SUAT GÜN ile ‘KÂFİR’ Kelimesinden Hareketle Ufuk Turu…

60

Oğuz Çetinoğlu: Kâfir’ kelimesi lügatlerde; ‘tanımayan, bilmeyen, Allah’ın varlığını ve birliğini kabul etmeyen, On’a ortak koşan veya beşerî sıfatlar yükleyen’ olarak açıklanmaktadır.  Sizin görüşleriniz nedir?

Suat Gün: Kâfir hakîkati örtendir, hakkı gizleyendir. Bir de ‘inkârcı’ kelimesi var: ‘münkir’ olarak da anılır.  Hakîkati kabul etmeyendir, reddedendir. Kâfir hakîkati bile bile gizler. Münkir aklen yetersiz olduğu için hakîkatin varlığını göremez. Münkir esasen bilgi ve zekâ bakımından yetersizdir. Bu yetersizlik dolayısıyla eğriyi doğrudan ayırt edemez, aynı zamanda varlıklar ve nesneler hakkında doğru hükümler veremez. Bunlar arasındaki bağlantıyı kavrayamaz. Kâfir hepsini bilir ama yanlışta bilerek ısrar eder.

Çetinoğlu: Daha geniş bir açıklama gerekirse…

Gün: Yüce Allah’ın varlığı gün gibi aşikârdır, hiçbir şekilde reddedilmesine dâir bir delil bulunamaz. Aksine bir düşünce savunulamaz.

Maddenin hareketi, cisimlerin birbirleriyle olan bağlantısı, birbirlerine tesiri varlıkların, şaşmaz bir şekilde hareketi insan tarafından tasavvur edilemeyecek bir gücün açık belirtisidir. Dolayısıyla gerçek akıl sâhipleri bu bağlantıyı ayırt eder, bunun arkasındaki esas gücün kim olduğunu hakkıyla takdir eder. Bugün fizik ve kuantum fiziğindeki gelişmeler, elementlerin yapısı bunları meydana getiren atomlar, atom ve parçacık fiziğinde yapılan araştırmalar sonucunda insan bilgisi yepyeni bir noktaya gelmiştir. Kâinatı anlama ve sırlarına vakıf olmada yeni bir aşamaya geçmiştir. Eski Yunan âlimlerinin söylediği şu idi; ‘Madde parçalanamaz bölünemez zannedilen en küçük parçacıklardan meydana gelmiştir. Bu parçacıklara da atom adı verilmektedir.’

İlk çağlardaki bir âlimin eline bir avuç toprak alıp bunu bir çekiç vasıtasıyla parçalaması veya havanda dövmesi sonucunda toz dediğimiz küçük parçacıklara bölünmektedir. O zamanın âlimleri bu parçacıkların daha da ufalanmayacağı sonucuna varmışlardı. Buna da atom adını vermişlerdi. 2000 sene boyunca insanlık atomların bölünemeyeceğini zannetmişti. Taneciklerden meydana gelmiş toprak yığını sanmıştı. Daha 20 yüzyıl başlarına kadar bu yanlış bilgi devam etmiş hatta Dalton’un atom teorisi maddenin atomlardan oluştuğunu ve bunların nihai olarak bölünmeyecek en küçük parçacıklardan meydana geldiğini savunuyordu. Tıpkı Aristo’nun bütün kâinatın dünyanın etrafında döndüğünü sanması gibi…

Parçacık fiziğinde ki ilerlemeler, bunun böyle olmadığını ortaya çıkarttı. Bir de bakıldı ki atomlar merkezde bir çekirdek etrafında dönen elektronlar, çekirdeğin bünyesinde ağırlığı olan ve olmayan nötron, proton ve pozitronlardan meydana geliyor. Ve bunlar arasında o derece büyük boşluklar var ki elektronlar bu çekirdeğin etrafında dönerek bir kabuk meydana getiriyor ve bu kabuk parçalanamaz zannettiğimiz atomları oluşturuyor. Çekirdekteki parçacık sayısı arttıkça farklı farklı elementlere dönüşüyordu. Fiziki ve kimyevi özellikleri değişiyordu.

Uzun yıllar atomu meydana getiren bu parçacıkların nasıl bir şey olduğunu anlamak üzerine yoğunlaştık. Aaa bir de baktık ki;  bu parçacıklar da daha alt küçük parçacıklarından oluşuyor. Buradaki fizik kanunları kuantum kanunlarına göre işliyordu. Bu kanunlar da sâbit değildi.

Çetinoğlu: Peki, bu parçacıkların kaynağı neydi, bu parçacıklar nasıl meydana geliyordu?

Gün: İşte parçacık fiziği üzerindeki yoğunlaşmadan sonra şu anlaşıldı ki; madde; dalgaların birbirlerine çarpmasıyla küçük kum tanelerine benzer,  ‘kuark1 adını verdiğimiz parçacıklardan oluşuyordu. Bu kuarklar her istikametten gelen sonsuz sayıdaki dalganın birbirine çarpmasıyla tümsek benzeri bir yapı oluşturuyor. Bu yapıların birbirleriyle kaynaşması neticesinde kuark dediğimiz parçacıklar oluşuyor. Kuarklar birbirleri ile birleşerek nötron, proton elektronlar oluşturuyor. Bunlardan da atom oluşuyor.  Peki, maddenin kaynağı olan atom neden meydana geliyordu? Her yönden esen rüzgâr gibi dalgaların birbirine çarpmasıyla kuarklar, kuarklardan atomlara, atomlardan elementlere ulaşan bir yapı oluşturuyor yâni varlık âlemi başlıyordu.

Çetinoğlu: Varlık Âlemi’ nedir?

Gün: Her noktadan her yönden esen sürekli dalgadır!  

Çetinoğlu: Varlık âleminin başlangıç noktası nedir?

Gün: Dalga.

Çetinoğlu: Dalganın mebdei?

Gün: Yokluk âlemi kendiliğinden sürekli esen bir dalga meydana getiremez.  Çünkü varlığı meydana getiren şey her noktadan her yönden esen sonsuz sayıdaki dalga hareketidir. Dalga hareketi bir üfleyen olmazsa ve üfürenin devamlı üfürmesi olmazsa olmaz. Üfüren dalga olmazsa bu dalgalanma olmayacak ve madde meydana gelmeyecektir.

Çetinoğlu: Bu üfürülme meselesini incelediğimiz zaman ne görüyoruz?

Gün: Şunu görüyoruz: Maddeyi meydana getiren dalga her istikametten ve her noktadan birbirine çarparak kabarcıkları meydana getiriyor. Onlar da maddeleri meydana getiriyor ve birbirini iterek sürekli genişliyor. Yâni maddenin var olma sürecini meydana getiren genişleme mekân oluşturarak uzayı da meydana getiriyor. Yâni madde kendi boşluğunu da meydana getirerek genişliyor. Varlık sürekli yaratılarak mekânını ve yerini genişletiyor, değiştiriyor. Bu var olma fiili süreklidir. Mekân sürekli var edilerek genişletiliyorsa onu var eden güç mekânın dışındadır. Dolayısıyla mekânı ve yeri olmayan bir güç tarafından bu var etme süreci sonsuz sayıda tekrarlanmaktadır.  Buradan anlıyoruz ki o yaratıcının kendisinin bir mekânı yoktur ve O mekândan münezzehtir. O bütün mekânların dışındadır. Mekânları sürekli var ederek yaratmaktadır. Onun yaratması durduğu an, yâni kâinatı meydana getiren dalga kesildiği andan itibâren kâinat kendi içerisinde çökerek dökülür. Çünkü o sürekli var edendir. Çünkü o yarattıklarına benzemeyendir. Dolayısıyla maddenin kadim olmadığını, sürekli yaratıldığını yaratılanların dalga adını verdiğimiz hiçlikten oluştuğunu, o yüce gücün hiçbir zaman yarattıklarına benzemeyeceğini anlamış bulunuyoruz. Onun, sürekli dalga göndererek yarattığı kâinatın madde ve mekânını mütemâdiyen ayakta tuttuğunu, o ezelî ve ebedî olmazsa kâinatın mümkün olamayacağını, bütün bu kâinatın dışında kalarak yarattığını ilmen görmüş bulunuyoruz. Dolayısıyla O’nun cevheri; yoklukla, yoktan var edilenle asla mukayese edilemeyecek bir cevherdir.  Yüce Allah’ın yarattıklarına benzememe sıfatı yoklukla mukayese edilemezlik niteliğinden gelmektedir. Maddenin özünü oluşturan sonsuz ve sınırsız sayıdaki dalga kesintiye uğradığı andan itibaren varlık âlemi yok olur. Zahiri âlem ortadan kalkar.

—————————-

1Kuark: bir tür temel parçacık ve maddenin temel bileşenlerinden biridir. Kuarklar, bir araya gelerek hadronlar olarak bilinen bileşik parçacıkları oluşturur. Bunların en kararlıları, atom çekirdeğinin bileşenleri proton ve nötrondur.

Varlık âleminin varoluşu onu yaratanın başlangıcının ve sonunun olmamasından kaynaklanmaktadır. Varlık âleminin yaratılma fiziği gösteriyor ki şâyet başka tanrılar olsa, başka müdâhale eden varlıklar olsa, kâinatı meydana getiren dalga yapımına çeşitli yönlerden müdâhale olur ve varlık âlemi mümkün olmaz. O olmazsa varlık olmaz. Varlığın varlığı tamamen onun irâdesine ve onun kudretine bağlıdır. O sonsuz kuvvet ve kudret sâhibidir. Zamandan ve mekândan münezzehtir, yarattıklarına benzemeyendir.

Çetinoğlu: Kâinatın genişliği konusundaki söylentiler çok farklı…

Gün: İlk yaratıldığı andan itibaren kâinatın kaç milyar ışık yılı mesafesine kadar genişlediğini anlamakta büyük bir acizlik içerisinde bulunuyoruz. Onun, kâinat, yâni yer ve gök hepsi bir aradaydı onu birbirinden ayırdık, sürekli genişletiyoruz demesinden sonra anladık ki gerçekten kâinat genişliyor. Göğe başımızı kaldırıp baktığımız zaman bulut şeklinde gözüken yıldızların yıldız olmadığını onların Samanyolu gibi başka samanyolları olduklarını anladık. Bugünkü ölçümlere göre kâinatın yarıçapının 46 milyar ışık yılı olduğunu ve onun bize bildirdiği rabbinin yarattıklarını sayamazsınız ayetinin tecellisi olarak 8 trilyon tane Samanyolu olduğunu tahmin ediyoruz. Her samanyolunda 100 milyar ile 1 trilyon arası yıldız olduğunu, her yıldızın yörüngesinde yüzlerce gezegen döndüğünü öğrenmiş bulunuyoruz. Dolayısıyla bu yaratılanları saymamızın mümkün olmadığını anlamış bulunuyoruz. Uzayın en derin yerlerinde ne olduğunu, ışık ve sinyallerinin zayıflayarak bize kadar gelmediğini nereye kadar uzandığını bilmediğimizi görüyoruz. Yıldız ve gezegenlerin sayısını matematik bilgimize göre sayamayacağımız kadar bir âcizlik içerisinde bulunuyoruz. Hatta kendi güneş sistemimizin çekim alanı içinde bulunan gezegen sayısını, kimin hangi yörüngede döndüğünü bile bilmiyoruz. Onları yaratan gücün bütün bunları saniye sekmeden bir düzen içinde döndürdüğünü/gezdirdiğini gözlerimizle görüyoruz. Kendimizi ve aczimizi görmeden şımarıp duruyoruz. Kâinatta Dünyâmızın bir nokta büyüklüğünde bile olmadığını açıkça görüyoruz. Biz de bu varlık âleminde karınca kadar bile bir yer işgal etmiyoruz.

Çetinoğlu: Kâinatın sınırsızlığını idrak edemeyenler var…

Gün: Bugün ben gençlerimizin kâinatın yüce yaratıcısını idrak edememesinden derin bir üzüntü duyuyorum.  Neden ateist, deist oluyorlar? Neden gençlerimize Yüce Allah’ın sonsuz kudretini atom fiziğinden başlayarak izah etmiyoruz.  Neden onların yüce Allah’ı görür gibi inanmasına hizmet etmiyoruz? Neden gençlerimize hakîkat ilmini öğretmiyoruz?  Neden öğrendiğimiz fizik ve kimya bilgisini hakâkat ilminin ifâdesinde kullanmıyoruz?  Eğer gençlerimize hakîkati öğretmezsek ağır bir sorumluluk içerisinde kalacağımız ve âhirette de bunun hesabını veremeyeceğimizi neden düşünmüyoruz? Allah’ın zatı ve varlığı derinlemesine düşündüğünüz zaman güneş gibi açıktır ve kesindir. Onu görmek gören gözlerin işidir, aklen görenlerin kabiliyetidir.  Onu görmek yüksek aklın mârifetidir. Ahmaklar asla gözlerinin hâricindeki organlarla göremezler, yokluktan (yâni sürekli yaratılan) meydana gelen organlarla onun görmenin imkânsız olduğunu anlayamazlar. Esas görgünün, akılla görmek olduğunu, asıl görmenin ve hüküm yürütmenin aklen mümkün alacağını düşünemezler. Varlığı aklen görmek hakîkat ilmidir. Aklen görmek matematik analizinde ihtisaslaşmak gibidir, çarpım tablosunun ezberlemeyen çıkartma toplama bilmeyen bir matematikçinin binom formülünü2 kavraması mümkün değildir. İnkâr, bilgi ve akıl yetersizliğinin

……………………

2Binom açılımı: Matematikte binom açılımı, iki sayının toplamının üslü ifadesinin cebirsel açılımıdır. Teoreme göre, ⁿ formatında yazılmış bir polinom, b, c 0, b +c = n, axᵇyᶜ formatındaki terimlerin toplamı şeklinde yazılabilir. Bu ifadede b, c, n N, b 0, c 0, b+c=n, a> 0 koşulları sağlanmalıdır.

açık delilidir. İnkâr bilgi yetersizliğinden kaynaklanırsa düzeltilebilir, akıl eksikliğinden kaynaklanırsa asla düzeltilemez. Bilgi eksikliğinden kaynaklanan inkârı düzeltmeye mecburuz. Akıl eksikliğinden ve kibirden kaynaklanan inkârı düzeltemeyiz. Bu nedenle ahmaklığın en açık belirtisi hakkı inkârdır. İnkâr da cezâsız değildir!

  SUAT GÜN Malatya’nın ilçesi Battalgazi’de doğdu. Atatürk İlk Okulu’nu ve Kubilay Orta Okulu’nu Malatya’da bitirdi. 1970’de Kuleli Askerî Lisesi’ne girdi. 1973’de mezun oldu. 1976’da Kara Harp Okulu’nu, 1977’de Topçu ve Füze Okulu’nu bitirdi ve orduya katıldı. İstifa ederek ordudan ayrıldı. 1987’de İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Aynı fakültenin Milletlerarası İlişkiler Bölümü’nde ‘Milletlerarası Politika’ alanında yüksek lisans yaptı. Ordudan ayrıldıktan sonra 2002 yılına kadar ticaretle uğraştı. İlk yazılarına 1987 yılında Türk Yurdu ve Malatya’nın Sesi Dergisi’nde başladı. 2002 yılından sonra Önce Vatan Gazetesi’nde köşe yazıları 2009 yılına kadar aralıksız yayınlandı. Sarı basın kartı sahibidir. Şafak Gazetesi- 34 Gündem Gazetesi, İş Gündem Dergisi, Marmara’nın Sesi Gazetesi ve İstanbul Times Gazeteleri yazılarını yayınlamaktadır. Flaş TV’de ‘Kim Haklı’ programına katıldı. Mesaj TV’de ‘Fikir Penceresi’ programını 50 hafta – MPL TV’de ‘Satranç Tahtası’ programını 200 hafta sundu. Ülke meseleleriyle ilgili olarak Ülke TV, Kanal 7, Çay TV, Kanal İstanbul, Bengisu TV, Kanal 9, ‘Türkiye’nin Sesi Programı’nda’, Meltem TV, Mesaj TV, Kanal 5, TRT, TRT Arapça, AKİD TV, Uzay TV, Kanal G, TGRT, 1AN Tv gibi televizyon kanallarında tartışmalara katıldı ve hâlen katılmaktadır. Aynı zamanda çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde (Hicret Haber Com, Kudusde.org ) yazıları çıkmaktadır. Günlük köşe yazıları ÖNCE VATAN GAZETESİ’nde yayınlanmaktadır. Yazı arşivi gazetenin sitesi olan www.oncevatan.com ‘da bulunmaktadır. Strateji ve dış politika üzerine 12 edet yayınlanmamış 1 adet yayınlanmış ‘Filistin Savunması İnsanlık Dâvâsı’ adlı kitabı mevcuttur. Ayrıca (Ahi Evren, Kıyamet, Küçük Bilgin İmamı Azam, Selman!ı Farisi Yük Taşıyan Vali, Ashab-ı Kehf, Gazneli Mahmud’un Şükür Secdesi) isimli 6 adet senaryo bir adet tiyatro eseri yazmıştır. Son 10 yıl içinde 2000’in üzerinde makalesi gazete- dergi ve çeşitli internet sitelerinde yayınlanmıştır. Marmara Üniversitesi’nde takdimini yaptığı; ‘Anayasa Felsefesi’ne Giriş’, ‘Türk Devlet Felsefesi’ isimli sunumları bulunmaktadır.   ASAM’ın 2017 yılında tertiplediği 1. İslam Birliği Zirvesinde ‘İSLAM BİRLİĞİ İÇİN BİR VİZYON TEKLİFİ’ adlı sunumunu yapmıştır. İstanbul Yazarlar Birliği’nin üyesidir. DÜBAMDER ‘Dünya Basın Mensupları Derneği’ kurucu üyesidir. MABAMDER (Malatyalı Basın Mensupları Derneği) üyesidir. Malatya Platformu üyesidir. İstanbul Düşünce Enstitüsü’nün kurucu üyesidir. Avrasya Bir Vakfı’nda Müdürlük yapmıştır. Ensar Vakfı Akiller Divanı’nda her hafta ‘Haftalık Stratejik Raporu’ sunmaktadır. ASDER’e ve Ensar Vakfı Fatih Şubesi’ne üyedir. 50 civarındaki dernek ve vakıfla bağlantılıdır. 2015 yılında kurulan ‘Uluslararası Kudüs Derneği’nin’ Genel Başkanıdır.
Önceki İçerikKadınlar Gününe Dair
Sonraki İçerikHangi Dağa Çıkalım?
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.