27 Kasım-8 Aralık 2024’te Hey’et-i Tahrîrü’ş-Şâm öncülüğünde askerî koalisyonun 12 gün süren taarruzu ile 61 yıllık Baas rejimi çökmüştü. Şimdi de Fırat’ın doğusunda beslenen, büyütülen, donatılan PKK (YPG) güçleri çok hızlı bir şekilde denklemden çıkarıldı.
Suriye PKK’sı (YPG) ABD’nin Suriye içi dengeleri değiştirmek için ve IŞİD güçlerine karşı kullandığı bir aparattı. Yanına Arap aşiretler monte edilerek SDG adı verilen bir devletçik haline getirilmişti.
SDG Suriye’nin su ve petrol kaynaklarının büyük çoğunluğunu yönetiyordu. Fırat’ın doğusundaki hâkim olduğu bu bölgede 13 sene içinde kazandığı bütün meşruiyeti, toprakları, maddi kaynakları ve özerk bölge/ federe devlet hayallerini birkaç günde kaybetti.
PKK kanadı (Kandil’den, DEM’e kadar) ABD tarafından satışa getirildiği düşüncesiyle öfke içindeler.
SDG/PKK Türkiye içindeki ayrılıkçı Kürtler için başarılı bir model olarak görülüyordu. 80-100 bin kişilik eğitilmiş ve binlerce tır dolusu silahla donatılmış bir orduya sahip kılınmıştı. Hatta SDG, Akdeniz’e açılacak bir koridora da sahip olacaklarına inandırılmış olmalıydı ki, bölgede Deniz Harp Okulu açmaya çalışıyordu.
Görüldü ki bir devlet kurmak hayaliniz varsa, bunu kendi insan kaynağınız ve gücünüzle yapmaya çalışmanız lazım. Bir emperyal devletin himayesine sığınarak böyle hayallere kapılanlar, bu hami devletin önceliği değiştiğinde kolayca satılabilirler.
SDG güçlerinin büyük çoğunluğunu teşkil eden Arap aşiretler PKK/YPG ile kurdukları SDG ortaklığından ayrıldılar. Yeni Suriye devlet başkanı Şara (Colani) tarafına geçtiler. ABD’nin verdiği silahlar ne oldu bilinmiyor. Ama bu askeri teçhizatı YPG, ABD’nin istemediği bir şekilde kullanamaz.
Yani ABD’nin himayesinde iken kendini kaplan görenlerin aslında bir “kâğıttan kaplan” olduğu anlaşıldı.
Tom Barrack “SDG’nin sahadaki temel IŞİD karşıtı güç olma rolü büyük ölçüde amacını tamamladı. Suriye’de Kürtler için bugün en büyük fırsat, Şara liderliğindeki yeni hükümettir” diyerek, SDG/YPG’nin son kullanma tarihinin dolduğunu açıkladı.
Yani ABD ayrılıkçı Kürtleri kullandığı kirli bir mendil gibi çöpe atıverdi.
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi’nin azarlaması karşısında, SDG’nin başı Mazlum Abdi kendilerine dayatılan 14 maddelik anlaşmayı imzaladı. “13 senelik kazanımlarını” bir çırpıda geri veren, bir zamanlar ABD Başkanı tarafından “General Abdi” diye övülen terör örgütü liderinin karizması yerle bir oldu.
************************************
Hayaller Paris, Gerçekler Somali
Eş Şara (yeni Şam yönetimi) ve Mazlum Abdi arasında şekillenen süreç, “Özerklik Projesi”nin fiilen iflası demek. Türkiye artık Suriye sınırında kendisine düşman bir terör devleti kurulması riskinden uzaklaştı.
14 maddelik anlaşmada yer alan maddelere bakınız. SDG/PKK’nın talepleri ile elde ettikleri arasında bir uçurum olduğu görülecektir:
- SDG/PKK Askeri Özerklik yani 100.000 kişilik gücün 3 Kolordu şeklinde, kendi komuta zinciriyle orduya eklemlenmesini istiyordu.
Anlaşmaya göre, SDG feshediliyor. Askerler güvenlik taramasından geçip bireysel olarak Suriye ordusuna (Savunma ve İçişleri Bakanlığı) katılıyor.
- SDG/PKK ekonomik kaynakların kendisinde kalmasını, petrol ve doğalgaz gelirlerinin kendi kontrolünde veya pazarlık kozu olmasını talep ediyordu.
Ancak anlaşmaya göre, tüm petrol sahaları, barajlar ve sınır kapıları kayıtsız şartsız Şam yönetimine devrediliyor.
- SDG/PKK Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi“nin anayasal olarak tanınmasını yani Federasyon istiyordu.
Anlaşmaya göre, Sivil kurumlar devlete bağlanıyor. Sadece Haseke ve Kobani gibi yerlerde yerel polis gücü ve bazı valilik atamalarında (onaya tabi) öneri hakkı veriliyor.
- Hepsinden önemlisi SDG/PKK ABD’nin kendilerine destek ve korumasını devam ettirmesini istiyordu.
Tom Barrack, “Rejim değişti, artık meşru muhatap Şam’dır. SDG’nin IŞİD misyonu bitmiştir” diyerek desteği kesti. ABD bütün Suriye’yi temsil edecek olan Şam yönetimi (Şara) ile çalışmayı tercih etti.
Bu maddeler SDG/PKK’nın13 yıllık kazanımlarının (özerklik iddiası, Belçika’dan bile büyük bir arazide sürdürülen egemenliğin) 48 saatte çöktüğünü gösteriyor.
Özetlersek; ABD, Suriye’de “stratejik bir tercih değişimi” yapmıştır. İran’ı bölgeden atmak için ayrılıkçı Kürtleri (SDG/PKK) feda edip, Sünni Arap çoğunluğa dayanan Eş Şara yönetimini “yeni müttefik” olarak seçmiştir.
Türkiye için kısa vadede “Özerk PKK Devleti” tehdidi bertaraf edilmiştir; bu büyük bir stratejik kazanımdır. Ancak orta ve uzun vadede, Suriye ordusu içine gizlenmiş PKK unsurlarının (TSK içindeki FETÖ yapılanması gibi) Türkiye’ye karşı çalışacakları ihtimalini göz ardı etmemek gerekir.
************************************
Kandil ve Türkiye Ayağında Muhtemel Gelişmeler
Kandil’deki PKK elebaşı Murat Karayılan “saldırılar sadece Rojava’ya değil tüm Kürdistan’a yöneliktir” dedi. Sıranın Irak Kürdistan’ına geleceğini savundu. Gelişmeleri yerel ve uluslararası güçlerin ortak komplosu ve Kürtlere karşı soykırım” olarak nitelendirdi.
“Bu tutum başta ABD olmak üzere İngiltere, Almanya, Fransa ve koalisyon devletleri için kara bir lekedir, Koalisyondan yardım istendi ancak hiçbir cevap verilmedi” diye yakındı.
Bu sözler PKK ve yandaşlarında yaşanan moral çöküntüsünü gösteriyor.
Aslında bu endişelerinde haklılar. Çünkü Suriye’de yaşananlar Irak Kürt bölgeleri ve Kandil’de yansımasını bulacaktır.
Aynı zamanda PKK’nın mahkûm lideri Öcalan ile yürütülen “süreç” de Suriye PKK’sı SDG’nin tasfiyesinden etkilenecektir.
Öncelikle PKK/DEM talepleri daha ayağı yere basan mertebelere inecektir.
Devlet, Türkiye’nin üniter yapısını değiştirecek talepleri dikkate almayacaktır. Yani sürecin DEM/PKK’nın hedeflediği bir sonuca varması daha da güçleşmiştir.
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına seçilmesi için DEM’den vaz geçebileceği bir ortam doğdu.
Erdoğan Suriye’deki gelişmeleri bir başarı hikayesi olarak kullanıp DEM ittifakını bozabilir. Hatta PKK ilişkileri olanları hapse attırarak, milliyetçi seçmenleri yanına alma çabası içine girebilir.
Olacakları önceden öngörebilmek için, biraz daha zamana ihtiyacımız var. Ve olayları yakından izlemeye devam etmemiz gerekiyor.


