Talebelikte Kazanılan Güzellikler Her Dönem Lazım Oluyor

41

İstanbul Beykent Üniversitesi’nden Rümeyza kızımız aradı. Öğrenci
Dekanlığı Dil ve Edebiyat Kulüplerinin Birinci Öğrenci Sempozyumu etkinliği
için davette bulundu. Bittabi zoom ile yapılacakmış. Açış konuşmasını
üniversiteden bir hocalarının yapacağını, ayrıca Prof. Dr. Aytaç Açıkalın, Eski
Türk Edebiyatı Uzmanı Prof. Dr. Cihan Okuyucu, İstanbul Kültür Tarihçisi Dursun
Gürlek, Roman yazarı Ali Erkan Kavaklı, polisiye roman yazarı Ayşe Erbulak
Özgürdal başta olmak üzere zengin bir kadro vardı. Sabah 10.30 başlayan program
saat 16.00’ya devam etti. Öğrenciler İlayda Çakır, Ayşe Nur ve Beysun Aynur’un
dönüşümlü animatörlük yaptığı program sonunda soru cevap faslı da bir hayli
ilginçti.

 

Eylemci Gençlik Öncesi ve Sonrası

Benim konum “Gençlik ve Edebiyat” olarak belirlendi. Çok da
hoşuma gitti bu tema. 1968 kuşağı olarak benim dönemimin sağcıları ve solcuları
kendi ideologlarının şiirlerini ezbere bilirlerdi. Bizler Mehmet Akif’in “Zulmü
alkışlayamam, zalimi asla sevemem/ Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem”
diye haykırır, karşıt grubumuz Nazım’ın “Yaşamak bir ağaç gibi hür ve bir orman
gibi kardeşçesine” dizelerini okurdu. Dünya’da ve Türkiye’de Gençlik eylemleri(1968)
başlamadan önce ise bütün talebelerin ortak ve moda şairleri vardı, kitapları
leblebi gibi satardı; Türkiye’de Ümit Yaşar Oğuzcan, Turhan Oğuzbaş ve Şemsi
Belli önde idi. Bu şairlerimizin dizeleri genelde duygusal ve aşk şiirleriydi. Çoğu
da bestelenmişti. Özellikle Rahmetli Fethi Gemuhluoğlu’nun her tanıştığı
üniversite öğrencisine “Hiç aşık oldun mu?” diye sorması, zaman zaman cevap
olarak “Esteğfurullah Abi, olur mu hiç?” ya da sessiz kalarak aşık olduğunu
belirten mahcup tavırlar yaşanırdı. Şemsi Belli’nin bir ayrıcalığı vardı, zaman
zaman karamizah vurgulardan da geri kalmazdı, çok hoşumuza giderdi. Bu
şairlerimizin tümü gençliğinin zirvesinde, okuyucuları ise delikanlılığının
henüz girişinde idi.

Daha orta mektepte iken şiirler yazan, İkinci Yeninin
öncülerinden, Üvercinka’nın Şairi Cemal Süreyya’ya sormuşlar “karşı tarafta
hangi edipler önde” falan diye. O da “1930 kuşağında Necip Fazıl, 40’da Tarık
Buğra, 50’li yıllarda Sezai Karakoç” deyivermiş. Biraz daha zorlanırsa “Peyami
Safa, Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel” diye de eklemiş. Bu ediplerimizin
yaşlarına göre en genç dönemlerinde olduğu ortaya çıkıyor. Hem okuyanlar genç,
hem yazanlar delikanlı. Böyle bir dönem yaşanıyor.

 

Peki bu edebiyatçılara yaklaştığınızda size bir şeyler
kazandırdı mı? Doğrusu böyle bir soruya “hem evet, hem hayır” diye cevap
verdim. Bir de olumsuz örnek anlattım moralleri bozulmasın diye “Bir
arkadaşımın yeğeni şiir yazıyormuş. İdolü de Ümit Yaşar imiş. Oğuzcan’ı Sirkeci
Büyük Postane’de görünce sevinmiş ve hemen yanına giderek “Üstadım size ithaf
ettiğim bir şiirim var. Okuyabilir miyim?” deyince; azarlanmış. “Sen kimsin de
bana şiir ithaf ediyorsun?” demiş. Genç şairinin morali bozulmuş, dünyası
yıkılmış ve neticede şiiri bırakmış. Peki ne tavsiye edilir gençlerimize; daha
fazla şiir okumak! Hep okumak ve yazmayı sürdürmek. Her ikisini örtüştürerek
götürmek.

 

Tarihten Günümüze Notlar

Zoomla yapılan bütün konuşmaları saatlerce izledim. Keyif
aldım. Sondan bir önce idi benim sıram. Çok iyi bir eğitim gören üç sınıf
arkadaşı Nizamülmülk, Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah. Daha gençlik dönemlerinde
iken biri önemli devlet adamı vezir, biri iyi bir şair, ötekisi de inanç
sömürücüsü ve uyuşturucuların kanaat önderi olmuş. Oysa aynı okulun ve aynı hocanın
üç öğrencisi idiler!

Tarihe biraz daha girelim; Fatih Sultan Mehmet Avni, Yavuz
Sultan Selim Selimi ve Kanuni Muhubbi mahlasıyla şiir yazıyor. Yaşları o
yıllarda henüz devlet yönetiminde sorumluluk almamış veya yeni devreye girmiş
kadar genç. Üstelik bir sonraki nesli de etkilemişler. Kanuni’nin “Halk içinde
olmaya mu’teber bir nesne devlet gibi/ Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat
gibi” dizeleri gününüze kadar yaşıyor, bakanlıklarda slogan oldu.

Hele Yavuz Sultan Selim’in 
“Milletimde İhtilaf-ı tefrika endişesi kuşe-i kabrimde bir karar eyler
beni/ Müttehitken safleti def’e çaremiz, ittihat etmezse millet dağıdar eder
beni”  dizeleri gazetelerin spotlarına
kadar girdi. 1967 yılında yayına giren ve dört yıl süren İttihat gazetesi
kapanana kadar bu sloganla yayınını sürdürdü. Daha önce de Mehmet Akif Ersoy’u
etkiledi. Aynı mesajı İstiklal Marşı şairimiz “Girmeden tefrika bir millete
düşman giremez/ Toplu vurdukça yürekler, Onu top sindiremez” diyerek verdi.

Mehmet Akif’in gençlik dönemi şiirleri çok fazladır. Yeni
nesile de örnek olarak Asım’ı gösterdi. Asım Safahat’ın altıncı kitabında yer
alır. Hocazade ve oğlu Emin, Köse İmam ve oğlu Asım arasında geçen konuşmaları
muhtevidir. Akif idealindeki örnek Asım’ı;  gençliğin eğitimi, ilmi, ahlakı, ideali, zulme
isyanı, vakar ve hayasıyla anlatır, bütün Japonya’dan Almanya’ya kadar
dolaştırarak ufuk açar. Sonra da “Asım’ın nesli diyorum ya nesilmiş gerçek/
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek” deyiverir.

 

Güç Zehirlenmesi İdealizmi Arkaya İtiyor

Reşat Nuri Güntekin Cumhuriyet döneminin önemli bir roman
yazarı. Özellikle Çalıkuşu romanı müthiş. İstanbul’da aristokrat bir ailenin
kızı Feride, kendisine aşık olana akrabası Kamran’ın aldattığını düşünür ve
öğretmen olarak Kuşadası’na tayinini isteyerek gider. Artık hem aşkını yüreğine
gömüyor, bekliyor ve hem de bir cumhuriyet öğretmeni olarak bölgede kalıcı
hizmetler veriyor, örnek oluyor. Keşke günümüz iktidarının önem verdiği imam
hatip okulu öğretmenlerinin de imkânı, unvanı bol olan bürokrasiyi tercih
etmekten ziyade, okullarda kalarak insana yatırım yapmasının, hidayet
yazılarından uzak romanları, öyküleri, destanları yazılsa! Ama mümkünü yok; güç
zehirlenmesi idealizmi hep arka plana atıyor.

Cumhuriyet bunu başardı. Çok örnek var. Mesela Yakup Kadri
Karaosmanoğlu. Zoraki Diplomat, Gençlik ve Edebiyat, Yaban, Kiralık Konak,
Hatıralar yazarının bir çarşaf öyküsü vardır ki çok duygusal bir yoğunluk
içerir. O Kağıthane’de Sadabad’daki ki hanımların renkli giysilerini, başörtüsünü,
mendillerini, şemsiyelerini hatırlarsanız eğer bir kız bunu yaşamak istiyorsa
genç kızlık dönemine girmeli ve bir merasimle bunu yaşanmalıdır. Yakup Kadri
yazısında bunu öyle bir anlatır ki, filme de alınmıştır. Müjde Ar filmde genç
kızlık dönemine geçişini yeni giysileriyle başarı ile yansıtır. Artık o sokağa
çocukluktan terfi ederek bir genç kız olarak çıkacaktır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar da çocukken bile dolaba saklanarak
evin kadınlarının sohbetini, dedikodularını, korkularını not alır ve sonra
yazıya döküyormuş. Bir yıldızın gelip dünyaya çarpacağının dedikodularını konu
alan Kuyruklu Yıldız Altında bir İzdivaç ve Gülyabani böyle ortaya çıkmış.

Edebiyatçı, öğretmen ve zabit Milli Edebiyatımızın
öncülerinden Türkçü Ömer Seyfettin (1884- 1920) 36 yaşında hakka yürüdü.
Kitapları hala yok satıyor. Vefatının 100. Yılı dolayısıyla Kaşağı, Yalnız Efe,
Efruz Bey, Pembe İncili Kaftan gibi kitapları baskı rekoru kırıyor. Hele o
Diyet öyküsüne bayılıyorum. Diyetini vererek kolunu kurtardığı sözkonusu kasaba
uğrayan adam, her gün “Senin kolunu ben kurtardım. Diyetini verdim halas oldun”
diyor. Kasaba artık gına gelmiştir. Bir seferinde kolunu tezgâha koyarak
kestiği gibi adamın yüzüne fırlatır “Al Diyetini ve git başımdan!” der. 9.
Hariciye Koğuşu, Fatih Harbiye yazarı Peyami Safa geçinmek için de olsa edebi
çalışmalarının yanında Server Bedi imzasıyla Cingöz Recai polisiye dizisiyle
gençlerin ufkunu geliştiriyor, düşünmesini ve sorun çözmesini sağlıyordu.

 

Tukay, Karakoç, Başcılar, Kanık, Bakiler

Yeri gelmişken bir başka örneği de Türk Dünyası’ndan vermek
isterim. Tataristan Milli Şairi Abdullah Tukay (1886-1913) vefat ettiğinde 27
yaşında idi. Tatarın bağrı edebiyat olarak bilinen bu ülkede Tukay ismi
zikredilince akan sular durulur. Bir asrı aşkın süredir hala şiirleri ve
çalışmaları bütün Türk dünyasında basılır, okunur. Türkiye’de de neşrolundu.
Adına onlarca uluslararası sempozyumlar düzenlendi. Bunlardan birini de Türk
Dünyasını Aydınlatanlar Mehmet Akif Ersoy ve Abdullah Tukay Uluslararası
Tataristan Sempozyumu (2014) adıyla Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı
olarak biz Kazan Devlet Üniversitesinde gerçekleştirdik.

Mona Roza şairi Üstad Sezai Karakoç (Ergani 1938) Gaziantep
Lisesi’nde talebedir. Altın Çağı Ölümün Şairi sınıf arkadaşı Seyfettin Başçılar
(1930-2020) kendisini memleketi Kilis’e davet eder ve Kilis KENT Gazetesi’ne
bir röportaj yapar (1954). 88 yaşında giren ve Allah uzun ömürler versin Sezai
Karakoç’un iki röportajdan gazetelere verdiği bu ilk açıklamasıdır. Başka
açıklaması yoktur. Üstelik daha 19 yaşındadır. KENT’teki bu röportaj hala çok
sayıda çalışmaya referans teşkil eder. Öğretmen Mustafa Kirenci’nin Büyüyen
Ay’da yayınlanan Sabah Yıldızı (2021) adlı çalışmada bu röportaj 63 sene sonra
yer alarak tazeliğini koruyor.

“İstanbul’u dinliyorum gözlerim Kapalı” dizesini hatırlamayan
var mıdır? Hiç mümkünatı yok. 36 yaşında vefat eden Orhan Veli Kanık
(1915-1950) ve eserleri konusunda telif haklarının kalkması ve vefatının 70.
Yıldönümü dolayısıyla bütün yayınevleri yarış halinde.

“Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü/ İncecikten bir yağmur
yağıyordu yollara/ Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi/ Sıcak bir kara sevda
yüreğimizin başında bağdaş kurup oturmuştu/ Acımsı buruk.“ Cebeci İstasyonu ve
Sen şairi Yavuz Bülent Bakiler’in Harman adlı kitabında bu şiirlerden onca
örnek görebiliriz. Bu dizelerin yazarı o yıllarda Ankara Hukuk Fakültesi
talebesidir. Allah hayırlı uzun ömürler versin, hala hatıralarını yazmakla
meşgul olan Yavuz Bülent Bakiler üstada. Gençlik dönemi, isteyen için en
bereketli ve duygusal yıllardır

 

Liselerarası Münazaralar ve Kitap Kulüpleri

Bizim kuşağı hatırlıyorum. 1960’lı yıllar. İstanbul Liseleri
Edebiyat ve Kültür Kolları Platformu her ay bir lisede (Haydarpaşa, Kuleli,
Kabataş, Pertevniyal, Vefa) toplanarak edebiyat, kültür, medeniyet hareketi
gelişmelerini tartışırdık. Yeşilay henüz politize olmamış liselerarası
münazaralar tertip ederdi. “Yetişen nesillerde milli kimlik azalıyor mu,
artıyor mu?” konulu tartışmaya bendeniz de katılmıştım. Bu tartışmalar MTTB’de
yapılırdı. Henüz bir siyasi partinin arka bahçesi olmadığından o yıllarda bu
münazaralar MTTB’de gerçekleşirdi. Ayrıca MTTB kitap Kulübü bütün öğrencilere
en az %25-50 arası iskontolu ve bazen taksitli kitap satışı yapardı. Üniversite
gençlerine tatil kampları ayarlar, sürücü ehliyeti verir, yurtdışı seyahatlerde
kolaylık sağlardı. Sosyal Bilimler Enstitüsü ile de gençleri hayata hazırlardı.
Bugün de MTTB var. Hem de çok şık biçimde restore edilerek yine MTTB’ye
verildi. Başkanı da yıllardır Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Emrah Karayel.
Ama MTTB eski MTTB değil. MHP ve MSP gibi siyasi hareketlerin bile kitap
kulüpleri vardı. Bugün “oku” emri bile “okuma” emri biçiminde algılanıyor.
Fakat sanırım internet, akıllı telefona rağmen ufku içinde Z Gençliği bazı
gelişmelerin farkında.

 

Gençlik ve edebiyat biraz da önündeki örneklerden yola
çıkar. Daha iyisini gerçekleştirir. Ama önce okumak şartı vardır. Hep okumak.