır.”

     Oğlu Abdülmelik
pederi Ömerü’l-Adl’e “Allah’ın emrini icrada / yerine getirmekte hiçbir şeyi
düşünme. Gerek kendini ve gerek beni bu yolda feda et” dedikte Ömerü’l-Adl
“Oğlum dedi. Eğer senin dediğin yola gitsek nâs / halk bizi kılıca muhtaç eder.
Halbuki ihyası kılıca bağlı olan hayırda hayır yoktur” demiş.

     Yine bir gün
Abdülmelik pederine: “Ya Emîre’l-mü’minîn! İhya etmediğin bir hak ve imha
etmediğin bir batıl kalırsa, Rabbinin huzuruna vardığında ne diyeceksin?”
dedikte pederi: “Oğlum! Senin ecdadın, nâsı hakdan inhirafa / sapmaya dâvet
eylediler. İşler çığırından çıkarıldı. Şer / kötülük çoğaldı, hayır azaldı.
Şimdi nevbet / sıra bana geldi. Madem ki bu ahvalin / hâllerin def’aten / bir
kere de ıslahı / düzeltilmesi kabil / mümkün değil. İyisi bu değil mi ki, her
gün bir hakkı ihya ve bir bâtılı / yanlışı imha edeyim ve ölünceye dek her gün
bu yolda gideyim” diye cevap vermiş.

     Ömer ibni
Abdülaziz, savaşı son çare görür. Savaşa meydan vermeden sorunları çözmek
isterdi. Savaş son çare olmalıydı.

     Benî Ümeyye
emîrleri gördüler ki, Ömer ibni Abdülaziz’in hilafet müddeti uzarsa ihtimal, Yezid’i
halifelikten çıkarmakla hilafete iyi bir zatı veliahd eyler ve iş bütün bütün
onların ellerinden çıkar diye korkup endişe ederek onu zehirlettiler.

     Ölüm döşeğinde
yatarken, sırtında kirli bir gömlek vardı. Yıkanması için çıkardığı takdirde,
yerine giyecek başka bir gömleği yoktu!

     Bir cuma günü 40
yaşında vefat etti / öldü. (Ahmed Cevdet Paşa)

 

Önceki İçerikDiye Düşündü C.K.A.
Sonraki İçerikAvrupa Türkleri…
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.