Sünnet Olmanın Dinimiz ve Kültürümüzdeki Yeri

30

Hz. Peygamber’in söz, fiil ve takrirleri anlamına gelen sünnet, dilimizde aynı şekilde; erkeklik organının ucundaki derinin kesilmesi anlamını da ifade etmektedir. Arapçada bunun karşılığı olarak hitan kelimesi kullanılmaktadır. Genellikle Sami/İbrahimî gelenekle özdeşleştirilen sünnetin kökeni tarih öncesi dönemlere; Eski Mısır, Afrika, Amerika ve Pasifik gibi farklı coğrafyalara uzanmaktadır.

Yahudilikte sünnet; ilk defa İbrahim (a.s.)’e Allah tarafından emredilmiş olup Hz. Musa (a.s.)’nın şeriatında da yer almıştır. Hz. İbrahim (a.s.) ile yapılan ahdin ve Yahudi kimliğinin önemli bir göstergesi olarak kabul edilen sünnet, Yahudiler tarafından nesiller boyu süregelen bir uygulama olarak devam ettirilmiştir. Tevrat’a göre İbrahim 99 yaşında iken bu emri aldığında 13 yaşındaki oğlu İsmail ve evin diğer bütün erkekleriyle beraber kendisi de sünnet olmuş, daha sonra dünyaya gelen oğlu İshak’ı da bu emir gereği, 8 günlükken sünnet etmiştir. (Tekvin, 17/23-27; 21/4)

Hıristiyanlıkta; İnciller, sünnetin önemli bir Yahudi âdeti olduğunu, Hz. İsa’nın (a.s.) buna uygun 8 günlükken sünnet edildiğini ve bu uygulamayı reddetmediğini belirtmektedirler. (Luka, 1/59; 2/21; Yuhanna, 7/23) İlk dönem Hıristiyanlığında devam etmekte olan sünnet olma âdeti; Hıristiyanlığın ikinci kurucusu kabul edilen Pavlus’la birlikte, “maddi şeklinden uzaklaşılarak günahlardan arınma anlamında” mecazi bir ameliyeye dönüşmüştür. (DİA, Sünnet Maddesi)

İslam sünnet olayını,  Yahudilik ve Hıristiyanlığın ilk dönemindeki gibi insanla Allah arasındaki ahit ve anlaşmanın bir sembolü değil, fıtratın gereği olarak yerine getirilmesi gereken ve ezan gibi Müslümanlığın alameti olan bir şiar kabul etmiştir. Ve bunun bir tören şeklinde yapılışı da önemlidir.  Nitekim İslâm öncesi pek eski devirlere kadar uzanan törenlerden birisi hitân denilen sünnet etme merasimidir. Hz. Peygamber (a.s.) de bu tatbikatı benimsemiş ve devam ettirmiştir. Böyle olmakla birlikte bu ameliyenin Müslümanlar arasında taşıdığı önem Yahudilerin aynı ameliyeye verdikleri ehemmiyetten daha azdır. İslâm’da bu tatbikat, Yahudilerde olduğu gibi Allah ile akdedilen bir anlaşma olmaktan çok bir sağlık, hijyen meselesidir. (M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, II, 1112)

Doğrudan Kur’an-ı Kerim’e yansımamış olsa bile, Hz. Peygamber’in, doğuştan insan tabiatına uygun davranışlar içerisinde zikretmiş olduğu; ağzını yıkamak, sakal ve bıyıkları düzeltmek, tırnakları kesmek, koltuk altı ve etek tıraşı olmak vs. gibi hasletlerin içerisinde, sünnet olmayı da sayması, bu konunun önemine işaret etmektedir. (Buhari, Libas, 63, 64).

Nitekim Herakliyus’un Ebu Süfyan’a yönelttiği sorular içinde Arapların sünnet olup olmadıkları sorusu da yer aldığına göre (Buhari, Bed’u’l-vahy, 7), bu geleneğin Arapların arasında Hz. İbrahim’den bu yana var olduğu anlaşılmaktadır (Buhari, Enbiya, 8).  Ayrıca kaynaklardaki bilgilerden, bu ameliyenin erkeğin büluğ çağına yaklaştığı zamanlarda gerçekleştirildiğini bilmekteyiz. (Buhari, İsti’zan, 51) Bununla beraber Hz. Peygamber, İslam’a girmek isteyen kimselere ileri yaşlarda olsalar bile sünnet olmalarını emrederdi. (Ebu Davud, Taharet, 131; Beyhaki, Sünen, VIII, 324)

Bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sünnet olmasına gelince; bu konuda üç görüş bulunmaktadır: a) Hz. Peygamber (a.s.), sünnetli ve göbeği kesik doğmuştur. b) Sütannesi Halîme’nin yanında bulunduğu zaman meleklerin kalbini yardığı esnada sünnet edilmiştir. d) Dedesi Abdülmuttalip, doğumunun yedinci günü onu sünnet etti, bunun için bir yemek ziyafeti verdi ve ona Muhammed adını verdi. (İbnu’l-Kayyım, Zâdu’l-Me’âd, I/78-79)

Konuya ilişkin hadislerle Müslüman toplumların telakki ve teâmüllerini değerlendiren fakihler, sünnet ameliyesinin hükmü konusunda farklı görüşler ortaya koymuşlardır: Ebu Hanife ve Malik sünnet olmanın hükmünün sünnet olduğunu, Ahmet b. Hanbel ve Şafii ise vacip olduğunu söylemektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in torunları Hasan ve Hüseyin’i yedi günlükken sünnet ettirdiğine dair rivayeti (Beyhaki, Sünen, VIII, 324) esas alan Şâfiîler; çocuğun doğumunun yedinci gününde sünnet edilmesini müstehap kabul etmişlerdir.

Sünnet olmamış birisinin Kâbe’yi tavaf edemeyeceği, namazının kabul olmayacağı ve kestiği hayvanın etinin yenmeyeceği şeklindeki Sahâbe ve Tâbiîn sözleri; İslâm kültüründe bu geleneğin yerini göstermesi bakımından önemlidir. (Beyhaki, Sünen, VIII, 324-326) İmam Mâlik’ten sünnet olmayan kişinin imamlık yapamayacağı ve şahitliğinin kabul edilmeyeceği nakledilmektedir. Hanefiler; Ezan ve Kurban gibi, farz olmadığı halde İslâm’ın sembol hükümlerinden kabul ettikleri sünnet olmanın, topluca terkinin kabul edilemeyeceğinin belirtirler.

Sünnet ameliyesini yapacak kimseye gelince; bu kişinin ehil bir doktor veya ehil bir sünnetçi olması gerekir. Allah Rasûlünün bu hususta uyarıları bulunduğu gibi (Hâkim, Müstedrek, III/603), Hz. Ömer (r.a.)’in sünnet ettiği çocuğa zarar veren sünnetçileri tazminata (Abdurrezzâk, Musannef, IX/470), çocuğun ölümüne sebep olan sünnetçileri ise diyet ödemeye mahkûm ettiği rivayet edilmektedir. (İbn Ebî Şeybe, Musannef, V/420)

Sünnet vesilesiyle ziyafet verip eğlence tertip edilmesi çok eskilere uzanan bir gelenektir. Araplarda, sünnet düğünü için verilen ziyafete “azîra” denir (Seâlibî, Fıkhu’l-Luga, s. 266) ve bu esnada müzik eşliğinde oyunlar oynanırdı. Ashabı kiram sünnette ziyafet verir eğlenirlerdi Eğlenceye iştirak konusunda titiz olan Abdullah b Ömer, sünnet yemeklerine iştirak ederdi (İbn Ebi Şeybe, Nikâh, 155).  Sünnetlerde yemekler ikram edilirdi Urve b ez-Zübeyr sünnet olduğunda annesi hurmayla yapılan bir bulamaç olan “asîde” yemeği yapmıştı. (Abdurrezzâk, Musannef, IV, 335)

Hz. Ömer (r.a.), halifeliği döneminde def ve şarkı sesi duyduğunda; “nikâh mı, sünnet mi?” diye sorar, eğer bunlardan biriyse müdahele etmezdi. (Fâkihî, Ahbâru Mekke, I, 21) İbn Abbâs (r.a.), çocuğunu sünnet ettirdiğinde, oyuncu tutmuş ve ona ücret ödemiştir. (Fâkihî, Ahbâru Mekke, I, 21; İbn Ebi Şeybe, Nikâh, 66) Daha sonra gelen fakihler ve dört mezhep imamı, dini kuralların ihlali için araç haline getirilmemesi kaydıyla böyle günlerde ziyafet verme ve eğlenmeye karşı çıkmadıkları gibi, genellikle bunlara katılmayı müstehap saymışlardır.

İslâm dünyasında yörelere göre bu kutlamalar çeşitlilik arzetmiştir Mekke’de “tahar” adı verilen şenlikler düzenlenirdi. Genellikle çocuklar 3-7 yaşlarında sünnet edilir, sünnetin yapılacağı günde güzel elbiseler giydirilir ve at üzerinde dolaştırılır. İki yanında, attan düşmesini engelleyecek ve mendillerle kendini yelpazeleyecek adamlar dolaşır. Önde davulcu ve defçiler gider, zenci bir hizmetçi kömür üzerinde reçine ve tuz yanan bir mangalı başında taşır. Çocuğun arkadaşları alayın ikinci kısmını teşkil eder. İkindi vaktine kadar şehrin sokaklarında dua okuyarak, eğlenerek dolaşan çocuklar, gece de bunu sürdürürler.

Ertesi gün arka üstü yatırılarak çocuğun dikkati tatlılarla başka tarafa çekilerek operasyon gerçekleştirilir Evliya Çelebi’ye göre, Mısır’da erkek çocuklar 5-6 yaşlarında sünnet edilirler. Genellikle masrafı azaltmak için sünnet gruplar halinde yapılır: Kız gibi giydirilen çocukların, yüzlerinin bir kısmı mendille örtülür. Böylece nazardan korunacağına inanılır. Atlara bindirilerek, çalgıcılar, yaşlılar yardımcılarıyla peştemal kuşanmış sünnetçi ellerinde kandiller, büyük bir alayla sokaklarda dolaşırlar. Üç gün üç gece ziyafet verilir, eğlenilir ve son gün çocuk sünnet edilir. (Evliya Çelebi, Seyahatname, XV, 25)

Müslüman Türk toplumlarında öteden beri sünnet törenlerine önem verilmiş, bu sebepten de sünnet düğünleri etrafında zengin bir gelenek oluşmuştur. Türkiye’de sünnet merasimleri genellikle yemekli yapılmaktadır Bazı yörelerde kirvelik büyük bir önem kazanmıştır Sünnet çocuğunun yatağı gelin odası gibi süslenir Başucuna işlemeli bir mahfaza içinde Kur’an-ı Kerim asılır Etrafına güzel kokular serpilir.  Ailenin maddî durumuna göre çocuk sırmalı, işlemeli, nazarlıklı başlık ve elbise giyer. Külah ve omuzdan koltuk altına uzanan bir kuşak üzerinde Maşaallah yazılır. Davetlilerin sünnet olana hediye getirmesi veya zarf içinde para vermesi âdet olmuştur Hediyeler çocuğun yatağına veya yastığının altına bırakılır

Günümüzde gelenek olarak yapılan bu sünnet düğünlerinde gösterişe varan büyük israflar ve İslam adabına uygun olmayan amel ve davranışlar sergilenmektedir Aynı zamanda dini bir sünnet olarak icra edilen bu geleneksel uygulama, içki alemleri gibi gayr-i meşrû israf ve eğlencelerle kirletilmemeli, Allah’ın razı olacağı şekilde ve helal yollarla icra edilmelidir.