Sosyolog ve Târihçi Doç. Dr. MEHMET BİLGİN ile PONTOS DEVLETİ* Hakkında Konuştuk.

275

(İkinci Bölüm)

Oğuz Çetinoğlu: Batılı araştırmacılar, Lâzlar hakkında da araştırmalar yapıyorlar mı?

Doç. Dr. Mehmet Bilgin: 1950 sonrası Anadolu’ya yayılan antropoloji, etnoloji, sosyoloji modern ilimler konularında uzman ‘Barış Gönüllüleri’, Lâzlar üzerinde çalışmaya başladıklarında, Lâzların Hıristiyan geçmişlerini hiç hatırlamadıklarını ve Lâz diye tanımlanan toplumun hâfızasında bu geçmişe âit hiç bir iz kalmadığını görerek, bunu hayretle karşıladıklarını yazmaktadırlar. Bu sebeple ‘Lâz Milleti Yaratma Projesi’nin en önemli çalışmalarından birinin Lâzlara Hıristiyan geçmişlerini hatırlatmak olduğunu söyleyebiliriz. Bu işin bayraktarlığını yapanlardan bir kısmının vaftiz olduğunu biliyoruz. Aşırı dindar bir Hıristiyan olan Feurstein*’in kişiliği bu konuda da belirleyici olmuştur. Başka bir merkez de, bölgenin Hıristiyan geçmişi ile ilgili bir proje yürüten Bryer*. O’nun Lâzlarla ilgilenmesi de daha çok bu bağlamdadır. Hıristiyan geçmiş kadar, kesin ve net olan bir diğer unsur ise Türk düşmanlığıdır. Fakat hitap edilen toplum, böyle bir görüşe yatkın değildir. Böyle düşünülmesine sebep olacak bir çatışma târihte yaşanmadığı için, bu maksatla eğitilmiş kadroların dışındaki kişiler bu görüşe karşı çıkmaktadır. Bu sebeplele başlangıçta çeşitli yayınlarda göze çarpan Türk düşmanlığının, bu aşamada işlenmesinden vazgeçilmiştir.

Son yıllarda gündeme gelen, dış kaynaklı Pontosculuk faaliyetleri ile daha çok Birinci Dünya Harbi ve Kurtuluş Savaşı sırasında Orta ve Doğu Karadeniz bölgesindeki Rum çetecilerin faaliyetleri hatırlatılarak mücâdele edilmeye çalışılmaktadır.

Konu ile ilgili Türkçe eserlere bakıldığında, 1800’lü yılların ilk yıllarından sonra başlayan ve 1923 yılında sona eren Pontosculuk hareketleri, 1900-1923 yılları arasındaki faaliyetlerine bakılarak anlamaya çalışılmalıdır. Mesele dün olduğu gibi bugün de çok boyutludur. Pontosculuk faaliyetleri, ilk başladığı günden Cumhuriyetin kurulduğu târihe kadar Orta ve Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan ve Rum olarak adlandırılan, fakat etnik köken itibariyle ağırlıklı Türk kavimlerine mensup olmakla birlikte Ortodoks Hıristiyan olan bu insanlar Kilise kullanılarak bölgeyi Osmanlıdan koparmak gayesini gütmektedir. Bu maksatla konuya ilk el atan devlet yine Rusya olmuştur.

Karadeniz’e indikten sonra Boğazları ele geçirip sıcak denizlere açılmak Rusların millî politikasıydı. 1917’de Çarlık Rusya’nın yerini Sovyetler aldıktan sonra bile bu siyâsetin değişmediğini Stalin bir defa daha hatırlatmıştır.

Karadeniz’de donanma hazırlayan Ruslar, Karadeniz sâhillerinde yayılma plânlarının bir parçası olarak Trabzon’u da ele geçirmek istemekteydiler. Bu gaye ile hazırlıklar yapmış, Kasım ve Haziran 1806’da yapılan iki keşif harekâtından sonra 1810 yılında Trabzon ve bölgesini işgal etmek için hazırladıkları filoya, Rus askerlerinin yanı sıra bölgedeki Rumlardan alıp eğittiği bir grubu da dâhil etmişlerdi. Bunlar bölgede Ruslara yol gösterecek, yerli Rumlarla irtibat kurmalarını sağlayarak, Osmanlıya karşı ayaklanmalarını temin ……………………

Wolfgang Feurstein (1941-   ): Barış Gönüllüsü. Lâz alfabesini hazırlayan Alman etnograf ve kafkasolog. Lazlar başta olmak üzere Hemşinliler, Megreller ve Svanlar üzerine araştırmalar yapmıştır.

  Anthony Applemore Mornington Bryer: (1937 – 2016) Britanyalı târihçi ve Bizantolog. Doktorasını Balliol College’de Trabzon İmparatorluğu (1204-1461) üzerine yazmıştır. Atina Üniversitesi, Dumbarton Oaks Enstitüsü ve Oxford’daki Merton College’da burslu olarak bulunmuştur.

edecekti. Ayrıca gemilere, kışkırtmalar sonucu Ruslara katılacak olan yerli Rumlara dağıtılmak üzere silâh ve cephâne de yüklenmişti. Hıristiyan ve Ortodoks olma öğesini kullanarak Kuzey Doğu Anadolu’daki Rumları tahrik eden Ruslar, 1916 yılında bölgeyi işgal edene kadar bu tür çalışmalarını devam ettirmiş ve bölgeyi işgal ettiği zaman yerli Ortodokslara  ‘Ortodoks Çarın yönetimi altında yaşamanın ötesinde’ bir şey vaat edip sunmamıştı.

Bu sırada İngiltere, zaman zaman Rusya ile müttefik olsa da, Rusların sıcak denizlere inme politikalarını yakından tâkip etmiş, özellikle Hindistan’ı elinde tutabilmek için Rusların hedef aldığı coğrafya ve etnik varlıklarla yakından ilgilenmiştir. İngiltere’nin ve içinde bulunduğu Batı dünyâsının bölgede tâkip ettiği siyâset, kendi siyâsî ve iktisâdî çıkarları için bölgedeki kısaca Rum diye adlandırdığımız Ortodoks grupları, yeni ortaya çıkan Yunanistan devleti ile oluşturmaya çalışılan ‘Yunan milletinin’ bir parçası hâline getirmekti. Bu maksatla yazdırılan târih kitaplarında; ‘Karadeniz bölgesinde yaşayan Rumlar; ilk çağlarda Karadeniz sâhillerinde ticârî koloniler kurmuş olan eski Yunanlılarının torunları’ olarak anılmaya başlandı. Oysa bugün Yunanistan’da yaşayan Yunanlıların büyük çoğunluğu ve Doğu Karadeniz bölgesinden giden Ortodokslar ilk çağ Yunan medeniyetini oluşturanların torunu değildi. Doğu Karadeniz bölgesinde Rum kültürünün yayılması Ortodoks Hıristiyanlığın yayılması ile eş zamanlıdır.

19. yüzyıl başında Batı dünyâsı, bu bölgedeki Rumlarla bire bir temasa geçmiş ve konsolosluklar açmaya, bölge limanlarına gemi seferleri düzenleyip buradan İran’a uzanan ticâreti organize etmeye çalışmışlardı. Bu gelişmenin sonucu olarak bölgede zengin Rum tüccarlar ve bankerler ortaya çıkmıştı.

Çetinoğlu: Trabzon Rumları ile Yunan Rumları aynı dili mi konuşuyorlardı?

Doç. Dr. Bilgin: Trabzon Rumcası, Rumeyka veya Pontos Rumcası denilen dil, bunların ortak lisanı değildi. Aralarında Lâzca konuşan veya Türkçe’den başka dil bilmeyen gruplar da vardı. Hatta Türkçeden başka dil bilmeyenlerin 19.yy sonları 20.yy ilk yıllarında bölgenin her yerinde açılan ve Yunanca öğretip Yunanca eğitim veren okullarla ikinci dillerini öğrenenler Türkçeyi Yunanistan da bile terk etmeye yanaşmamışlardı. Yunanistan’da “Bafralılar Sorunu”  dediği Bafralı (Kumanos) Kuman/Kıpçak Türlerinin birkaç nesil Türkçeyi terk etmek bir yanan Yunanca öğrenmeyi dahi reddetmişlerdi. Kaldı ki Pontos Rumcası denilen dil ile bugün Yunanistan’da konuşulan Yunanca birbirleriyle anlaşmaya imkân vermeyecek kadar farklıdır. Çünkü Pontos Rumcası, arkaik Yunanca, Türkçe, Farsça, Arapça, Lâzca ve artık konuşulmayan mahallî dillere âit kelimelerden oluşan bir dildi. Bu şekliyle bile kendi içinde Tonya Rumcası ve Çaykara Rumcası olarak ayrılan ve mahallî farklılıklar gösteren dil, sâdece Yunanistan’da konuşulan Yunanca’dan değil, İstanbul’da konuşulan Rumca’dan da oldukça farklıdır.

Osmanlı yönetimi tarafından Ortodoks kilisesinin etrafında Rum milleti olarak organize edilen bu topluluğa Ruslar, Ortodoks-Hıristiyan olarak yaklaşırken, Batılı emperyalist güçler, ‘Yunanlılık kimliği’ aşılamak istemişti. Batılı araştırmacılar bölge halkına Yunan kimliğini aşılamak işini bugün bile ‘Karadeniz Rum-Hıristiyan topluluklarının rönesansı’ olarak göstermektedir. Oysa bu, günümüzde örneğine sıkça rastlanan emperyalizmin, hedeflerine ulaşabilmek için etnik milliyetçilik kışkırtmasından başka bir şey değildir.

Çetinoğlu: Yer yer kullandığınız ‘Postmodern Pontosculuk’ kavramını açıklamanız mümkün mü?

Doç. Dr. Bilgin: Postmodern Pontosculuğu, klâsik Pontosculuktan ayıran en önemli unsur, artık Türklerin elinden alınmak istenen Doğu Karadeniz bölgesinde Ortodoks-Hıristiyan cemaati kalmamasıdır. Postmodern Pontosculuk, Doğu Karadeniz bölgesinden bir mübâdele anlaşması ile Yunanistan’a göçen Doğu Karadenizli göçmenler arasında, Yunanistan toprağına adım attıkları andan itibaren başlatılmıştır. İngiliz Kraliyet ailesinin sağladığı fonlarla araştırma enstitüleri kurulmuş ve Anadolu’dan gelen göçmenlerle görüşmeler yapılıp, onların geldikleri yerlerde yaşadıkları savaş hâtıraları derlenmiş, getirebildikleri folklorik, etnoğrafik ve dinî materyallerin yanı sıra belge, fotoğraf gibi belgeler derlenip tasnif edilmiştir. Anadolu’daki günlük hayatlarına ve kültürlerinin dil, folklor ve etnografyasına dâir bu bilgilerin derlenip saklanması için o gün Yunanistan’ın şartlarının çok ileride olan bir çalışma başlatılmıştır.    

Çetinoğlu: Postmodern Pontosculuğun hedefi nedir?

Doç. Dr. Bilgin: Postmodern Pontosculuk diye adlandırdığımız dönemdeki faaliyetlerin iki hedefi vardı. Birincisi, Yunanistan nüfusunun 2/3’lük büyük bir kısmını teşkil eden göçmenlerin, kendilerine daha önce anlatılan Târihî Yunan milletinin bir parçası oldukları hikâyesine rağmen, Yunanistan’da karşılaştıkları gerçeğin ortaya çıkardığı kültür ve kimlik problemlerinin üzerini örtmek ve devamlı körüklenen Türk düşmanlığına dayalı bir milliyetçilik baskısı ile bu insanları bir arada ve kontrol altında tutmak.

Böylece farklı coğrafyalardan, farklı etnik kökenlerden gelerek, 19. yüzyılda oluşturulan modern Yunan milletine dâhil edilen ve Ortodoksluk inancı dışında ortak bir yanları bulunmayan bu insanların, geçmişlerini serbestçe sorgulayıp yaşananların gerçek sorumlularını teşhis etmeleri de önlenmiş oluyordu. Devamlı suçlanan bir düşman ve o düşmandan kaynaklanan tehdit algılaması, geçmişteki gerçeklerin üstünü örttüğü gibi aynı zamanda yaşanan ekonomik, sosyal, siyâsî ve kültürle alâkalı problemlerin de örtbas edilmesine yaramaktadır.

Postmodern Pontosculuk faaliyetlerinin ikinci hedefi ise Türkiye Cumhuriyeti idi. Türkiye’ye yönelik faaliyetlerin bir bölümünü geçmişte olanların hesabının görülmesi şeklinde özetlenebilir. Bu kısaca, Türkiye’ye bir soykırım iddiası yöneltmek, bu iddiayı önce çeşitli batı parlamentolarına kabul ettirmek ve nihâyet Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkûm ettirilmeye yönelik faaliyetlerle desteklemek olarak açıklanabilir. Bu çerçevede Yunanistan’da 19 Mayıs katliam günü olarak anılmaktadır. Bu da konunun Yunanistan’da bir devlet politikası olarak ele alındığını göstermektedir. Ayrıca Avrupa, Parlamentosunun çeşitli komisyonlarında bu konu değişik boyutları ile tartışılmaya başlanmıştır.

Bir başka sebep de Karadeniz Bölgesinden Yunanistan’a göçenlerin bu gün bile çözemedikleri kültür ve kimlik problemlerinin üstünü örtebilmektir. Bilindiği gibi, son yıllarda Rusya’dan göçenlerle birlikte, Karadeniz göçmenlerinin sayısı Yunanistan nüfusu içinde önemli bir miktara ulaşmıştır. Çözülemeyen problemlerden dolayı, Yunanistan’daki millet devlete yönelebilecek tepkileri, bu tür organizasyonlarla Türkiye üzerine çevirerek, onları aşırı milliyetçi bir baskı altında tutmak Yunanistan’ın tâkip ettiği politikaların ana çizgisini oluşturmaktadır. Postmodern Pontosculuk faaliyetlerinin üçüncü hedefinin de, bölgede yeni bir etnik grup oluşturmaya yönelik olduğunu söylemek için kâhin olmak gerekmez. Yunan tarafının ‘o’ iddiası ve bu iddiayı özellikle Türk tarafında olan kişilerle dile getirmeye çalışması olayın sistematik, orta ve uzun vadeli hedefleri.

Çetinoğlu: Anadolu Pontos Devleti’in Yunanlılık ve Yunan kültürü ile bağlantısı var mıdır?

Doç. Dr. Bilgin: Anadolu Pontos Devleti’nin, gerek devlet kurucu sülâle, gerekse devletin esâsını teşkil eden halk olarak Yunanlılıkla ve Yunan kültürü ile bir alâkası yoktur. Halkı tamamen bölgenin yerlisi, yönetici sülâlesi de İran’ın bölgedeki yöneticilerinin soyundan gelmektedir. Bilge Umar*, Anadolu Pontos Devleti halkının 5. yüzyılda başlayan Rumlaştırma (Fener Rum Patrikhanesine bağlı Hıristiyan-Ortodokslaştırma) döneminden yüzyıllarca öncesinde Pontos Kappadokyasına özgü yerli kültürü yaşattığını belirtmektedir. Anadolu’yu Roma’ya karşı savunmuştur. Roma ordularını durduran zaferleri Roma şehrinde bile saygı ile karşılanmıştır

Yirminci yüzyılın başlarında Merzifon Amerikan Koleji’ndeki târih öğretmenleri, o günkü paylaşım düzeni doğrultusunda kurulması ve bölgedeki Hıristiyan – Ortodoks halkı esas alması düşünülen

Rum-Pontos Devleti’nin târihî temeline, Anadolu Pontos Devletini oturtmaya çalıştılar. Böylece birbirinden ayrı iki unsur bir takım siyâsî hedefler doğrultusunda birbiri ile karıştırdılar.

Birinci Dünya Savaşı öncesi paylaşım plânları içinde Doğu ve Orta Karadeniz’de bir Pontos-Rum devleti kurulması hedef olarak kabul edilmişti. Ama Trabzon Başpiskoposu Hırisantos  Birinci Dünya Savaşı sonrası barış görüşmelerinin yapıldığı Paris’e, Pontos dâvâsını savunmak maksadıyla gittiği zaman, İngiltere bir politika değişikliği yapmış ve Yunanistan Başbakanı Venizolos’a durumu Hırisantos’a açıklama görevi vermişti. Açıklanan yeni politikaya göre Pontos bölgesi Ermenistan’a bağlanmıştı. İtiraz etmeye yeltenen Hırisantos azar yemiş ve verilen talimatla Erivan’daki Ermenistan yöneticileri ile bu doğrultuda anlaşmalar yapmak üzere Güney Kafkasya’ya gönderilmişti. Hırisantos’un hatıratında bunlar vardır. Trabzon ve Batum’da itirazlarla karşılanan Hırisantos, o güne kadar yok saydığı Trabzonlu Türklere müşterek bir devlet kurma teklifi iletmiş, Batum’daki Trabzonlular ise bu karara itiraz için ‘Pontos Cumhuriyeti’ni ilan etmişlerdi. Ama emir büyük yerdendi ve Hırisantos Ermenilerle imzalaması istenen anlaşmaları imzalayarak belgelerini Paris’e göndermişti. İngilizlerin amacı Ermenilere Anadolu’nun doğu yarısını verip kurulacak Büyük Ermenistan’ın mandaterliğine Amerika Birleşik Devletlerini getirip, Rusya’nın Akdeniz’e inmesinin önünde ABD’nin garantisinde büyük bir tampon koymaktı. Bu hazır lokmayı Wilson* ‘ABD Osmanlıya savaş ilân etmedi. Bu teklifinizi kabul edersek Osmanlıya ayıp olur’ sözüyle alay eder gibi reddetti. ABD’nin asıl amacı Avrupa’yı işgal etmekti. Nitekim 2. Dünya Savaşı sonunda bu isteğini de gerçekleştirdi.

Çetinoğlu: Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim.

Doç. Dr. Mehmet Bilgin: Ben de size ve zaman ayıran okuyuculara teşekkür ederim.

……………………….. 

*Prof. Dr. Ahmet Bilge Umar (1936 – 2023): Türk hukukçu, profesör, târihçi, yazar ve araştırmacı. 

*Thomas Woodrow Wilson (1856 –  1924): Amerikalı akademisyen, târihçi ve siyasetçidir. Amerika Birleşik Devletleri’nin 28. başkanıdır.

Doç. Dr. MEHMET BİLGİN: 1955 yılında Trabzon’un Sürmene ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini burada tamamladı. 1978 yılında Ankara Üniversitesi Dil-Târih ve Coğrafya Fakültesi Kütüphanecilik Bölümü’nden mezun olduktan sonra Sürmene’ye döndü ve baba tezgâhında tıbbî bitkiler ve çiçek soğanları ihracatı ile meşgul oldu. Doğu Karadeniz Bölgesi’nin Târihi ile ilgilenmeye bu dönemde başladı. Ortaokul döneminden bu yana okuduğu eserlerin yanı sıra bölgede yaptığı detaylı araştırma gezileri, kitaplarına temel teşkil etti. Doğu “Yerel Târih” ile ilgilenmeye bu dönemde başladı. Okuduğu eserlerin yanı sıra bölgede yaptığı detaylı araştırma gezileri, kitaplarına temel teşkil etti. Doğu Karadeniz Bölgesi’nin Târihi ile ilgili eserlerin çoğunun ön yargılı, yetersiz ve birbiri ile çelişen bilgilerle dolu olduğunu görmesi onu birinci el kaynaklara yöneltti. Bu sebeple 1988’den itibaren Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Topkapı Sarayı ve Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde araştırmalar yaptı. Bu dönemde Samsun, Giresun ve Trabzon’da düzenlenen Târih Sempozyumlarında bildiriler sunan yazarın çeşitli kitap ve dergilerde yazıları yayınlandı. Mehmet Bilgin’in ilk kitabı, 1990 yılında yayınlanan ‘Sürmene Târihi’ adlı eserdir. Kitap sâdece Sürmene’nin değil bütün Doğu Karadeniz Bölgesinin târihine kaynak ve örnek olabilecek bir hacimdedir. İkinci kitabı ‘Madur Dağı Savaşı’ adlı ile 1991 yılında yayımlandı. Aynı kitabın genişletilmiş 3. baskısı; ‘Rus İşgalinde Trabzon Direnişi’ adıyla yayınlanmıştır. Kitapta, Birinci Dünya Savaşında Karadeniz Sahillerinde ve 1916 yılının Haziran-Temmuz aylarında, Ruslar tarafından işgal edilen Trabzon’u geri almak için Türk kuvvetleri tarafından Bayburt’tan Karadeniz sahillerine doğru bir çizgide başlatılan harekât ve harekâtın birinci ayağında yapılan savaşlar anlatılmaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesi’nin târihi ve kültürel değerlerine duyduğu ilgiyi, bölge hakkında araştırmalar yaparak devam ettiren Mehmet Bilgin, 1990 yılı sonlarında İstanbul’a yerleşti. Burada, ticaret yaparak geçimini temin etmeye ve araştırmalarını finanse ederek çalışmalarını sürdürmeye devam etti. Davet edildiği ulusal ya da uluslararası sempozyumlara katılarak bildiriler sundu. Doğu Karadeniz Târih Kültür İnsan adlı 3. kitabı 2000 yılında yayınlandı. Bu kitap, Doğu Karadeniz Bölgesinin etnik târihi ile ilgili detaylı bir çalışmadır. 2002 yılında bu çalışmasından dolayı, Türk ocakları tarafından ‘Ziya Gökalp Türk Ocakları İlim ve Teşvik Armağanı’na lâyık görüldü. ‘Doğu Karadeniz’de Bir Derebeyi Ailesi Sarıalizâdeler (Sarallar)’ adlı dördüncü kitabı 2006’da yayınlandı. Kitapta, Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki sosyal yapı ve bu yapının oluşma süreci, mikro seviyede ama detaylı bir şekilde ele alınır. 2007 yılında yayınlanan ‘Karadeniz’de Post Modern Pontosculuk’ adlı beşinci kitabı; isminden de anlaşılacağı gibi, Doğu Karadeniz Bölgesindeki dış kaynaklı etnik ayrıştırmayı hedefleyen faaliyetleri ele almaktadır. 2010 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Din Sosyolojisi dalında Yüksek Lisansını Trabzon Vilayetinde İki Din Taşıyanlar adlı tezi ile tamamladı. Belli bir tempoyla çalışmalarını sürdüren Mehmet Bilgin’in altıncı eseri ‘Karadeniz Dünyası’ Ötüken Neşriyat tarafından 2014 de yayınlandı. Karadeniz konusunda makro ve mikro seviyede araştırmalardan oluşmuş, ‘bu eseri, Karadeniz ve etrafındaki coğrafyaya, Târihî temelde çok farklı bir bakış açısı sunar. Bir Cumhuriyet Milletvekili Sami Kumbasar’ adlı yedinci eseri, Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki sosyal yapıyı, öncekilerden daha farklı bir kesitte ele alıp açıklamasının yanı sıra; 1968-1980 arasında Türk siyâsî hayatına da ışık tutması bakımından önemlidir. 2015 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Târih Bölümünde Doktora eğitimini tamamlayan Mehmet Bilgin’in Doktora Tezi 2016 yılında Ötüken Neşriyat tarafından Teşkilât-ı Mahsusa’nın Kafkasya Misyonu ve Operasyonları’ adıyla yayınlandı. Bu konuda çalışmalarına devam eden Mehmet Bilgin, eksik, yanlış bilinenler ve önyargılara işaret eden Teşkilât-ı Mahsusa Nedir? Ne Değildir? Adlı eseri, 2022 de yayınlandı. Doç. Dr. Mehmet Bilgin hâlen İstanbul Aydın Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Târih Bölümünde hocalık yapmaktadır.

(BİTTİ)

Önceki İçerik27 Mayıs 1960 Darbesi
Sonraki İçerikHayat size verilmiş boş bir film her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın./Ara Güler
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.